BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Hatada ısrar, helâke sebeptir...

Hatada ısrar, helâke sebeptir...

Kusursuz, hatasız insan olmaz. Kusurunu, hatasını bilmek, o kimse için tövbedir. Tövbe eden, hatada ısrar etmemiş olur. İşlenen hatadan dolayı özür dilenmezse, tövbe edilmezse, hatada ısrar edilmiş olur...



Hata; yanlışlık, yanılma, günah, kabahat, kusûr gibi anlamlara gelir. Hatâ, insanın şânındandır, çünkü insan, hata edecek şekilde yaratılmıştır. “Hatasız kul olmaz” sözü meşhurdur. Ancak hataya devam etmek tehlikelidir. Hata işlemeye devam, hatada ısrar etmek demektir. Hatada ısrar etmek ise, aklın az olduğunun alametidir yani ahmaklıktır. Ahmet Zerrûk hazretleri buyuruyor ki: “Masûm olmak, kusûrsuz olmak, Peygamberlere mahsûstur. Velînin masûm olması şart değildir. Isrâr ve devâm olmadan, büyük günâh işlemek, vilâyeti bozmaz. Velî, günâhından vazgeçer ve tövbe eder. Günâh işlemek, insanı helâk etmez. Günâha devâm etmek, tövbeyi terk etmek, helâk eder. Âdem aleyhisselâmın zellesi ile, İblîsin isyânı, bundan dolayı farklı oldular.” Günâh işlemeye kasdetmek, az işlese dahî, ısrâr etmek olur. Kasdetmek, niyyet etmekle, irâde etmekle ve karar vermekle olur. Karar verip bir kerre yaparsa, ısrâr olur. Hiç yapmazsa, devâmlı yapmaya kasdetmesi, karar vermesi ısrâr olmaz. Günâh işledikten sonra, pişmân olunmazsa ve hele günâh işlemek tatlı gelirse, günâha ısrâr etmek, dadanmak olur. Pişmânlık, tövbenin bir parçasıdır. Küçük günâhlara ısrâr etmek, büyük günâh olur. Küçük günâhı küçük görmek ve küçük günâh işlediğini söyleyerek övünmek de, büyük günâh olur. Büyük günâh işlemeye ısrâr etmek de, küfre yani imanın gitmesine sebep olur. Câfer-i Sâdık hazretleri; “Bir hatâ işlediğiniz zaman istigfâr edin, hatâda ısrâr helâk olmaya sebeptir” buyurmuştur. “Hiç insaflı davranmıyorsun” Sehl bin Abdullah-ı Tüsterî hazretleri buyurdu ki: “Allahü teâlânın, insanlara şu şekilde hitâb etmediği hiçbir gün yoktur: (Kulum! Hiç insaflı davranmıyorsun. Ben seni anıyorum ama, sen beni unutuyorsun. Seni kendime dâvet ediyorum fakat sen, başkalarının dergâhına gidiyorsun. Ben dertleri belâları senden uzaklaştırıyorum. Lâkin günah üzerinde ısrâr ediyorsun. Ey Âdemoğlu! Yarın kıyâmette huzûruma gelince mâzeret olarak ne söyleyeceksin?)” Kusursuz, hatasız insan olmaz. Kusurunu, hatasını bilmek, o kimse için tövbedir. Tövbe eden, hatada ısrar etmemiş olur. İşlenen hatadan dolayı özür dilenmezse, tövbe edilmezse, hatada ısrar edilmiş olur. Sünnetleri özrsüz olarak kılmamakta ısrâr etmek, küçük günâh olur. Sünnete ehemmiyyet vermeyenin ise, imanı gider. Yalan söylemek, gıybet etmek, büyük günahlardandır. Fakat yalan söylemeye, gıybet etmeye devam edilirse, bunlarda ısrar edilirse, son nefeste imansız gitme tehlikesi baş gösterir. Din büyükleri; “Açıkça bir büyük günâh işleyen veyâ küçük günâh işlemekte ısrâr eden kimse, âdil olamaz. Bunun şâhitliği kabûl edilemez” buyurmaktadırlar. Muhammed Rebhâmî hazretleri buyuruyor ki: “Haramları, Allahü teâlânın yasaklarını, büyük ve küçük günah diye ikiye ayırmışlar ise de, küçük günahlardan da, büyük günah gibi kaçınmak, hiçbir günâhı küçümsememek gerekir. Çünkü, Allahü teâlâ intikâm alıcıdır. Gadabını, düşmanlığını günâhlar içinde gizlemiştir. Küçük sayılan bir günâh, intikâmına, gadabına sebeb olabilir.” “Tövbenizi duyurunuz!” Günâh işleyecek kimsenin, bu günâhtan vazgeçmesi, Allahü teâlâdan korktuğu için veyâ insanlardan hayâ ettiği için, yâhut başkalarının yapmasına sebep olmamak için olur. Allahü teâlâdan korkarak terk etmenin alâmeti, o günâhı gizli olarak da işlememektir. İnsanlardan hayâ etmek, onların kötülemelerinden korkmak demektir. Başkalarının günâh işlemelerine sebep olmak, yalnız yapmaktan dahâ çok günâhtır. Başkalarının bu günâhı işlemelerinin günâhları da, kıyâmete kadar bunlara sebeb olana yazılır. Bir hadîs-i şerîfte; (İnsan günâhını dünyâda gizlerse, Allahü teâlâ da, kıyâmet günü, bu günâhı kullarından saklar) buyuruldu. Başka bir hadis-i şerifte de: (Gizli yapılan günâhın tövbesini gizli yapınız! Açıkça işlenen günâhın tövbesini açıkça yapınız! Günâhınızı bilenlere, tövbenizi duyurunuz) buyurulmuştur. Herkese vera sâhibi olduğunu bildirmek için, günâhını saklamak ve gizli olarak devâm etmek ise, riyâ olur. İmâm-ı Kastalânî hazretleri buyuruyor ki: “Günâh işleyen kimsenin kalbini zulmet kaplar. Kalbi karanlıklarla dolar. Gittikçe bid’at ve dalâlete, sapıklığa düşer. Zulmeti şiddetlendikçe, yüzünde de belli olur. Herkes bunu görmeye başlar. Onun içindir ki, bid’at ehlinin ve bozuk fırkalara mensûb kişilerin, zındıkların, kâfirlerin yüzünde aslâ nûr yoktur.” “İbret almak istersen!” Bir kimsenin kalbinin kararmış olmasının alâmeti, günahlardan, üzüntü duymaması, günahta ısrar etmesidir. İşlediği günahlardan dolayı kalbi o kadar kararır ki, artık nasihat tesir etmez, gafletten uyanmaz. Atâ-i Horasânî hazretleri buyurdu ki: “Büyüklerimizden birisi, hatâ ve noksanlarını avucunun içine yazar, avucuna bakıp, hatâ ve noksanlarını görüp hatırlayınca, eli titrerdi.” Nefs, bir kötülük deposudur. Kendini iyi sanarak cehl-i mürekkeb olmuştur. Nefse, günahlardan kaçmak, ibadet yapmaktan daha güç gelir. Onun için günahtan kaçmak daha sevaptır. İmâm-ı Şâfiî hazretleri buyurdu ki: “İbret almak istersen, hatâ sâhibi kişilerin âkıbetlerine bak da kalbini topla!”
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT