BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Bir mülazımın Suriye hatırası

Bir mülazımın Suriye hatırası

İki aşiret arasında silahlı çatışma çıkmış, dört kişi güç bela baskından kurtulup kendilerini Abdülhamid Han’ın Suriye’deki çiftliğine zor atmışlardı. Görevli mülazıma geceyi burada geçirmek istediklerini söylediler. İçlerinden biri yaralıydı!..



Sultan Abdülhamid Han’ın Suriye’deki çiftliklerinden birinde vazife yapan bir mülazım, (teğmen) hatırat yazmış. Orada yaşadığı enteresan bir hadiseyi şöyle naklediyor: “Güneş çoktan batmıştı. Fakat çiftlik yine, sabah oluyormuş gibi coşkunluğunu kaybetmeyen bir aydınlık içinde kuş cıvıltılarıyla dolu, gölgesizdi. Emir erime nargilemi hazırlatmış, kahvemi bekliyordum. Birden avluya dört atlı girdi, dört silahlı bedevi... Gelenlerden en yaşlısı kısrağından inip karşımda dikildi. “Hayrola yâ Şeyh?” diye sordum. İçlerinden biri yaralıydı... Her zaman olan işlerdendi. İki aşiret arasında silahlı çatışma çıkmış, bu dört kişi güç bela baskından kurtulup buraya gelmişlerdi. Geceyi burada geçirmek istediklerini söyledi. Dördü de silahlarını bırakıp damın toprak zeminine çömeldiler. Hiç konuşmadan öylece bekliyorlardı. Bir aralık genç olanlarından biri hafifçe inledi. Anladık ki yaralıydı. Emir erime seslenip feneri getirttim. Bedevinin omzuna baktık, sol tarafından bir kurşun yemiş. Kan içine sızmış olacak ki, entarisi boyanmamış. Yalnız yaranın ağzına kurumuş kahve telvesini andıran pıhtılar birikmişti. -Kurşun içerde kalmış, dedim. Şeyh, başıyla doğruladı. Sonra hiçbir şey demeden erin elinde feneri aldı, avluya indi. Yere eğilmiş, uzun uzun bir şeyler aradığını yukarıdan görüyorduk. Neden sonra, bir değnek ve bir bez parçasıyla geldi. Yoğurt süzdüğümüz eski, yırtık torbadan atılmış bir paçavraydı elindeki... Bu paçavrayı değneye sıkıca sardı, dişleriyle bir de düğüm yaptı. Biraz zeytinyağı istedi. Gençlerden birine döndü, bir şeyler söyledi. O, aşağıya indikten biraz sonra burnuma mutfakta yanan, tavada yakılan zeytinyağ kokusu geldi. Anladım ki ameliyata hazırlanıyoruz!.. Genç sanki taş kesildi! Yaralının sırtından entarisini çektiler. Şeyh, benden çakımı istedi ve uzun ağzını açıp birden yaranın içine daldırdı. Bir kavunun bereli, acı yerini oyup nasıl atarsak öyle yaptı. Fakat bu parçanın lifleri gövdeden tam ayrılmamıştı ki, çektiği zaman çıkmadı, çakının ucundan kayıp tekrar yaradaki yerine girdi. Çekip koparmak gerekmişti, hem de epeyce asılarak... Yaralı “of” bile demedi, sadece omzunu, şöyle sinek konmuş gibi oynattı. Şeyh buna bile kızdı: -Ayıp, dedi. Genç taş kesildi. Evet, operasyon devam ediyordu...”
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT