BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Demiryolcu bir yazar

Demiryolcu bir yazar

“Kalemimin demiryollarına gitmesi, demiryollarını tanımamla, biraz da demiryolcu bir yazar olmamla alakalı” diyen şair, yazar Mehmet Aycı, yeni kitabı “Serkisof Ahbabım Olur” ile bir sevgi hikayesi anlattığını söylüyor. Aycı, bu sevginin şuurlu bir sevmekten geldiğini de ilave ediyor.



Şair, yazar Mehmet Aycı, önce Kim Yayınları’ndan çıkan “Demiryollarına Hızlandırılmış İnfaz” adlı kitabıyla demiryolculuğumuzun bugüne ait meselelerini anlatırken şimdi de Elips Kitap’tan çıkan yeni eseri ile de demiryollarının kültürel hayatımızdaki yerini keyifli ve bir o kadar da ibretli denemelerle anlatıyor. Aycı ile kitapları çerçevesinde keyifli bir sohbet yaptık. * Önce “Demiryoluna Hızlandırılmış İnfaz”, şimdi de “Serkisof Ahbabım Olur”. Nedir kaleminizi demiryollarına götüren güç? AYCI: “Hızlandırılmış İnfaz” adı üzerinde bir infazın kitabı. İnfaza tanıklığın kitabı. Kazanın ardından demiryollarını devreden çıkarmaya yönelik yürütülen kampanyayı dile getirmek gerekiyordu, ben de bunu yaptım. Bir demiryolcunun tanıklığını dile getirmesinden ibaret bir çalışma. Bunu gazeteci bir arkadaşım yapsaydı belki daha isabetli olurdu. Kimse yapmayınca iş bana kaldı. Böyle değerlendirmek lazım. “Serkisof Ahbabım Olur” ise gerçekten bir ahbaplığın hikayesi. Demiryollarımızın, trenin hayatla içi içe olan, toplumun derin bilincinde yer etmiş yönleri. Gar delilerinden tren türkülerine, trenli ninnilerden Serkisof saate hepimizin aşina olduğu konular. Dolayısıyla kalemimin demiryollarına gitmesi, demiryollarını tanımamla, biraz da demiryolcu bir yazar olmamla alakalı. Demiryolu bir hayat tarzı * Demiryollarının tarihini yakın tarihimizin tarihinin küçük bir modeli gibi anlatıyorsunuz. Bunu biraz açar mısınız? AYCI: Evet, tespitiniz doğru. Son yüz elli yıllık tarihimiz demiryollarının tarihi aynı zamanda. Şimdi siz, Balkan Harbi’ne, Birinci Dünya Harbi’ne, bu harpte açılan cephelerin çoğuna asker sevkiyatını trenle yapacaksınız, gidenlerin büyük bir kısmı dönmediği gibi dönenler de omuzlarında bir acı yüküyle dönecek. Ardından Kurtuluş Savaşı, yine trenler, ardından askere giden her Türk çocuğuna “sülüs” adlı ücretsiz tren bileti vereceksiniz, ilk defa memleketinden ayrılan Anadolu çocukları ayrılığı ve kavuşmayı, acıyı ve sevinci trenle tadacak. Bu da yetmedi, iç göçler, Almanya göçü, mevsimlik işçi hareketleri trenle olacak. Bu işin bir tarafı. Diğer tarafı demiryolları Cumhuriyet döneminde bir modernleşme projesi olarak Anadolu’ya gidiyor. Tek başına gitmiyor, bir hayat tarzını götürüyor. Spor kulüpleriyle, gar gazinolarıyla, doktoruyla, sinemasıyla gidiyor. Gar sadece bir eğlence mekanı değil, o kentin elit kesiminin bir araya geldiği mekanlar oluyor. Çok değil, elli sene önceye gidin, demiryolunun “demiröncü” olduğunu göreceksiniz. Bu ülkede sıcak su sistemini, sinemayı, doktoru ilk defa demiryolları ve demiryolcular vasıtasıyla gören on binlerce insana rastlarsınız. Her şeyi hurdaya vermeyi seviyoruz * Şiirlerimize, türkülerimize, ninnilerimize bu derece giren demiryollarının kültür tarihimizdeki yeri hakkında bu derece az çalışma yapılmasını neye bağlıyorsunuz? AYCI: Ben meseleye daha farklı açıdan bakıyorum. Bizde maalesef kişisel tarih bilinci yerleşmiş değil. Kişisel tarih bilinci yerleşmediği için de toplumsal tarih bilinci yerleşmemiş. İnsanımızın çoğu büyükbabasının hüviyet cüzdanını, terhis belgesini, okuduğu kitapları, mektupları, varsa diplomasını. Bu listeyi uzatabilirsiniz görmüş değil. Hatıra tutmak geleneği yok. Tereke maddi varlık olarak algılanıyor. Gerisi önce kömürlüklere, çatı aralarına çıkarılıyor, ardından çöpe yahut hurdacıya. Kişisel tarih bilinci olmayınca toplumsal tarih bilinci de oluşmuyor. Siz birini, bir şeyi ancak tanırsanız seversiniz. Sevmek şuurlu bir şey. Kurumlarımızın kültür tarihimizdeki yerinin, hayatla barışık ve karışık devam eden etkilerinin edebiyata yeterince konu olmaması tamamen sevmeyle kişisel tarih bilincimizin yerleşmemesiyle alakalı. Adamanın büyük babası Hicaz Demiryolu makinisti. Gerisi? Gerisi yok. İnsanın bunu bildiğine, hatta bir dedesi olduğunu bildiğine şükredesiniz geliyor. Adamın büyük amcası Kurtuluş Savaşı’nda süvari albayı. Terekesi hurdacıya teslim ediliyor. Bu hikaye uzayacak... Bu hususta demiryolları diğer kurumlara göre yine şanslı sayılmalı. Üç kitap birden çıktı Son dört ayda üç kitabının çıktığını söyleyen Avcı şöyle konuştu: “Demiryollarına Hızlandırılmış İnfaz, Nasreddin Hoca, Serkisof Ahbabım Olur. Nasıl oldu anlamadım ama, üçü birden çıktı. Ben bugüne kadar hiçbir yayınevine benim şöyle bir kitabım var basın demedim. Dergilerde sürekli yazdım. Hatta bu hususta, ne çok dergide yazıyorsun, bir iki tanesinde yazsan olmaz mı diye eleştirildiğim oldu. 1999’da yayımlanan Aşk Bir Deniz Rüyası’ndan sonra şiir kitabım çıkmadı. En az üç kitaplık şiir var. Sonra, denemelerin yalnızca “trenli” olanları kitaplaştı. Geri kalanlar ya nasip diyerek demleniyor. Nasipse, bir yayınevi ilgilenirse, olur. Bunlar tezgahta ne var, sorusunun cevabı değil. Tezgahta, bir yayınevinin sen yaz dediği Karacaoğlan biyografisi var. Bir de baba annemin ağıtları. Nasipse, “Uçtu Ördek Viran Kaldı Gölümüz” adıyla kitaplaşacak.”
 
 
  • Piyasalar

    Fark %
  • 95953
    % -0.94
  • 5.8268
    % -0.21
  • 6.5545
    % -0.3
  • 7.5597
    % -0.05
  • 238.589
    % -0.11
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT