BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Taş üzerine taş koymak!

Taş üzerine taş koymak!

Gazetelerin “insan kaynakları” sayfalarını bazen karıştırırım. Bu sayfalarda şirketlerin eleman arayan ilanlarına yer verilir. Böylece, şirketler kendi reklamlarını da yapmış olurlar.



Gazetelerin “insan kaynakları” sayfalarını bazen karıştırırım. Bu sayfalarda şirketlerin eleman arayan ilanlarına yer verilir. Böylece, şirketler kendi reklamlarını da yapmış olurlar. İlanlardan birisi dikkatimi çekti. İlanda bir fotoğraf; fotoğrafta, en büyüğü en altta olmak üzere, büyüklük sırasıyla üst üste konulmuş altı tane taş... Taşları köşemize alamıyoruz, ama taşların simgelediği değerler, şöyle sıralanmış: * D e n e y i m * V i z y o n * K ü l t ü r * E ğ i t i m * K i ş i l i k Taşlar konuşturulmuş. En üstteki taşın üzerine şirketin ismi yazılmış, ama biz onu yazmadık. Taşların büyüklüğü ve diziliş sırası, şirketin üst düzey yönetici yetiştirme felsefesini yansıtıyor. Dizilen taşları, yani kişiliği, eğitimi, kültürü, vizyonu ve deneyimi nasıl tanımladığınız elbette çok önemli. Şimdi düşünelim. Burada ne yapılmış? Taş üzerine taş konulmuş. En alttaki en büyük taş, dört tane taşı üzerine almış. Taşların sırasını eleştirebilirsiniz, ama en altta bulunan en büyük taşın “kişilik” olarak tanımlanması, bize göre son derece isabetli olmuş. Taş üzerine taş koymak, bireysel bir faaliyet olabilir, bir şirketi ya da ülkeyi ilgilendirebilir. Taşların seçimi ve diziliş sırası, sonucu belirliyor. Aslında, hayatımız taşlarımızı seçmek ve dizmek ile geçiyor. Şimdi soralım: Size, büyüklük sırasına göre dizilmiş beş tane taş verseler bunların üzerine ne yazardınız? Boşuna heveslenmeyin! “Seyreyle sen gümbürtüyü!” Bizim coğrafyamızda, sizi taşlarınızla baş başa bırakmıyorlar. Dolayısıyla, ülkemizde “Taş üzerine taş koymak!” her zaman çok zor olmuştur. Taşların sırası konusunda bir türlü karar verememiş ve çok kavga etmişizdir. Ne demişler? “Yerden göğe küp dizseler, altındakini bir çekseler, seyreyle sen gümbürtüyü!” Bizim nesil, ekonomik ve politik anlamda bir hayli gümbürtüye tanık olmuştur. İktidarlar, enerjilerini yıkılan taşları toplamakla telef etmişler, birileri de parsayı toplamıştır. Gerçekten, en alttaki taş çürük olursa ya da yanlış seçilirse, sistemin devrilmesi kaçınılmaz oluyor. Ekonomiye ilişkin taşları üst üste dizmek gerekse, en alta makroekonomik istikrarı koymak uygun olurdu. Türkiye’nin AB’ye üyelik perspektifini de taşları yeniden dizme çabası olarak yorumlayabiliriz. Küreselleşme diye tanımlanan süreç, taşların fiziğini ve kimyasını sık sık değiştiriyor. Bununla da kalmıyor, taşların sırasına, taşlar arasındaki hiyerarşiye de müdahale edebiliyor. Bu sebepledir ki, çağımızda taş üzerine taş koymak hiç de kolay değil. Köşe taşları... Sadece Haliç’in değil, siyasetin ve demokrasinin kirlenmemesi için vazgeçilmemesi gereken taşlar şöyle belirlenmiş: * Hukuk devleti * Kuvvetler ayrılığı * Yasamanın ve yürütmenin yargısal denetimi * Sivil ve siyasi özgürlükler * İdeolojik olarak tarafsız devlet * Siyasi çoğulculuk * Seçilmişlerin üstünlüğü * İdari adem-i merkeziyet. * Piyasa ekonomisi Yukarıdaki sıralamanın bir öncelik sıralaması olmadığını belirtelim. Bu taşları üst üste değil, yan yana da dizebilir, bazılarını köşe taşı olarak kullanabilirsiniz. *** Özetlemek gerekirse, anayasal olarak sınırlı ve demokratik devlet öneriliyor. Niçin? Taşların devrilmemesi için... Taş üzerine taş koymak için... Rahat bırakırlarsa...
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT