BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Fener Daum’a teslim

Fener Daum’a teslim

Korkunun ecele faydası var mı? Christoph Daum’a soruyorum, Süper Lig’in altını üstüne getiren F.Bahçe bu mu? Bir şey daha soruyorum, “Türkiye’de futbol keyfi diye keçi boynuzu mu çiğniyoruz?” Lütfen umutlarımızı kırmayın.



Korkunun ecele faydası var mı? Christoph Daum’a soruyorum, Süper Lig’in altını üstüne getiren F.Bahçe bu mu? Bir şey daha soruyorum, “Türkiye’de futbol keyfi diye keçi boynuzu mu çiğniyoruz?” Lütfen umutlarımızı kırmayın. *** F.Bahçe’nin oyun sisteminde Aurelio’nun ne kadar önemli bir futbolcu olduğu dün bir kere daha görüldü. Sarı - lacivertlilerin, Real Zaragoza ile yaptığı Avrupa mücadelesinde sahada onun gibi mükemmel top çalan ve buluştuğu topları Marco Aurelio kadar ustaca kullanan bir futbolcu ne yazık ki yoktu. Oysa Daum bu futbolcunun eksikliğini hissetmemek için “galibiyet”üstüne kurduğu; 4-4-2 düzenindeki oyun plânında Serhat ve Mehmet Yozgatlıgibi iki hücumcuyu kenarda tutup, maça Serkan’la başlayarak takımın savunma yapısını güçlendirmeyi amaçlamış ve Selçuk’un da daha rahat hareket etmesini hedeflemişti. Aslında bu düşünce savunma açısından ilk yarı prim de yaptı. Çünkü, İspanyol takımı da sahaya kontrollü çıkmıştı. Victor Munoz, Javi Moreno gibi başarılı bir forveti kulübede tutup, yerine Soriano’yu alarak orta alanı beşlemiş ve kendi liginde “Çok gol atıp, çok gol yiyen”bir kimliğe sahip olan Real Zaragoza klasik 4-4-2 düzeninden 4-5-1 formatına dönmüştü. Orta alanı kalabalık tutan İspanyol takımının oyun disiplini adına yaptığı temel yanlış, David Villa ve Generelo’nun iki şut denemesi dışında bütün ataklarını kanatlardan yapmakta ısrar edişiydi. Nitekim Real Zaragoza’nın bu kör inadı Daum’un savunma düşüncesine büyük ölçüde yardımcı oldu. Hem de oyunun ilk 45 dakikalık bölümünde hakim bir görüntü veren ekip, İspanyol takımı olmasına rağmen. *** “Zafer risk ister!” UEFA Kupası’nda yükselmeyi hedefleyen F.Bahçe’nin dün gece sahadan galip ayrılması gerekiyordu. Takımlar, ilk yarı sonunda soyunma odasına gittiklerinde “Daum’un yerinde ben olsam ne yaparım?”diye düşündüm. F.Bahçe’nin sahadaki kilit oyuncuları Anelka, Nobre, Alex ve Tuncay’dı. İlk 45 dakikada güven vermeyen ismi ise gereksiz bir sarı kart gören Serkan’dı. Aslında Danimarkalı hakem Nicolai Vollquartz, mutlak sarı gerektiren topu elle aldığı ikinci faulünde onu oyunda tutarak, Serkan’a açıkça kıyak geçmişti. Profesyonel olgunluk açısından zaafları olan bu oyuncunun yerine Serhat ya da M.Yozgatlı’dan birini almak en akıllıca olanıydı. Daum da, bu tercihini M.Yozgatlı’dan yana kullanarak doğruyu yaptı. Ancak, F.Bahçe’nin rövanşa avantajlı gidip, turu kolay kılması için ihtiyaç duyduğu şey galibiyetti. İşte o an, Servet’in savunmadan şişirdiği ve Anelka’nın kafa ile rakip defansın arkasına aşırdığı topların ya da Ümit Özat’ın soldan inişlerindeki nefis ortalarının Luis’in koruduğu Real Zaragoza kalesinde ne kadar tehlike oluşturduğunu görünce Alex’i aradı gözlerim. “Neredesin be usta?”Sanki, Şampiyonlar Ligi’nde “Orta sahamızdan top çıkmıyor”eleştirisini getiren Van Hooijdonk’u haklı çıkarmak istercesine buhar oldu sahada. Nobre de bir iki çapraz koşu ve bir şut dışında kayıplara karışınca F.Bahçe’nın UEFA umutlarının Teyyo Pehlivan’ın tefrikalarından farksız olduğu hissine kapıldım. İşte o an, sahanın en çalışkan ismi Galletti’nin pasında savunmadan hücuma çıkan Alvaro nefis bir topu çalımıyla, Barcelona’ya “Ben buradayım”mesajını gönderen Rüştü’yü de avlamaz mı? Başımdan aşağı kaynar sular boşaldı. İşte takım olma farkı bu? İşte büyüklük bu, ne dersin Herr Daum?
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT