BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Halkını kıran kahraman(!) Hafız Esad

Halkını kıran kahraman(!) Hafız Esad

Düşünebiliyor musunuz, adamlar sallana sallana çocuk ve kadın kurşunlar, göstere göstere yağma ve tecavüz yaparlar. Tam 27 gün süren saldırıda Hama’da 62 tarihî cami yıkılır, İslam büyüklerine ait türbe ve kabirler tahrip edilir.



Hafız Esad, Türklere olan düşmanlığını saklama ihtiyacı bile duymaz, bir taraftan Hatay’ı tırmalarken öte yandan Teröristlere yardım ve yataklık yapar. Yetmez gibi Rusya, Bulgaristan, Küba, Yunanistan ve Güney Kıbrıs’tan PKK’ya destek sağlar. Suriye’nin Lübnan’a girişinden sonra Bekaa Vadisi’ndeki haşhaş üretimi 9 kat artar. Hafız Esad’ın kardeşi Rıfat Esad, uyuşturucu (ve tarihî eser) ticaretinin başına geçer, mafya ile temas sağlama işine bizzat İstihbarat Başkanı Tuğgeneral Gazi Kenan bakar. Gün gelir bu işten 2 milyar dolar kazanmaya başlarlar. Talep arzı aşınca PKK devreye girer, Afganistan’dan aldıkları beyaz zehiri, İran gizli servisi yardımıyla Suriye ve Lübnan’a taşırlar. Tahran yönetimi, ülkesinde uyuşturucuya ağır yasaklar koyarken, Avrupalının zehirlenmesine aldırmaz. Bekaa Vadisi’nde işlenen uyuşturucular, Güney Kıbrıs, Yunanistan üzerinden Almanya ve Hollanda’ya akar. Batılılar işin farkındadır ama sırf “PKK kaynak bulsun” diye ağırdan alırlar. Hamas’ın hamisi Esad, Arapların liderliğini ele geçirmek için Filistinliler üzerine çok oynar, nitekim Ebu Musa, George Habbaş, Naif Havatme, Ahmed Cibril, Abdulfettah Ganem, Samir Gişa, Nadja Aliş ve Ebu Nidal karargâhlarını Şam’a kurarlar. O yıllarda henüz “intifada” kelimesi mânâsını bulmuş değildir. Arafat’ın adamları Türkiye’den gelen komünistleri gerilla kamplarında ağırlar, uzun namlulu silahlarla, tahrip gücü yüksek patlayıcılarla tanıştırırlar. Bakın şu işe ki kendi ülkesindeki Müslümanları ezen Esad, Hamas ve İslami Cihad’a sahip çıkar. Gelgelelim Kudüs’ü kurtarmak adına yola çıkan örgütler, solculardan sıkılır, Esad’la da, Arafat’la da köprüleri atarlar. “Şam Aslanı” da gider Dürzülerle, Hizbullah’ı arkalar, onlarla “kanka” olup Lübnan’da tutunmaya çabalar. Bütün bunlar yörede İsrail’in elini güçlendirmekten başka bir işe yaramaz. Ah Hama ah! Rusya’da çöküş başlayınca Esad, İsrail ve ABD ile takışmaktan kaçar, bu sükûnet dönemi ülkenin yapılanması için iyi bir fırsattır. Ama onun gibi eli kanlı darbeciler sükûnetten değil karışıklıktan medet umarlar. Esad ordusuna “yeni bir düşman” arar ve dönüp dolaşıp kendi halkını boğar. BAAS politikalarını tasvip etmeyen Sünni ekseriyete saldırır, ilk elde 300 bin nüfuslu Hama’yı kuşatırlar. Şehri önce topçu ateşiyle yıkar, çaresiz kalabalığı tanklarla, helikopterlerle çevirip insan avı başlatırlar. Mig’ler dalar dalar çıkar, sanki hakiki mermilerle tatbikat (!) yaparlar. İşte böylesi soğuk bir şubat günü (1982) 30 bin sivil öldürür, bırakın kubbe, minare, bacası tüten ev bırakmazlar. Karşılarında silahlı bir güç olmadığı için ellerini kollarını sallayarak adam kırar, yağma ve tecavüzlerle can yakarlar. Bu hengamede 62 cami yıkılır, İslam büyüklerine ait türbe ve kabirler tahrip edilirler. Efendim sanat, tarih, kültürel miras... Hür dünyadan çıt bile çıkmaz. “Şam Sfenksi” Esad’ı yaşlandıkça hırs basar, koltuğuna göz dikenin gözünü oyar. Çağdaş yazarlar onu firavunlara benzetir, “Şam Sfenksi” diye adlandırırlar. Müzmin lider Suriyelileri öldükten sonra da bizar etmeye niyetlidir, makamını büyük oğlu Basil için hazırlar. Ancak diktatörzade veliaht o günleri görecek kadar yaşamaz. Geçirdiği trafik kazası ile (1994) genç yaşta hayata gözlerini yumar. Doğu bloku çözülünce BAAS’çılar ortada kalırlar, daha düne kadar her taşın altından çıkan Esad kıvırıp kıvranmaya başlar. “Rusya” Öcalan’ı önce merkeze alır, sonra o malum İtalya, Yunanistan, Kenya turu başlar. Hafız Esad, Haziran 2000’de ölür, iktidara çöreklenen sınıf anında Anayasa’yı değiştirir, devlet başkanı olma yaşını 34’e indirerek, Beşar için “bir ayar” yaparlar. Genç hekimin aslı, nesli, fikri bellidir ve elbette kendini bağlar. Ancak o (hiç değilse şimdilik) babası gibi çocukluk yapmaz. Bundan sonra... Hafız Esad sivri söylemleri ve fitneci tavrıyla ortalığı gerdi, gitti. İyi de yarın Amerika, Suriye’ye füze yağdırmaya başlarsa n’olacak? Henüz “bu rejimden yana, bu değil” diye adam ayıran bir mermi yapılmadığına göre... Kabak yine masumların başında patlayacak. Şam yönetimi has adamlarını kenara ayıracak, kaosda payı olmayan Sünni çocuklarını cepheye yollayacak. Her ne kadar elin Rus’u, İngiliz’i, Yahudi’si aramızı açmaya çalışsa da Suriyeliler’le akraba olduğumuz vakıa. Dileriz Şam’daki amcalar da geçmişteki hataları tekrarlamazlar. Önlerinde Nureddin Zengi ve Selahaddin Eyyubi gibi mümtaz nümuneler varken, Hasan Sabbah ve Reşidüddin Sinan’lık yapmaya kalkmazlar. Esad’ın lügat manası “saadetli” demekmiş ama Suriyelilere ne kadar saadet getirdiği ortada. Beşar da “müjde” kökünden geliyor. Bakalım halkına ne müjdeleyecek? ..... Not: Türkler daha Alpaslan devrinde yöreyi mekan tutar ve Yavuzlu yıllardan itibaren Suriye’ye hükümran (5 asır) olurlar. Bu gün Golan Tepeleri, Kunaytra ve Şam’da yaklaşık 1.5 milyon soydaşımız (İlbeglü, Akçakoyunlu, Baraklı, Karakeçili ve Bayır-Bucak Türkmeni) yaşar. Osmanlının ardından zulme ve baskıya maruz kalsalarda kimliklerini korurlar. Ama TC komşularının toprak bütünlüğüne saygılıdır, bölücülük kartına asla oynamaz.
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT