BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Radyolu günler

Radyolu günler

Geçen pazar Fenerbahçe Stadı’ndayım. Kulaklıklı mikrofon başımda, binlerce F.Bahçeli taraftar tribünlerde Kayserispor maçını coşkuyla izliyor. Rüştü’yü alkışlıyor, Anelka’dan gol bekliyor, atılan gollerle ayağa kalkıyor. Sahada futbolcular bütün güçleri ile mücadele veriyor. Mehmet Topuz’u, Cem Karaca’sı, Ergün’ü, Servet’i, Önder’i...



Radyolu günler Geçen pazar Fenerbahçe Stadı’ndayım. Kulaklıklı mikrofon başımda, binlerce F.Bahçeli taraftar tribünlerde Kayserispor maçını coşkuyla izliyor. Rüştü’yü alkışlıyor, Anelka’dan gol bekliyor, atılan gollerle ayağa kalkıyor. Sahada futbolcular bütün güçleri ile mücadele veriyor. Mehmet Topuz’u, Cem Karaca’sı, Ergün’ü, Servet’i, Önder’i... Ben yine mikrofon başındayım. NTV Radyo’nun mükemmel düzenlemesi ile canlı, yerinden maçı anlatıyorum. Merkezde Zafer Arapkirli dinleyicilerden izlenimlerle bizi gururlandırıyor. Öyle ya da böyle, büyük bir keyif. Yıllardır mikrofonun başında kalabilmek. NTV Radyo’nun yeniden kişilik kazandırdığı naklen yayınlarda Okay Karacan ve Güntekin Onay’ın gençliklerini de paylaşmak hoş bir duygu. Düşündüm de 33 yıl geriye kalmış sizlerle olan beraberliğimde. Buna sığınarak, affınızı alarak kendimden bahsettim birazcık. Hoş görürsünüz umarım. Beyoğlu ve Anadolu insanı Kış mevsimi son günlerde İstanbullular’a pek avantaj vermedi. Yine de geçen cumartesi yağışsız bir gün. Nişantaşı’na yolumuz düştü. Her yer pırıl pırıl, insanlar cıvıl cıvıl. Vitrinlerin renkleri, caddelerin canlılığı bir senfoni gibi. Sizi yüreğinizden yakalıyor. “İstanbul’da iyi ki böyle yerler var” diye düşünürken, ressam dostumuz Halis Karakurt’un adı gözümüze çarpıverdi, Hobi Sanat Galerisi’nin önünde. Hemen içeriye girdik, Halis hoca bu defa neyi dillendirmiş diye?.. Konu hoş. Anadolu’dan İstanbul’a yeni gelenleri işliyor Beyoğlu gecelerinde. Onların kendi yaşam biçimlerindeki yalnızlıklarını Beyoğlu vitrinleri önünde anlatmış. Işıkları ve gölgeleri belirgin kullanmış, figürlerin yapısını ve gücünü ortaya çıkarmak için. Teşekkürler Halis hocaya... Böyle bir konuyu, böyle bir renk armonisi ile sunduğu için. Yollar Enerji Bakanlığı’nda yolsuzluk, Sosyal Sigortalar’da yolsuzluk, futbolda şike ve yolsuzluk.... Yok mu yahu bir doğru yol? Hırsızlıklara, üç kağıtçılıklara “yol” açısından bakarsak bunun adı yolsuzluk oluyor. Bir de doğru yolda çözemediğimiz işlere bakıp çıkarlarımızı kollayamazsak, “Bir yolunu buluruz” deyiveriyoruz. Nedir şu yolların başına gelenler? Ne oluyorsa bu yollardan oluyor. Yollar açısından doğru da gitsen, eğri de gitsen, ya bir yolunu buluyoruz, ya da yoldan çıkıp kafamıza göre gidiyoruz. Kuşkuya düşüyoruz tabii. Araştırmalar ve soruşturmalar başlayınca yol arıyoruz bu işleri düzeltmek için. Yolu bulacağız, bu yolsuzlukların önüne geçeceğiz. Adı yola çıkmış bir kere. Hangi yolu bulursanız bulun, adı yol bir kere. Biri ya yolsuzluk yapacak veya başka biri bir yol bulacak. “Abi beni gör de yolumuzu bulalım denmez mi?” Denir. Yol bulacağız ya... Dünya alemin bildiği teşvik, şike bir daha gündeme geldi. Neden ikide bir de gelir anlamam. Sanki konu olacak da düzelecek. Vay benim köse sakalım. Herhalde yolunu bulamayanlar, yolda olup da başka bir yol aramayanlar, ötekilerin bu becerilerini kıskanıyorlar, temcit pilavı gibi ortaya atıyorlar. Çatlasınlar, ne kadar uğraşırsanız uğraşın havanızı alırsınız. Bunun adına yol dedik ya, ötekiler nasıl olsa bir yol bulur, sen yine yaya kalırsın. Gelin vazgeçin bu işlerden. Ne biliyorsunuz? Belki yollar bitti de yeni yollar bulmak için sizi kullanıyorlar ha, olamaz mı? Belki de bu işler artık para etmiyor, yeni mümbit kaynaklara yol arıyor olmasınlar. Bizim gibiler, kıskançlar anlamayız bu işlerden, sadece kafamız karışır, milletin de aklını karıştırırız. Mesela, bu hengamede Ersun Yanal’ın işine son verilemez mi? Mesela Levent Bıçakçı yönetimi güme gitmez mi? Olamaz mı? Ha olamaz mı? Kim bilir bu patırtıda otuziki dişini göstererek sırıtanlar bulunmaz mı? Bu işler karışık işler. Yıllardır ülkede böyle oldu da senaryo sıralıyoruz. Yoksa çoktan bu konuları unutmuş olurduk. Yazık. Umutsuzluğa sevk etmek istemem ama yine bizden bir sözle yazıyı noktalayalım: “Böyle gelmiş, böyle gider.”
Kapat
KAPAT