BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > SEN ÖLME, DAYANAMAM

SEN ÖLME, DAYANAMAM

Genç annenin nurani yüzünde ağlama belirtisi yoktu ama, gözle görülür bir yaş tanesi yanağından hızla yuvarlanıp kucağına düştü. Yarı örtülü başını otomobilin camından içeri çevirdi, kocası gördü mü diye... Son yetmiş iki günde yaşadığı inanılması ve dayanılması güç şeyleri düşünüyordu. Ve yakıcı, yıkıcı bir ziyarete gidiyordu.



Genç annenin nurani yüzünde ağlama belirtisi yoktu ama, gözle görülür bir yaş tanesi yanağından hızla yuvarlanıp kucağına düştü. Yarı örtülü başını otomobilin camından içeri çevirdi, kocası gördü mü diye... Son yetmiş iki günde yaşadığı inanılması ve dayanılması güç şeyleri düşünüyordu. Ve yakıcı, yıkıcı bir ziyarete gidiyordu. *** On yedi yaşındaki sarışın delikanlı doktora yalvarıyordu: - Benim kanım tutuyor, ne olur benden alın. - Oğlum, kaç kere söyledim, on sekiz yaşında olman gerekir diyorum ya... Baban bulmaya gitti nasılsa, bekleyelim. Tamam mı? Tam o sırada özel hastanenin başhekimi oradan geçiyordu, bu küçük tartışmayı duyunca ilgilendi: - Hayırdır? Çocuktan önce doktor atıldı: - (H....) Bey, bu delikanlının annesi ameliyat olacak da, iki ünite taze kan arıyoruz. Ben vereyim diye tutturdu. Ama böyle boyuna posuna bakmayın, on yedi yaşındaymış. Başhekim: - Olsun, birini ondan alın, deyince çocuğun gergin yüzü yumuşadı. Baba uğraşı Matbaa Meslek Lisesi’ne giden çocuk, annesinin hastalığı belli olalı uyur-gezer gibiydi. Bir haftadır okula da gitmiyor, annesinin “son günlerini” birlikte geçirmek istiyordu. *** Dram bu mutlu ailenin kapısını çalalı on beş gün olmuştu. Anne sürekli karın ağrıları sebebiyle ve öylesine gittiği doktordan, yıkılmış olarak döndüğünde... Dahiliye doktoru, önündeki ultrason filmini incelemiş: - Anneciğim lafı dolaştırmayacağım, demişti. Bunlar hayatın gerçekleri... Üstelik ne kadar erken davranırsanız o kadar iyi olur. Rahim ağzı kanseri söz konusu... Bir de tomografi çektireceğiz. Sanırım bir ameliyat görünüyor size... Dediğim gibi umutsuzluğa düşmeyin. Çocuğunuz var mı? Kadın ses çıkaramamış, sadece başparmağı ile “bir” diye işaret etmişti. *** Üç gündür hastanedeydiler. Annenin başında baba ve oğul... Hasta yatağının karşısında bir refakatçi yatağı, iki yatağın ortasında da bir koltuk.. Ertesi gün ameliyat vardı. Anne artık bu fikre alışmıştı. - Akşam ilaçların etkisiyle olacak, erken uyumuşum. Refakatçi yatağında hanginiz yattınız bu gece? Baba yatağın üstünde, oğul koltukta oturuyordu. Çocuk kafasını kaldırdı: - Ben yattım, ne oldu, horladım mı? - Yok canım, yok bir şey. *** Ertesi gün annenin operasyonu başarı ile gerçekleşmişti. Öyle ki, ameliyatın üçüncü gününde taburcu olmaya hazırlanıyordu. Oğlunun kolunda lavaboya gidip geldikten sonra, kendi yatağını bizzat kendisi düzeltmiş, valizini hazırlıyordu. - Diş fırçamı hanginiz kullandınız? - Ben, dedi oğlu. Anne kaşlarını çattı. *** Aile o gün hastaneden çıkamadı. Annenin, refakatçi yastığında ve diş fırçasında gördüğü kan sebebiyle korktuğu başına gelmişti. Ameliyat öncesi, annesi için çocuktan kan alan doktor, daha sonra başhekime gitmiş, kandaki eksiklikten bahsetmiş, anne için başka kan bulunmuştu. Şimdi, başhekimin odasına çağırdıkları matbaacı babaya meseleyi anlatmaya çalışıyordu iki doktor: - Sorun, çocuğun lenf bezesinden kaynaklanan lenfomalar, amcacığım... “Amca”, doktorların iyi şeyler söylemediğini anlıyordu ama ne dediklerini anlamıyordu. Kelimeler taş parçası gibi kafasına çarpıp duruyordu: - İlkel sinir hücrelerinden.... köken alan nöroblastomlar... tabii son zamanlarda yaşadığı aşırı üzüntü ve stres de... tetiklemiş olabilir. Özetle, çocuğun kanının ileri tetkiki ile problem ortaya çıkmıştı: Lösemi (kan kanseri.) Ve genç vücut, aynı hastanede yapılan tedaviye cevap vermemiş, bir hafta sonra evine çıkarılmış, evindeki sekizinci günde de ölmüştü. Baba ile anne, elli iki gün sonra ilk kez birlikte mezarlığa gidiyordu. --------------------------------- Cuma günleri yayınlanır
Kapat
KAPAT