BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Rumların kâbusu Papa III. Innocent

Rumların kâbusu Papa III. Innocent

Katolikler İstanbul’un zenginliği karşısında adeta çıldırır, yerli halka (Ortodokslara) akla gelmedik eziyetler yaparlar. Hırpalamadık adam, sataşmadık kadın bırakmaz, çocuklara bile acımazlar...



Haçlı seferleriyle herkes dersini alır ama kristal saraylara kurulan Papalar takıldıkları yerde kalırlar. Nitekim “Türklerle görüşmeyin! Ta ki onları Hıristiyanlaştırmadıkça” sözüyle tanınan Papa III. Innocent bunca kandan kayıptan ders almaz, tutar yeni bir Haçlı Seferi açar. Alman İmparatoru Heinrich işin taşaronluğunu üstlenir, sefer masraflarını da Venedikli tefeci Düka Dandolo karşılar. Gerçi adamın derdi başkadır, Haçlıları kullanarak Doğu ticaretini ele geçirmeye bakar ki ona göre öncelikle İstanbul’a el koymalıdırlar. Olacak bu ya tam da o günlerde Türklerle başı dertte olan Bizans İmparatoru, Haçlıları çağırmak gibi “bir hata” yapar. Çapulcu takımı şehri görünce mayışır, “burası varken taa Kudüs’e kadar gitmeye ne gerek var” deyip yalanmaya başlarlar. Vurun Ortodoks’a Venedik kadırgaları bir süre Üsküdar’da oyalandıktan sonra Haliç’e girer, ufak ufak surlara sokulurlar. Bin kişi, iki bin kişi derken birdenbire şehre doluşur ve yağmaya başlarlar (1204). Haçlı komutanlarından Geoffrey Villehardouin günlüğüne “sekiz günde o kadar ev yandı ki bunlar Fransa’nın üç büyük kentinden fazlaydı” yazar. Haçlılar küpe için kulak koparır, yüzük için parmak kırarlar. Kolunu, bacağını kurtarmak isteyen bileziği, halhalı önlerine atar. Cahil cühela takımı nefis porselenleri yerlere çalar, güzelim tabloları yırtar atarlar. Birer sanat eseri olan zarif eşyaları eze eze sandıklara doldururlar. Muhteşem mücevherleri, ele geçmez kumaşları, paha biçilmez kürkleri üç kuruşa (ve elbette Venedikli tacirlere) satarlar. Devrin tarihçileri “yeryüzü yaratıldı yaratılalı, hiçbir kentten bu kadar ganimet kaldırılmadı” yazar, öyle ki adamlar altın saymaktan yorulurlar. Bizanslı Niketas Honiates, Historia’sında: “Bunların gözü haçta değil altındaydı” der, “Katoliklerin elinden ne canlılar, ne de ölüler kurtuldular. Düşünün Havariyun Kilisesi etrafındaki imparator mezarlarını bile açtılar, asırlardır saklanan emanetleri saygısızca çaldılar. Haçlılar saldırgan ve vurdumduymazdılar, Ayasofya’nın altın fresklerini söktüler, gümüş sırmadan dokunan nefis perdeleri köpekler gibi parçaladılar. Barbarların para hırsı dinecek gibi değildi, heykellerin bile gözünü oydular. Agora’da ki Hera’yı paylaşamayınca parçaladılar. Düşünün büyük sarayda öyle heykeller vardı ki sadece birinin başını dört öküzle sürükleyebildiler, gemilere attılar.” Şehre her girenin dikkatini çeken Paris heykeli gökdelen büyüklüğünde bir alamet olduğu için taşımak imkansızdır ama onu Rumlara bırakacak değillerdir ya. Uğraşır didinir ve yan yatırmayı başarırlar. Düşünün soyguncular karşısında on binlerce muhafızı olan Bizans İmparatoru bile aciz kalır, tacını tahtını İznik’e taşıyarak vartayı atlatmaya bakar. Kaos yarım asır kadar sürer, nitekim bir “Lâtin İmparatorluğu” kurar (1261) akılları sıra devlet olurlar. 5. Haçlı Seferinde (1217) Papa 3. Honorius’un teşvîkiyle Macar Kralı İkinci Andrias yola çıkar. Bunlar önce Akka’ya sonra Kâhire’ye saldırırlarsa da Eyyûbîler tarafından bozguna uğratılırlar. 6. Haçlı Seferinde (1228) Papa 9. Gregorius Alman İmparatoru 3. Frederich’i Kudüs’e yollar. Şehre girerlerse de ellerinde tutamazlar. 7. Haçlı Seferi (1248) Alkış merakıyla tanınan Fransız Kralı St. Louis tarafından açılır, Memlûklular, Haçlıları Mansûre Muhârebesinde dağıtır, Kralı esir alırlar. Yenilen güreşe doymaz derler ya, 8. Haçlı Seferi de (1268) yine St. Louis tarafından düzenlenir. Kral Tunus’ta yakalandığı sari hastalıktan kurtulamaz. İleriki tarihlerde Türkler, Kıbrıs Krallığını, Kefalonya ve Trablus Kontluğunu, Antakya, Urfa ve Mora Prensliklerini, Atina ve Naksos Dukalıkları ile Saint Jean Şövalyelerinin yuvalarını ele geçirir, Ortadoğu’da Haçlılardan iz nişane bırakmazlar. Bu arada Avrupalılar Müslümanlardan tıp, astronomi, denizcilik, hatta devlet yönetimi adına çok şey öğrenir, kısmen de olsa hurafeden kurtulurlar. İşte Kopernik bu zeminden istifade eder, Galile’yi yargılatan cümleyi (dünya dönüyor) yüksek sesle terennümden korkmaz. Hasılı Rönesans bizimle başlar. Haçlılar zaman zaman ayaklanırlarsa da; 1364 Sırpsındığı’nda, 1389 Kosova’da, 1396 Niğbolu’da, 1444 Varna’da, 1448 2. Kosova’da, 1453 İstanbul’da, 1538 Preveze’de, 1571 Kıbrıs’ta, 1683 Viyana’da, 1918 Çanakkale’de Mehmetçiğin imanlı sinesine çarpar, perişan olurlar. Osmanlı Devletinin yıkılmasıyla Müslümanlar sahipsiz kalırlar. Zaman zaman ılımlı havalar yaşansa da Batılılar haçlı kininden arınamazlar. Düşünün Kudüs’ün elimizden çıktığı gün aynı safta çarpıştığımız Almanlar bile bayram yapar. Şakır şakır oynayıp hasımlarının (İngilizlerin) zaferini kutlarlar. Ne değişti? 9. Haçlı seferini ise “dünya Yahudilerin olsun, bize ahiret yeter” gibi garip bir itikat içinde bulunan Avanjelik taifesi açar. İşe eski bir hilafet merkezi olan Bağdat’tan başlar, güzide şehri Arapların “kâsif” dedikleri füzelerle yakar, “debbabe” dedikleri tanklarla yıkarlar. Ev baskınları ile çoluk çocuğunun gözü önünde insanları toplar, mahkumlara gayri ahlaki eziyetlerde bulunurlar. Asur ve Babil medeniyetine ait paha biçilmez eserleri çalar, ülke kaynaklarına el koyarlar. Kerkük ve Musul gibi Türk şehirlerinde planladıkları akla gelmedik tezgahlarla yayılmacı Yahudilere zemin hazırlarlar. Şuursuz Müslümanlar da onların urbalarına potinlerine avuç dolusu para verir, bir mânâda kana, kıyıma, ortak olurlar. Akibetimiz hayrola...
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT