BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > “Müfti-yüs-sekaleyn” Ahmed ibni Kemalpaşa

“Müfti-yüs-sekaleyn” Ahmed ibni Kemalpaşa

Osmanlı’nın 9’uncu Şeyhülislamı Ahmed ibni Kemalpaşa’nın hayat hikâyesini tarih kitaplarından okuduk. Cinnilere de fetva verdiği için “Müfti-yüs-sekaleyn” adıyla meşhur olan bu mübarek zata niçin bu isim verilmiş, gelin Evliya Çelebi’den okuyalım...



Evliyâ Çelebi merhum, “Seyahatname”sinin Edirne Medreselerini yazdığı bahiste, şu ibretli hikâyeyi anlatıyor: “Medrese-i Kemâlpaşazâde’de bir hücreyi (oda) ecinni zabt edüp içine hiç kimse giremediği için, nîce sene kapısı örtük kalıp boş ve âtıl beklerdi. Nihâyet 1483 târihinde, Sultan Bâyezîd-i Velî asrında, Kemâlpaşazâde Ahmed Çelebi tâlib-i ilm iken Edirne’ye gelip, kendisine kalacak bir yer ararken yolu bu medreseye uğrar. Medresenin dersiâmından bir hücre talep ettiğinde aralarında şu konuşma geçer: Odanın anahtarını alır! - Molla! Medresemizde yalnızca bir tek boş hücre vardır. Onu da cin tâifesi zabtettiği için senin kalabileceğin bir hücremiz yoktur. - Efendim, o hücreyi bize ihsân eylen de, cenâbınızdan teyemmünen ve teberrüken biraz ilim okuyalım. - Hoş, mollam; sizden hücre esirgemezüz. Ve güzel buyurursuz amma; ol hücreye kim girdi ise, sabahısı meyyiti taşra çıktı. - Ne olursa olsun; siz yine de o hücreyi bize bağışlayınız. Dersiâm bu ısrar üzerine hücrenin anahtarını Kemâlpaşazâde’ye uzatır. Kemâlpaşazâde, Eûzü-Besmele ile hücrenin kapısını açıp yerdeki pöstekiyi silkeleyerek üzerine yerleşir. Yatsı vaktinden sonra medresenin vazifeli kapıcı ve müderrisleri hücrenin önüne, eski âdetleri îcâbı bir teneşir, bir tabut, kazan, tencere ve gayri levâzımâtı getirip sabah için hazır ederler... “Evlâdım sana emânet” Nihâyet gece yarısına doğru, genç molla dersiyle meşgul iken duvarın kıble tarafı birden iki şak olup, yaşlıca ve zayıf bir ihtiyar, elinden tuttuğu 15 yaşlarında bir kız ile içeri girip der ki: - Ey oğul! Bu evlâdımı sana Allah emâneti veririm. Buna ilim tâlim edip namazın şartlarını ve rükünlerini öğretesin. Kemâlpaşazâde o gece çocuğa namazı ve gerekli sûreleri ezberletir. Sabah ezanlarıyla birlikte ihtiyar gelir ve der ki: - Oğul! Ben cin padişahlarından Esfâil nâm melikim. Her defasında bu hücreye gelip konanlara bu evlâdımı emânet verip giderim. Onlar Allah emânetine hıyânet edip evlâdıma el uzatırlar. Ben de derhal onları katlederim. Şimden ger- var sana bütün gizli ve saklı ilimler, bütün acâibât ü ilmiyyât keşf ola ve “Müfti-yüs-sekaleyn” olasın!.. Mânâ denizlerinin dalgıcı! Sabah olup da Kemâlpaşazâde dışarı çıkınca görse kim, kapusu önünde imam ve müezzin ve cemaat tabut hazır edüp su ıssı eylemişler. Mollayı görüp hepsi hem hayret, hem şükrederler. O da keşf-i râz (bu sırrı ifşâ) etmeyip daha sonra o hücrede tekmîl-i ilm ile öyle âlim ü fâzıl olur ki; asrının yegânesi, mütebahhirînden mânâ denizlerinin dalgıcı olur...”
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT