BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Genç adamın sarsıldığı an!..

Genç adamın sarsıldığı an!..

Sermet ile İclâl’in, karşılaşmalarına az kalmıştı...



Sermet ile İclâl’in, karşılaşmalarına az kalmıştı... Bu esnada Ali Cengiz, hakîkaten karşı kaldırımdan yürüyerek şirketin kapısı hizasına yaklaşıyordu. Bugün, tuhaf bir hisle bir önceki durakta bekleyememişti. İclâl’in varlığı, her zamandan daha çok ve gitgide artarak aklını, fikrini işgal ediyordu. Sabredemedi. Yürüdü. İclâl’in gelişini çok daha uzaktan farketmişti. -Elbette fazla sokulup kendimi göstermiyeceğim. Beni, peşine düşmüş alelâde bir sokak çapkını zannetmemeli, her yerde takip edildiğini düşünerek huzursuz olmamalıdır. İşte tam bu sırada az ilersinde soldaki caddeden yola çıkan Sermet’i gördü. Tanıdı: -Yine o zibidi, dedi: İşte bu kötü. Sermet’in şekl-i şemâili “zibidi” tabirini hakedecek gibi değildi ama Ali Cengiz, bunu bildiği halde böyle demekten kendini alamıyordu. Onu itham etmeye hakkı bulunmadığının pek güzel farkındaydı. Diğer taraftan kıskanmamak, kızmamak elinde değildi. Sadece hayal kuruyor: -Ah, diyordu: Bu herif, haksız, mevkîde olmak şartıyle bana çatsa da onu bir güzel döğsem. Edepsizlik, çamurluk yapmadığı müddetçe ona kızmaya hiç hakkım yoksa da, makul bir sebeple kötek atsam pek güzel olur. Yalnız, son derecede bir ehemmiyetle şu hususa işâret edelim: Hür tabîatlı kimseler, başkalarının da hürriyetlerine çok dikkat ederler. Ali Cengiz: -Zorla güzellik olmaz. Hele şahsî duygularda, diye düşünen takımındandı. Bu an, genç adamın en çok sarsıldığı bir andı: İclâl ile o zibidi sekiz on sâniye sonra karşı karşıya gelecekler. Bakalım ne olacak, genç kız ne yapacak? Böyle müthiş anlarda, insanın aklından bir sâniyede kitap dolduracak kadar çok düşünce geçer. Ali Cengiz; duruyor mu, yoksa yürüyor mu farkında değildi. Beyni uyuşmuş, titreyen bacakları soğuk bir ter içinde kalmıştı. İclâl’in ve Sermet’in her adımı sanki yüreğinde gümlüyordu. Az önce, soğuğa rağmen ateş kesen yanakları şimdi buz gibiydi. İşte, İclâl’in Sermet’i gördüğü an bu an idi. Beynindeki bir merkez, ölçülemiyecek kadar kısa zamanda hesabı yaptı. Mesâfe ve hız!.. Kapı önünde karşılaşmak kaçınılmazdı. Korunma içgüdüsü, yani sevkitabiisi derhal harekete geçti. Birden yavaşladı. Aradan; İclâl ile Sermet hizasında iki yolcu geçti. Sermet, aynı şekilde yavaşlamayı düşünmedi. Düşündüyse de yapmadı. Zeki adam. -Eğer hızımı bu kadar âni azaltırsam, İclâl gibi bir kız, bunda kasıt olduğunu hemen anlar, diye düşündü. Canı sıkılmıştı ama başka çâre yoktu. Yapacağı yanlış bir hareket başkalarına benzemeyen İclâl’i ebediyyen kaybetmesine, en azından işin zorlaşmasına sebep olabilirdi. -Vazîfemi tehlîkeye atamam, dedi ve aynı hızla yoluna devam etti: Etti ama, bundan da kazançlı çıktı: Daha önce genç kızın gelişini gördüğünü belli etmeye muvaffak olmuştu. Netekim İclâl: -Beni gördü. Fakat karşılaşmak için benim gibi yavaşlamadı, dedi. Sermet, fırsatı kaçırmış, fakat bu muvaffakiyetsizlikten büyük kazanç elde etmişti. İclâl ferahlarken, öte yandan da onurunun kırıldığını zannetmişti. Sermet’in davranışı alâka uyandırmıştı. DEVAMI YARIN
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT