BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Fener düşlerimi sızlatıyor

Fener düşlerimi sızlatıyor

Biz “Fener düşmanları” diyoruz ki, “orada turu geçebiliriz.” Dostları ise diyor ki, “Daum efendi bu işten anlamıyorsun.” Oysa maçtan önce onlar “hayal” satıyordu, biz “gerçek.” Spor yazarı ile skor yazarlığı karıştığı sürece “ucuz” işlerin gösterişli “ambalajları” sürecek ve gerçekle karşılaşıldığında en çok üzülenler doğruyu yazmayı deneyen spor yazarları olacak...



Fenerli olduğunun kanıtları olmayan birinin mutlaka Fener düşmanı olduğu, Fenerliler’in kabul ettiği en genel tezdir. Fenerli değilseniz, Fener’i beğenemezsiniz. Eğer beğenmediğiniz bir yönetici davranışı, takdir ettiğiniz bir oyuncu, hayran kaldığınız bir şut veya pas varsa, Fenerli olmadığınız için, olsa olsa “takiyye” yapıyorsunuzdur. Son günlerin modası bu düşüncenin koyuluğu... Bazı “sportif durumdan nasibini almamış”, spor sayfalarına yazılar yazanlar, bu işi sevimsizce “koyultmaya” kendini adadı. Özellikle Zaragoza öncesi, “Aman tuzağa düşmeyin... Sizi gaza getiriyorlar... Diğerleri küssün diye böyle yazıyorlar” bile dediler. Bile diyebildiler... Onun için “spor sayfasına yazı yazanlar” dedim o arkadaşlara. “Spor yazarı” diyemedim. Ben kendi adıma; Hagi için, Sergen için, Ortega için, bugünlerde Alex, Anelka ve Yattara için görevim olmasa da maça gidiyorum. Hoşlanıyorum bu adamların yaptığı şeylerden. Fener’i eleştiren de, öven de Fener düşmanı yani... Sadece, tekelinde olanlar Fener yazsın yani... Yine Zaragoza öncesi, “en Fenerli ve tarafsız” olanlar, yani onlar şöyle yazmadılar mı? “Tuncay ile Serhat için menajer yağacak.” “Anelka’yı izlemeye Fransız Milli Takım yetkilileri geldi.” “Barcelona’ya dönmesi gündemde olan Rüştü’nün kaderi bu gece belirlenecek.” “Stad harika, taraftar muhteşem.” Bunlar doğru değil ve zavallı yani... Onlara göre, “Fener düşmanlığı yapan” bir yazarın, “Alex’i beğeniyorum” veya “Anelka büyük futbolcu” diye yazması ise “günahla iştigal” adeta. İstanbulspor’a gol yağdır, dön İspanyol kasaba takımını yenil, git Kayseri’ye yedi tane at. Anelka’nın “büyük” futbolcu olduğunu yazarken takıma “katkı” oranını sorgulayanlar düşman olsun. Oysa içerideki sonuçlarla yetinmek ve kazanırken bile aynayla yüzleşmemek F.Bahçe’nin en büyük sorunu oluyor. Fenerliler yetiniyor olabilir ama ben kendi adıma yetinemiyorum. Biz “Fener düşmanları” yazıyoruz ki; Türkiye’de işiniz kolay. Zorlandığınızda “kolaylaştıranlar” devreye giriyor. Ceza alanı civarından 8 frikik ortalamayla oynadınız, Revivo ile Rapaiç “koyup koyup attı”, şampiyon oldunuz. Avrupalı hakemler ise çalmadı o frikikleri... İkinci yıldır aynı şey oluyor... Ama Avrupa’ya çıkınca Nobre’nin attığı gole faul diyerek yan bakabiliyorlar, Alex’e kartı çıkarabiliyorlar... Zaragoza maçı Fener’e 4, rakibe 1 sarı ile geçebiliyor. Oysa Türkiye Ligi’nin Kadıköy’ünde “sıkar biraz” o kartları göstermek ve o faulleri çalmamak. İşte bu doğrular nedeniyle biz “düşman”, kamuflaj yapanlar ise “dost...” Yahu şunu kabul etsenize... Fener sizin değil, hepimizin... Ben bir kitap yazdım. Kitapta yaşadıklarımı yazdım. Bugünlere gelen televizyonu sokakta bulmadığımızı, şimdi kolayca ve pervasızca geçtikleri yolları bizim yaptığımızı anlattım. Üçüncü kitabımdı. Dördüncüsü yolda. Yani bir kitap yazabilip, biyografisini yardımsız yazamayanlarla adliyelik bile oldum. “Haber okuması mümkün olmayan” birisine, “Haber okuyamazsın” dediğim için adliyeleri mesken tuttum. Haber için eğitimli olmak gerektiğini, donanımlı olmak gerektiğini yazdım. Cezalandırıldım. Beyaz eşyamın peşine düştüler. Her şeyi almaya kalktılar. Ama bir şeyi unutmuşlar. Kalemimi... “Yarı cahil” dediğim için mâhkûm edildim. Özür diliyor... Veeee; “Yarısını geri alıyorum söylediklerimin.” Değişmeyen tek şey gerçeğin değişmezliğidir. “Haber okuma ehliyeti ve Türkçesi” yoktur dedim. Türk adaleti, “halkı buna müstahak bilip”, beni suçladı. Ama gerçek değişmedi ki... “Hâlâ haber okuma ehliyeti ve Türkçesi yok!...” Adamın sistemi “uydurma” Zaragoza maçının yayını öncesi İspanyol meslektaşım Signor Salcedo ile konuşurken bana, “Hakan Şükür Milli Takım’da niye yok?” diye soruverdi. “Pat” diye sordu. Biraz geveledim ve “Hocanın sistemine uymuyormuş” diyebildim. “Hoca kim?” diye de sordu İspanyollar’ın ünlü spor adamı. “Hakan gibi bir santrforu olan hoca, Hakan sistemine uymuyorsa, sistemini Hakan’a uydurur” diye de ekledi. “Hocamızın sistemi uydurma” diyemeden, Salcedo sözünü tamamladı. “Eğer elinde Vieri, Ronaldo, Totti, Shevchenko, İnzaghi gibi biri varsa, iyi hoca sistemini bu adamlara uydurur.” Hak vermeden edemedim, Milli Takım’ın golcüsünü tanıyan ama hocasını tanımayan İspanyol futbol adamına. Bir bahane “uydurup” uzaklaştım oradan. Pes!.. Tribünler istedi. 60 küsur yaşında bir adam, koskoca Ergun Gürsoy sahaya indi ve Hagi’yi elinden tutup tribünlere götürdü. Bu güzelliğe bile “zoraki barış” dediler. Ben oradaydım. “Zoraki” hiçbir şey hissetmedim. Öyle olsa bile, orada kurt yönetici Gürsoy’un yaptığı bir “güzellik” vardı. Ama konu G.Saray ise, “bu bardak, hep yarıya kadar boş” diye bakılacak ya!.. Bu güzelliğe bile öyle bakmayı başardılar... Uçan kuş!.. Sonun geldi Ersun hoca. Serhat Ulueren senin ipliğini pazara çıkardı. Kariyerin haraç - mezat satılıyor. Yıllardır G.Saray’ın 8-0’ına lâf söyleyenler, 3 yıl önce bavula giren 500 bin dolara sesini çıkartamıyor. Sen Temel fıkrasındaki kuş oldun artık.. Hani Temel kuşa ateş etmiş de, kuşun uçmaya devam ettiğini görünce yiğitliğe leke sürdürmemek için şöyle demiş: “Aaaaa! Ölü kuş uçuyor...” S-ÖZ “Yanlış” adamlarla “yanlış” yoldan 2006 Almanya’ya gidilemeyecek ise federasyon suçluyu bulmuştur. Alemdeki bir kaç “doğru” adamdan biri olan Serhat Ulueren...
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT