BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Nerde o eski aşklar?...

Nerde o eski aşklar?...

Eskiden ilk buluşmasına gidenler yakaya kırmızı gül takarlardı... Şimdi yaka mikrofonu takıyorlar... Artık ekranda göreceğiniz tanınmamış ve yakasında mikrofon olan her genç bir gelin/damat adayı...



Eskiden ilk buluşmasına gidenler yakaya kırmızı gül takarlardı... Şimdi yaka mikrofonu takıyorlar... Artık ekranda göreceğiniz tanınmamış ve yakasında mikrofon olan her genç bir gelin/damat adayı... Arabulucular, görücü usulü evliliklerin yerini, “Görüşme odaları” aldı... Sıra gecelerimiz gibi “Eleme geceleri var da” kazanan evleniyor... Büyüklerin onayladığı evlilikler vardı bir de... Sözü geçen büyüklerin oylamasında, çoğunluk ne derse o olurdu... Şimdi bir çiftin mutlu olması veya hayatının kararması bizim parmaklarımızın ucunda... Arkadaşlarımız bize danıştığında, “Çok ciddi konu” diye sorumluluk almadığımız ilişkilerden, bir SMS ile yuva kurdurduğumuz dönemlere geldik... “Kaset tutmadı”, “Film izleyici çekmedi”, “Kitap okunmadı” haberlerinin bir gün sonrası başlayan ve evlilik imzasının mürekkebi kurumadan biten nikahlar... Sevgilisinin ismini silinmez dövme ile koluna yazıp, başkalarıyla evlenenler... Bizden eskilerde yar mektubun ucunu yakarmış... Bizim zamanımızda tostun ucu yakıldı... Çok yazık oldu... Dağları delen aşıkların efsaneleri ile büyümüş gençliğin, kafasında bardak kıran torunlarının tezat halleri... Kaçak bakışlı, “Platonik” aşklardan; “Plato” başlangıçlı kaçık aşklara... Neticede eskiden aradan mevsimler geçerdi unutmak için... Şimdi iki Televole arası başlayıp bitiyor her şey... Ben de en çok buna şaşıyorum... İki gün öncenin (lafın gelişi değil) resmen iki gün öncenin deli divane aşıkları, “Yüreğimin yüreğine deydiği insan” diyen aşıklar, Nez’ler, Ebru’lar, Seda’lar... Hakan’lar, Davut’lar, Caner’ler 48 saat içinde ne yaşar da sevgilisine hakaret ederek ayrılır?... Nez’le Davut’u liste kabarık olsun diye yazmadım... İki gün sonra bakın... Herkesin gözü önünde; iğrenç bir şekilde, kötü örneğin, basit serenatların, seviyesiz sarılışların kralını seyrediyoruz her gün... Vurdulu kırdılı, zararlı filmleri geride bırakacak bir şekilde duygu erozyonu, sevgi sömürüsü... Sinirim geçmedi ama bitireceğim... Leyla’ya “Senin Mecnun’a olan sevgin mi daha büyük, yoksa Mecnun’un sana olan sevgisi mi” diye sormuşlar... “Benim ona olan sevgim” demiş; “-Çünkü onun bana olan sevgisi meşhur oldu, benim ona olan sevgim ise gizli kaldı...” Hayata dair... Bir zamanlar bir papağan aldım ve papağana konuşmayı öğretme işine hemen başladım, büyük bir azimle... İki ay boyunca her gün tam elli kez, “Danny, Danny” diyordum karşısında... O büyük gün gelene kadar tam iki ay geçti... Papağanın bulunduğu odadan çıkıyordum ki, arkamdan bana seslendi; “Danny, Danny...” İlki başarmıştım, artık kimse beni durduramazdı. Ona bu kez de soyadımı öğretmeye karar verdim; “Clark, Clark...” Bu kez yalnızca iki yüz kez “Clark” dedikten sonra öğrendi... Sonra çok ilginç bir şey oldu... Hastalanmıştım ve iki gün evde kaldım... Sürekli öksürüyordum... İyileşir iyileşmez, yakın arkadaşlarıma bir yemek vermek istedim... Onlara konuşan kuşumu gösterirken, eğitim sürecine ilişkin çok önemli bir ilkeyi öğrendim... Kuşu parmağıma aldım ve ona “Danny Clark” dedim... Fakat sonra kuş ne yaptı biliyor musunuz?... Öksürdü... Kuşa öksürmeyi öğretmeye çalışmamıştım elbette... Hasta olduğum o hafta kapmıştı onu da... Fakat bu deneyim, bir kuşun bile çevresinin bir ürünü olduğunu öğretti bana... İnsanlar da öyledir... İnsanoğlunun beynine ne girerse, o çıkar... Kötü birtakım alışkanlıklarla büyüdüyseniz, sizi büyütenlere sakın kızmayın... Şu dersi alın: değişebilirsiniz... İstediğiniz insan olabilirsiniz... Olumsuz çevrenizi değiştirin ve istediğiniz sonucu alıncaya kadar sabredin... Unutmayın, dış görünüşün hiçbir önemi yoktur... - Danny Clark - Son Sözleri... “-Bu sene şampiyon olamadık ama tecrübe kazandık... Birkaç takviye ile 100’üncü yılımızda ipi göğüsleyeceğiz...” (Christoph Daum - Avrupa’dan sonra lig şampiyonluğu da kaçınca...) “-Arkadaşlar ‘iç hatlar gidiş’ karşı taraftaymış, yanlış gelmişiz...” (Ümit Özat - Deplasmana giderken...) “-Aslında bayanlara yasak ama görünürde kimse yok, röportajı tribünde yapalım...” (Mustafa Denizli - İran’da Ayşe Arman’ı ağırlarken...) “-Elimizde şok görüntüler var... Bakın burada hakem top ve kale seçiminden sonra parayı cebe indiriyor...” (Serhat Ulueren - Temiz lig olayını abartınca...) “-Önemli olan Kıbrıs’ın istikrara kavuşması... Bu kez kesin tek başına iktidarız...” (M.Ali Talat - Seçimler sonuçlanmadan bir seçim daha isteyince...) bizimkiler (Bizimkiler’in kafeterya muhabbetleri...) Talip: Abi belki de şarjı bitmiştir telefonun... Dündar Abi: Yok... Hatlı onunki... Ömer Abi: Metin Oktay’ın internet sitesi yapılmış... Bilgehan: Metin Oktay zamanında internet var mıydı ki?... Cem: Burada sigara içilmiyor... Turgay: Demek ki içiliyor ki, oraya uyarı koymuşlar... Faruk Abi: Peki ne kadar kalacağız Ankara’da?... Harun Abi: 5 gün 3 gece kalır döneriz... temelin yeri -Temel’le aynı uçakta olduğunuzu nasıl anlarsınız?... -Hostesten pencereyi açmasını isteyince... -Karadeniz’deki atletizm yarışmalarında her kategoride bir kişi koşuyormuş, niçin?... -Sadece bir birincilik olduğu için... -Temel’le Dursun plajda güneşten nasıl korunur?... -Sırayla birbirinin gölgesinde oturarak... ayaküstü Hollandalılar; evlilik yapmak için 5 Mayıs 2005 ve 20 Mayıs 2005 tarihlerini bekliyorlarmış... Sebebi de takvimde 05.05.2005 ve 20.05.2005 olarak gözükmesiymiş... Evlilik tarihi unutulmasın, başımıza bir iş gelmesin diye... Korkmayın, bizde öyle bir dert yok... Çünkü bizde her güne özel bir gün düşüyor... (Mesela bugün: 27 Şubat... İkinci cemre - suya...)
Kapat
KAPAT