BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Kanseri nasıl yendim?

Kanseri nasıl yendim?

Dizi yazımızın başlığını görenler, “Tamam, herhalde kanserin ilacı bulundu” diye merak içinde kalmış olabilirler. Evet...



Dizi yazımızın başlığını görenler, “Tamam, herhalde kanserin ilacı bulundu” diye merak içinde kalmış olabilirler. Evet... Bu korkunç ve çaresiz hastalığın yani “KANSERİN” ilacı henüz bulunmadı! Zaten vardı. Nasıl mı? İlaca muhtaç, mutazarrır ve zalim hastalığın pençesinde inim inim inleyip “ilaç haberi” bekleyen milyonlarca insan belki de bizim gibi ilaca kavuşma imkanı bulan çok sayıda kanser hastasının aldığı müjdeyi işin başından alamadı. Müjdeyi alamayanlar ilacı da alamadılar, belki de ilaçsız hastaların teslimiyet ve çaresizliği içinde, Cenab-ı Zülcelal vel Kemal hazretlerinin rahmetine, gufranı’na koşup gittiler. Kavuşanlara af, mağfiret ve gufran nimetine erişenlere ne mutlu... “Üzgünüz ama kanserlisiniz” Gelelim şimdi “kanser müjdesi”ne... Birkaç günlük zayıflama ve mide ağrısının ardından doktora gidiyorsunuz. Bir sürü tetkik, araştırma ve incelemeden sonra; doktorunuz, “Bir gün sonra eşinize veya doktor olan kızınıza sonuçları ve neler yapılacağını bildireceğini” söylüyor. -Hayır!.. Diyorsunuz. Bana söyleyemeyeceğiniz şeyi, eşime veya kızıma söyleyemezsiniz!.. Bu katı ve kat’i tavır aslında hastalığın mahiyetini anlamanın da bir belirtisidir. Doktorunuz, “Efendim, üzgünüz ama mide kanserisiniz. Hayli geç kalınmış, derhal ameliyat olmalı ve tedaviye başlamalısınız” diyor. Doktorun göz bebeklerine odaklanmış gözlerinizi tam anlamıyla buruk bir duygu buğusu kaplıyor. Birkaç saniye içinde bütünüyle 60 yıla yaklaşmış ömrünüz bir film şeridi gibi gözlerinizin önünden geçiyor. Sonra; sonrası nihayet her fanide olduğu gibi ölümle neticelenecek olan bir seyyare macerası... Ameliyet, tedavi, üst üste hastalıklar, sıkıntılar, sıkıntılar... Tabii ki bunların hepsi hayal olacak. Ölümden kurtuluş var mı? “Hayat bir hayaldir” Büyük Müceddid, İslam’ın kutup yıldızı İmam-ı Rabbani hazretlerinin bir talebesi üzülüp-ezilerek soruyor: -Canım hocam. Hayat nedir, bize tarif eder misiniz? Mübarek şu cevabı veriyor: -Hayat bir hayaldir. Yani dünya seyyaresine 60 veya bilmem kaç yıl süren ziyaretin ardından, masiva’da bile izi kalıp kalmadığını bilemeyeceğimiz bir hayal; Ömür hayali... Hastaya söylenmeli mi? Netice olarak malum son’a yolculuklar devam ediyor. Sizin yolunuza da kanser denilen bir maraz çıkıyor. Kanser olduğunuzu teşhis eden doktorunuza; “Bana bu müjdeyi verdiğiniz için size minettarım. Çok teşekkür ederim” diyorsunuz. Yüzünüze acıyarak ve üzüldüğünüzü düşünerek bakıyor, iki elini indirip yana açarak yüzünü de buruşturup şöyle diyor: -Sizi üzdüğümün farkındayım. Ama bunu siz istediniz, bu va’kaya “bir müjdedir” dediniz. Ben bunun bir müjde olabileceğini kinayi bir ifade olarak kabul ediyorum. Sizden özür diliyorum. Batı dünyasında uygulanmaya başlayan yeni yaklaşım kanserli kişiye hastalığını hemen söylemektir. Biz de bazı hastalarımıza bunu yapıyoruz. Buruk bir duyguyla eve döndüm Doktorun bu ifadelerini siz tevilcilik olarak değerlerdiriyorsunuz. Oysa, siz bunu “gerçek bir müjde” olarak algıladığınızı ona izah edemiyor, içinizi kaplayan buruk duygu ve heyecanla evinize dönüyorsunuz. Kansere yakalanmışsınız. Hem de en HABİS, yani YAYILMACI VE KÖTÜ HUYLU olanına... Ve siz bunu bir MÜJDE olarak kabul ediyorsunuz; hem de önemli bir müjde... Çünkü yaşınız 60’a dayanmış. Dolu dolu bir hayat yaşamışsınız. İyi bir ailenin kök ağacında en alt dallarda ”ermiş” bir meyve gibi düşeceğiniz “mev’ud” vakti bekliyorsunuz. O vakit ki, sizi ya “Maşuk ile Aşığı”nın kavuştuğu mutlu, sessiz, yorgunluksuz yeni hayatınıza başlama vakti olacak, ya da büyük azapların temerküz ettiği bir çukurdaki yeni çilelerin başlanğıç vakti... O çukur, iman ile göçene aslında Cennet bahçelerinden bir bahçe olacak. Oh ne güzel. Ebediyetin kapısında Cennet bahçesine dalıvermek ne büyük saadet... Bunu anlamak ve bunu hissetmek inşallah herkese nasip olur. Hastalara şifa temennisi Bu yazı dizimizde; kanserli ve düşünen sade bir insan olarak bir yıllık hastalık mücadelemizin nasıl cereyan ettiğini yazacağız. Bu yazıyı kanser hastalarına şifa temennilerim ve dualarımla kaleme aldım. Sizlere, herkese, doktorlara, hastalara, Sağlık Örgütlerimizin ve Bakanlıkların, Devletin ve Hükümetimizin hep şikayet edilen, ama hiç teşekkür edilmeyen mercilerine ve onların politikalarına bir nebze değişik bakış açısı kazandırması dileğiyle, çok sevdiğim gazetemde, eski bir mensubu olmakla iftihar ettiğim Türkiye Gazetesi’nde bu yazı dizisini hazırladım. İnşallah herkese yararlı birer mesajımız ulaşmış olur. Kansere yakalanmış insanlarımızın yaşadıkları zorluklar ve kolaylıklar iyice anlaşılır... Manevi destek Oğlum Alparslan, 16 Nisan 2004 günü Çapa Tıp Fakültesi’ndeki odamda, bana, ameliyata girmeme bir saat kala manevi destek oluyor. Bir milli sporcudan beklenen metanet ve safiyetle beni kucaklıyordu.... Hüseyin Tanrıkulu
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT