BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > “Mücevherli Minare” artık parıldamıyor!..

“Mücevherli Minare” artık parıldamıyor!..

Evet, Süleymaniye Camii’nin inşaası için, ülkenin dört bir yanından ırgatların en güçlüleri, taş ustalarının en hünerlileri, duvarcıların en ünlüleri aranıp bulundu. Haliç’e bakan bu çıplak tepe, bir anda arı kovanına dönmüştü...



Süleymaniye’nin temeline ilk kazma vurulmuştu... Irgatlar gece gündüz demeden çalışıyorlardı. Temel kazma işi bitecek gibi görünmüyordu. Ne kadar kazılsa yeterli bulmuyordu Sinan. Temeller, iyice derine indikten sonra kazma işi durduruldu. Bu kez, duvarcılar işe girişti. Temeli, kesme taşlarla örmeye başladılar. Bu iş bitince Mimar Sinan işi durdurdu. Birçok ustayla işçiyi paralarını ödeyip memleketlerine gönderdi. Zaten kış gelmişti... İşin birdenbire durdurulması herkesi şaşırtmıştı. Daha yerin üstünde yükselmiş ne bir tek duvar, ne de dikili bir mermer sütun vardı. Yapıma hiç başlanmamıştı sanki... Kanuni biliyordu ki... Yapımın durması hem ülke içinde, hem de ülke dışında türlü dedikodulara yol açtı. Ancak Kanuni, yapının temelin yerleşmesi için bir süre özellikle durdurulduğunu biliyordu... Nitekim, kışın bitiminde memleketlerine giden taş ustaları, duvarcılar, ırgatlar İstanbul’a dönmeye başladılar. Yapıma yeniden başlanmıştı... Yapımın bir süre durdurulması, İran Şahı Tahmasb’a caminin yapımından vazgeçildiği biçiminde yansıtıldı. Şah, Hemen çok değerli mallarla değerli taşlardan oluşan bir sandık mücevher hazırlattı. Bunları bir elçinin eşliğinde İstanbul’a gönderdi. Kanuni, Tahmasb’ın davranışını saygısızca bulmuştu. Elçiye dönerek şunları söyledi: -Senin Şahının ne böyle bir cami yaptıracak gücü, ne de böyle bir camiyi yapacak mimarı vardır! Kanuni, elçiye bunları söyledikten sonra Mimarbaşı Sinan’a döndü: -Sana verdiğim bu mücevherleri tez yapım alanına götür. Hepsini öteki taşların arasına katıp caminin yapımında kullan! Mimar Sinan da mücevher dolu sandığı yapım alanına taşıttı ve elçinin hayretten açılmış gözlerinin içine baka baka mücevherleri işçilerin kardığı harcın içine kattı. Güzelliğin sembolü oldu!.. Derler ki, Koca Sinan, gelen mücevherlerden bazılarını minarelerden birinin taşları arasına süs olarak yerleştirdi. Onun için de “Mücevherli Minare” adını aldı. Yazık ki, Mücevherli Minare’nin parıltısı uzun sürmedi. Güneş, yağmur, kar bu süs taşlarının parıltısını köreltti. Ama yüzlerce usta elin yonttuğu, bir o kadar işçinin sırtında taşıdığı, sonra da üst üste dizdiği ak taşlarla kara taşlardan oluşan aynı minare, kara, yağmura, fırtınaya, depremlere bana mısın demeden dimdik ayakta kaldı. Sağlamlığı ile güzelliğini günümüze kadar korudu. Mücevherin aldatıcı parıltısı yerine, sağlamlık güzelliğin sembolü oldu...
Kapat
KAPAT