BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Ok, yaydan çıkmıştı bir kere...

Ok, yaydan çıkmıştı bir kere...

Sarık’ın hiçbir şey söylememesi üzerine:



Sarık’ın hiçbir şey söylememesi üzerine: - Yalnız, gideceğimiz yere kadar gözlerini bağlamak zorundayım, dedi zenci sırıtarak. Tarık’ın içindeki korku gitgide büyüyordu. Arkadaşlarından Kenan ve Mehmet, Nurettin’i sormaya foto stüdyosuna beraber gitmeyi önermelerine rağmen, onların önerisini duymazlıktan gelerek kendi başına hareket etmişti. Çünkü bu olayda kendini de bir parça suçlu hissediyor ve vicdan azabı çekiyordu. Şu sırada arkadaşları da yanında olsalardı, belki kendini biraz rahat ve güven içinde bulurdu. Ama ok yaydan çıkmıştı bir kez. Geri dönemez, çekindiğini açığa vuramazdı. Hem tek başına olmasa, belki de zenci bu görüştürme işine yanaşmayabilirdi. Birden zencinin tok sesli son sözü kulaklarına yankı yaptı, çınladı, uğuldadı... Farkında bile olmadan, olur anlamında başını salladı. Dairenin kapısını hafif aralık bırakarak içeri giren zenci, çok geçmeden üstünü giyinmiş olarak göründü. Üstünde beyaz pantolon, yuvarlak yakalı bir lacivert tişort ve bir meşin anorak vardı. Elindeki aynalı siyah gözlüğü de boksörlerinki gibi yassı burnunun üstüne oturturken: - Liebling, pis spatör! diye içeriye seslendi. Dışarıya çıkınca bir beyaz mercedese bindiler. Tarık’a da aynalı bir güneş gözlüğü veren zenci, bu gözlüğü çıkarmamasını sıkıca tembihledi. Dışardan bir güneş gözlüğü gibi görünen bu gözlüğün, iç tarafından hiçbir şekilde görme imkanı yoktu. Vakumlu bir lastik gözleri çevreliyor ve koyu bir karanlıktan başka hiçbir ışık görünmüyordu. Hava müthiş soğuktu. Gerçi gökyüzü masmavi açıktı ama; ani gelecek bulutlardan bir yağmur yağacak olursa, don olayı kaçınılmazdı. Beyaz mercedes uzunca bir yol katettikten sonra durdu. Ancak diskoteğin içine girdikten ve gizli kapıyı açtıktan sonra, Tarık’ın gözlüğü çıkarmasına izin verdiler. Kamaşan gözlerini yumruklarıyla oğuşturan Tarık, burasının bir diskotek olduğunu anlamada gecikmedi. Alkol, eroin ve her türlü ahlaksızlığın beşiği olan bir diskoteğe aslında ömrünce hiç adım atmamasına rağmen burasının öyle bir yer olduğunu anlamak da zor bir şey değildi. Endişeli gözleri hemen Nurettin’i aradı ama, yüzü sivilceli ve kuşkulu bakışlarıyla kendisini süzen uzun boylu bir genç adamdan ve bir de zenciden başka kimseyi göremedi. Burada nasıl bir karanlık dolap çevriliyordu ki, böylesine dikkatli ve temkinli davranıyorlardı. Zencinin aşağıya inilen, merdivene doğru yürüyerek arkasından gelmesini söylemesi, Tarık’ın fazlaca bir şey düşünmesine izin vermedi. Yüzü sivilceli de en arkadan geliyor ve Tarık’ın midesini birden alt üst eden, alışık olmadığı pis bir kokunun içine giriyorlardı. Post serili bir kerevetin üstünde, sarışın bir kızla yan yana yatan sakalı uzamış Nurettin’i görür görmez tanıyan Tarık, birden olduğu yerde kalakaldı. Etrafına bir bakmış, bir daha da bakamamıştı. Leş gibi üst üste yığılıp kalanlar, hâlâ içmeye uğraşanlar, esrar dumanıyla kafayı tütsüleyenler, sağa sola saçılmış boş şişeler ve yoğun bir sigara dumanı... İçerinin dayanılmaz derecedeki pis kokusu da cabasıydı. İçlerinde yüzü sivilcelinin de olduğu iri yapılı üç genç adam, ellerindeki sustalı bıçakları boyuna açıp kapatıyorlardı. Sanki bir mezbahanede çalışan ve bıçak bileyen kasapları andırır acımasız görünüşleri vardı. Sustalıların madensel şakşakları Tarık’ı ürpertiyordu. Burasının havası ve insanları hiç de iyiye benzemiyorlardı. Nurettin’in omuzuna vuran ve yanındaki sarışın kızı bir bohça gibi kenara iteleyen zenci, onu uyandırmıştı. Yorgun, kan oturmuş ve o eski parlaklığını yitirmiş, gözlerini açarak yana dönen Nurettin, karşısında Tarık’ı görünce, büyük bir şaşkınlık içinde ve adeta kendini cereyan çarpmışçasına yerinden fırladı. Birden yüzünün kızardığını, gözlerinin karardığını, başının döndüğünü hissetti. - Tarık!.. dedi dili dolaşarak, Tarık, sen ha?.. Ne arıyorsun? Burada işin ne?... Tarık, karşısındaki Nurettin’in kopyesi olan bir delikanlıyı acıyarak, içi sızlayarak seyrediyordu. O yakışıklı, tığ gibi delikanlıdan eser yoktu. - Ben de aynı şeyleri sana sormak istiyorum, dedi Tarık. - Hiç sorma, diyen Nurettin, başını önüne yıktı. Bu arada zenci ve gözcülerin gözleri Türk gençlerini izlerken; adı Manfred olan gözcü, Nurettin’in arkadaşı olduğunu anladığı bu adamı neden buraya getirdiğini zenciye soruyordu. Zenci de insanlık damarının henüz ölmediği için onları görüştürmekten çekinmediğini ve de en önemlisi o genç adamı da örgüte katabilmek için böyle bir yol seçtiğini beyaz dişlerini göstererek ve iri sesiyle gülerek açıklıyordu. Birden Tarık’ın ellerine sarılan Nurettin, heyecanlı bir sesle bir çırpıda konuştu: - Ne olur çabuk çık git buradan!... Yoksa kim vurduya götürürler seni. Bu lağım çukuruna nasıl düştüğümü ben de bilemiyorum Tarık. Düşmek, düşmemek elinde insanın; ama çıkmak, kurtulmak öyle değil! Şeytanın teki bu zenciyle sözde arkadaşlığı ilerlettiğime bin pişmanım şimdi. Ama iş işten geçti artık. Benim evim burası; mezarım da burası olacak... Artık ben de bu pislikte bir lağım faresiyim. Son sözlerini söylerken bir çocuk gibi hıçkırmaya başladı. Nurettin’in hıçkırıklarından huylanan zenci, elini beline attı. Meşin anorakının altında bir tabanca kabzası belirdi... DEVAMI YARIN
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT