BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Mütevâzı çiçekler / Diyalog

Mütevâzı çiçekler / Diyalog

Yokuş aşağı saldım kendimi yokluğun, hiçliğin içine, karanlık perişanlığım da yanlızım, derin kuyular açtım kendime, nefesim sisli dağlardan kalma, çöktü üstüme, kalkmaz kolayına.



Bilinmeyen... Yokuş aşağı saldım kendimi yokluğun, hiçliğin içine, karanlık perişanlığım da yanlızım, derin kuyular açtım kendime, nefesim sisli dağlardan kalma, çöktü üstüme, kalkmaz kolayına. Garip bir his aşıksın ama aşkım diyeceğin kimse yok, ellerini tutuyor gibi hissediyorsun ama zannet, öyle değil ne el var ortada ne de içli içli “al kalbimi” diyebileceğin biri. Her şey var ve yok, veyalar dünyasında değilim artık, koptum, kendi gerçeklerimden. Evet-hayır, var-yok, iyi-kötü, karşıtlıklar etrafında geziniyorum ne dünüm ne yarınım var belli olan. Harflere anlam yüklemek ne kadar zorsa anlamsız kelimeler o kadar anlamlı gelebiliyor. Ben Lapsekiyim o Gelibolu aradan tonlarca ağırlıklar geçiyor eziyor bizi, bayraklar hep bir ölüyü andırıyor. Benim bayrağım ise zaman tünelinden geçen, insanların hayatlarından akış dönemine denk gelen, uzun ve ince demirlerin arasına sıkışmış güzel-çirkin bir tren. Sana doğru gelmemi engelliyor sanki durduruyor beni gidiyor sanıyorum, camında öyle yazıyor, artık ben bakıyorum trene bakanın yerine. Uyuyorum gördüğüm her rüyayı hayra yoruyorum, çünkü yok hayırsızdan bir haber. > Ali Sarımehmetoğlu Saksıda ilgiyle büyütülen çiçekler vardır... Evlerin pencere ve balkonlarını, devletlunun makam odasını süsler. Statüleri bile vardır! Hediye edene-edilene, haneye-büroya, makam ve mevkiye göre değişen fiyatı, ebadı ve ihtişamı/tevazu vardır. Gösterilen ihtimama rağmen saksı çiçekleri tahammülsüzdür, nazenindir. Daima ilgi, bakım ister; esasen çiçek olmak ister. Bulunduğu mekanın-makamın mukimine göre nelere şahitlik eder bilinmez ama bir gün solar, kurur ve atılır şehrin bir köşesinde çöp bidonuna. Artık ‘fotosentez de yapamaz! Kimsenin umurunda da değildir ya. Yeni bir saksı çiçeği sipariş edilir ki, şehrin çiçekçi dükkanı bunun için vardır; kısa ömürlü çiçekler satmak için ve belki, şehirde çiçek zaten kısa ömürlüdür... Vefakâr güzeller Ve mütevazı kır çiçekleri... Nerede yetişmişse orayı yurt bilmiş ve oranın renklerine bürünür. Adeta topraktan doğar; kökleri toprakla hemhâl olur. Gece-gündüz, rüzgar, yağmur her durumda renklerini, kokusunu muhafaza ederken, hoyrat insan elinden yardım ummaz bile. Bazen kardelen olur, kefeni yırtar gibi bembeyaz dağlarda gün ışığını selamlar. Bazen fındık bahçelerinde mor menekşe, bazen kırlarda alabildiğine papatya... Dağların hür rüzgarlarına bırakır rayihasını. Kırmızı kiremitli bir köy evinin saçaklarından aldığı buse ile berrak derenin şırıltısını da kuşanarak ve Mehmed dedenin seccadeyi ıslatan gözyaşına şahit olmaktan ürpererek, akar tepelerden... Köyde gün ışığından önce dirilen hayata inat, ölümüne uyuyan şehrin eşiğinden döner geri... Kırlarda hayat vardır; şehirde, güneşin doğuşundan habersiz yanan iğreti lambalar... Ve şehirde saksıdadır hayat! Saklısı yoktur şehrin ve çiçeği de... İnsanlar, evler, yollar, çiçekler birbirine benzer: renksiz, neşesiz ve bezgin. Çocuk gibidirler Çocuklar da çiçeklere benzer. Bütün ihtimama rağmen saksı çiçeği gibidir şehirde çocuk. Ne koşacak kırlar vardır, ne de çıplak ayakla basılacak toprak. Evler duvar, yollar taş. Ne kimse duyar, ne arkadaş. Plastik oyuncaklarla, çizgi filmlerle oyalanan, iki adımda tükenen bir odanın içinde tükenen çocukluk: saksı çiçekleri gibi... Necip Fazıl ne güzel söylemiş: Al eline bir değnek Tırman dağlara, şöyle! Şehir farksız olsun tek Mukavvadan bir köyle. Uzasan, göğe ersen Cücesin şehirde sen; Bir dev olmak istersen, Dağlarda şarkı söyle!.. > İsa Yar Hayat muhasebesi Günler hızla geçer tutulmaz olur, Ömür sermâyemi eritir gider... Büyük söz söyleme yutulmaz olur, Mızrak çuval deler, sırıtır gider... Durgun su yüzüne yazı yazarım, Bir değer biçmeye yoktur pazarım, Çok sürmez kaybolur garip mezarım, Zaman değirmeni öğütür gider... Dere yatağına çadır kurulmaz, Ehil olmayana sual sorulmaz, İlimsiz mecliste hiç oturulmaz, Güzel hasletleri dağıtır gider... Tuzağa düşürür, nefsini uyut, Hak’kı bilenlerin koş elinden tut, Hakikati öğren yanlışı unut, Alimin hayali eğitir gider... İyilik yap amma, kendinden bilme, Hiçbir kusurunu aklından silme, Gülümse her zaman, yüksekçe gülme, Kahkaha vakarı yitirir gider... Bir dünyalık için eğme belini, İncitici sözden koru dilini, Darda kalmışlara uzat elini, İhmal itibarı bitirir gider... Vatan için savaştılar Kanlarının son damlasına kadar , Vatan için savaştılar Çanakkale’de. “Yaşasın millet, yaşasın devlet” deyip, Vatan için savaştılar Çanakkale’de. Korkmadan düşmanlara karşı durarak, İmanla örülmüş çelik setler kurarak, Hürriyet bayrağını hep göklerde tutarak, Vatan için savaştılar Çanakkale’de. Umutla, azimle, cesaretle koşarak, Birlik, beraberlik ve inançla coşarak Dağ gibi engelleri bir bir aşarak, Vatan için savaştılar Çanakkale’de. > Yasin Arslan Hazin aşk Bana boşuna gel deme Gelecek bir hal mi kaldı? Uzaklardan gülümseme Gülecek bir hal mi kaldı? Saman aleviydin, söndün Kül olmuş ateşe döndün Bak beni ne halde gördün Sevecek bir hal mi kaldı? Derbeder bir hale soktun Aslında beni hep yıktın Rüzgarın önüne kattın Savrulacak hal mi kaldı? AYBEY der aşkımız hazin Şöyle bir dünyayı gezin Varsın bulunmasın izin Arayacak hal mi kaldı? > İsmail Aybey / Manisa Anlamış değilim Ne bir bahseden oldu şu hayattan, Ne de anlattı kimse yıkılmamayı. Bir umutlu yürüyüştü her adımım, Dertsiz olmuyor yine, anlamış değilim! Mutluluk kimi zamanken, Çaresizlik her zamanmış, Bir yanda sahte hayaller, Gördüğüm gerçekleri, anlamış değilim! İçimde biçâre düşünceler, Haykırmak istiyorum insanlara. Kahroluyor gafletle geceler, Bu aciz mücadelemi, anlamış değilim! > Sadık Dursun / Çorum
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT