BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Bir medeniyet yok ediliyordu!

Bir medeniyet yok ediliyordu!

Müslümanlar, 711 senesinde Kuzey Afrika’yı baştan başa kat etmişlerdi. Mücahidler, İspanya’yı fethetmiş ve “İberik Yarımadası”nı medenî eserlerle süslemiş, çok sayıda kültürel ve sosyal müesseseler meydana getirmişlerdi. Ancak!..



Müslümanlar, Tarık bin Ziyad’la İspanya topraklarına ayak basar basmaz, ırk, din, dil, mezheb ve soy farkı gözetmediler. Got, Vandal, Romalı, Hıristiyan ve Yahudi demeyip herkese Müslümanlar gibi haklar tanıdılar. Endülüs (III. Abdurrahman, II. Hakem gibi) büyük hükümdarlar gördü. Parlak devirler yaşadı. Orada (Kurtuba Camii gibi) âbideler, (Medinetü’z-zehra gibi) saraylar yapıldı. Doğuda Bağdad, batıda Kurtuba, dünya yüzünde İslâm medeniyetinin gözler kamaştıran merkezleri haline geldi. Batıdaki İslâm hakimiyeti! Yedi asrı aşkın bir süre bütün İspanya, Portekiz ve hatta Güney Fransa’da hükümranlığını kabul ettirmiş olan İslâm hakimiyeti, bütünüyle yok edilmek isteniyordu. Halbuki bu medeniyet, bütün sahalarda Avrupa’nın üstadı, hocası ve mürebbisi olmuştu. Bu medeniyet, İnsanlığın yüz aklarından olan ilim, fen ve edebiyat dâhileri yetiştirmişti. Medreselerinde okuyan Hıristiyan öğrenciler, sonradan Avrupa’da “Kral” ve “Papa” olmuşlardı. Endülüs Müslümanları, Avrupa’daki Hıristiyanlara sadece maddî değil, manevî hasletlerde de öncülük yapmışlardı. İnsanlık, başkalarını da düşünme, müsamaha gibi konuları anlayıp kavramada onlara hocalık yapmışlardı. Bilindiği gibi Endülüs (Vandelozya veya Andalousie), İspanya’nın güney eyaletinin adı idi. Müslüman orduları İberik Yarımadasını (günümüzde İspanya ve Portekiz devetlerinin bulundukları yarımada) fethetmeye başladıkları zaman bu topraklara “Endülüs” adını verdiler. İstanbul’un l453 senesinde fethi, diğer İslâm ülkelerinde olduğu gibi Benî Ahmer Devleti’nde de büyük bir sevinçle karşılanmıştı. Zira, İstanbul’un fethi, Endülüs’teki bu son İslâm devleti açısından, Hıristiyan dünyasının tehdidlerine karşı yardım talep edebilecekleri yeni ve büyük bir Müslüman gücünün doğuşu anlamına gelmekteydi. Böylece Endülüs Müslümanları ile Osmanlılar arasında hissî bir ilgi tesis edilmiş oluyordu... Osmanlı’dan yardım talebi! 1477 senesinde Gırnata halkının, Hıristiyanların baskıları yüzünden içinde bulunduklari zor şartlardan haberdar etmek ve yardım istemek üzere, Fâtih Sultan Mehmed’e bir elçi gönderdikleri belirtilmektedir. İç çekişmelerden dolayı küçülüp Hıristiyanlara yem olmaktan kurtulamayan Endülüs’ün (Benî Ahmer Devleti), son şehri olan Gırnata da Kral Ferdinand ile Kraliçe İzabella’nın eline düşmek üzereyken Gırnata’nın son hükümdarı Ebû Abdullah es-Sagir, Afrika hükümdarlarından olduğu gibi İstanbul’dan da yardım ister. Beklenen yardım acaba sağlanabilecek miydi?!.
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT