BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Gelişmeleri nasıl okumalı?

Gelişmeleri nasıl okumalı?

Son zamanlarda AK Parti’nin dış politikasına yönelik yoğun eleştiriler var... Medyanın belli bir kesimi sistematik denilebilecek tarzda bu konunun üzerine gidiyor.



Son zamanlarda AK Parti’nin dış politikasına yönelik yoğun eleştiriler var... Medyanın belli bir kesimi sistematik denilebilecek tarzda bu konunun üzerine gidiyor. Eleştirilerde net ve somut bir yanlışlık ortaya konamazsa da, genel gidişatın güven vermeyişinden, kararsızlıktan ve de özellikle Avrupa Birliği meselesinde hükümetin bir rehavet içine girmiş olmasından dem vuruluyor... Bunlara göre mesela; şimdiye kadar AB ile görüşmeleri yürütecek “Başmüzakereci”nin isminin belirlenmemiş olması, gecikme ve rehavetin, hatta bazılarına bakılırsa AB konusundaki isteksizliğin alameti!.. Öyle anlaşılıyor ki, Sayın Cumhurbaşkanı da bu tür eleştirilerin etkisinde kalmış. Eğer kulislerde dillendirilenler doğru ise; Köşk’e tayin için giden isimlerin irtica dosyalarından başka pek fazla etliye sütlüye dokunmayan Sayın Sezer, nihayet AB konusunda hükümeti uyarma ihtiyacı duymuş ve “Elinizi çabuk tutun... Başmüzakereciyi bir an evvel belirleyin!..” filan demiş. Bu uyarı hakkındaki ihtiyat payını yine tekrarlayalım. Zira Erdoğan’la olan ikili görüşmede hiçbir gazeteci yoktu. Yazılanların büyük kısmı spekülasyon ve kulak fısıldamaları vs. İşin gerçeğini eğer taraflardan biri açıklarsa, o zaman net şekilde anlaşılır. Başbakan Tayyip Erdoğan dün partisinin grubunda, dış politika hususunda kendilerine yöneltilen eleştirilere de temas etti ve şöyle bir soru sordu: “Farklı görüşlerin değerlendirilmesi ne zamandan beri kulvar değişikliği anlamına geliyor?” Erdoğan devamla, Türkiye’nin dış politikadaki tavrının dününü ve bugününü mukayese etti. Bunun dışarıdaki yansımalarından örnekler verdi. Ve 2001 Türkiyesi ile bugünkü Türkiye’nin dış dünyadaki algılanmasını yorumladı. Gerçekten son iki senede Türkiye’nin dış politikada önemli bir hareketlenme içine girdiğini kimse inkar edemez. Bazıları bu hareketlenmeyi nedense endişe ile karşılıyor. Geçmişte, uzun yıllar statükoyu muhafaza edebilme uğruna, aktif ve aksiyoner olmayı adeta unutmuş, pasif bir dış politika üslubu ile yetinen Türkiye’nin durumuna alışmış olanlar, herhalde bu değişikliği kolay kolay anlayamıyorlar veya hazmedemiyorlar. Üstelik bu hareketliliği başlatan AK Parti yönetimini acemi ve çaylak görüyorlar!.. Acaba bu eleştiri ve ithamlar ne kadar doğru? 1980 öncesinde, Ecevit hükümetinde bakanlık da yapmış olan bir yazar; aşağılayıcı bir üslupla, Erdoğan’ın Brüksel’de Bush ile ayaküstü birkaç dakikalık görüşme kotarmaları için bütün danışmanlarını seferber ettiği ve bunu başaranın da en az bir bakanlık koltuğu koparacağı yolunda, kendince karamizah yapıyor! O yazıyı okuyunca ister istemez, yazarın hâlâ yandaşı olduğu Bülent Ecevit’in Clinton ile çekilmiş bir fotoğrafını hatırladım. Belki siz de hatırlayacaksınız; Ecevit sandalyede oturuyor ve endişeli bir yüzle ABD başkanına aşağıdan yukarıya doğru bakıyor. Clinton ise, ayakta, arkasını masaya dayamış, neredeyse çocuk azarlayan baba rolünde!.. Bir bunu hatırladım, bir de Bush’un şirinlik olsun diye Bilal Erdoğan’ın işi ve enflasyonu düşürme esprisini düşündüm. Bush’un Başbakan Erdoğan ve oğlunun yakışıklı olduğunu söylemesi, bir iltifat olarak kabul edilir mi tartışılabilir ama, Ecevit’in Clinton’la olan o fotoğrafı kesinlikle Türkiye’nin gururla bakabileceği bir tablo değildi!.. Eleştiriler objektif olduğu zaman bir anlam ifade eder. Türkiye içerde ne kadar istikrarlı ve zengin hale gelirse, dışarda da o kadar itibar sahibi olur. Sayın Demirel her zaman demiyor muydu; “Bu kadar dış borcunuz varsa, siz bağımsız dış politika güdemezsiniz!..” diye. O halde gerçekçi olmak lazımdır; eğer Türkiye’nin milli geliri yükselir, bütçesi düzelir ve dış borçları azalırsa, buna paralel olarak ülke de güçlenir ve başkaları karşısında daha dik durur. Bakınız Fransa, Bush’un aksi yöndeki bütün talep ve ısrarlarına rağmen, Çin’e silah satışı yasağının kaldırılacağını açıkladı. Demek ki, ayağınız yere sağlam basarsa, muhatabınız sizden ne kadar güçlü olursa olsun, onun karşısında menfaatlerinizi koruyabilirsiniz. Fransa’nın bu tavrı, her fırsatta kayıtsız şartsız ABD safında yer almayı bir politika zanneden kesime iyi bir örnek teşkil etmektedir. Avrupa Basınının Bush’a karşı takındığı tavır da aynı şekilde, bir kısım Türk Medyasına pekala örnek olabilir. Yani ABD’li bir gazeteci bir makale yazdı diye telaşlananlar, dünyanın Amerika’dan ibaret olmadığını görüp bundan bir ders çıkarmalıdır. Bir de şu var; bugünkü iktidara olan antipatilerinden dolayı, bazıları Türkiye’nin menfaatine olan politikaları da peşin peşin reddetmemelidir. Biraz sabredebilirlerse, sonuçları daha doğru görürler!..
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT