BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Nakış nakış ULU CAMİ

Nakış nakış ULU CAMİ

Süheyl Ünver Nakışhânesi, sekiz asırlık geçmişi ve eşsiz bezemeleriyle dikkat çeken Divriği Ulu Cami ve Darüşşifası’nın hemen her noktasını 3 yıllık bir çalışmanın ardından 165 eserle gün yüzüne çıkardı.



Geçmişin yüceliği Geçmiş bir dönemin sanatını temsil eden eşsiz Ulu Cami ve külliyesinin hayran bırakan işlemeleri; üslûp ve karakterleri muhafaza edilerek resmedildi. > Tolga Uslubaş Anadolu’da XIII. yüzyılın ilk yarısında Divriği’de Mengücekoğulları döneminin en önemli eseri olan ve 1985 yılında UNESCO tarafından Dünya Kültür Mirası olarak kabul edilen Ulu cami ve Darüşşifası, Yıldız Sarayı Çit Kasrı’nda açılan bir sergiye konu oldu. Süheyl Ünver Nakışhanesi talebelerince 3 yıldır üzerinde çalışılan proje kapsamında Divriği Ulu camii ve Darüşşifası taş bezemeleri 165 eserle ölümsüzleştirildi. Divriği Kültürünü Yaşatma ve Tabiatını Koruma Derneği’nin katkılarıyla açılan sergide görüştüğümüz Nakışhâne sorumlusu Gülbün Mesara, Anadolu Türk mimarlığı ve sanatının en önemli yapılarından biri olan Ulu cami ve Darüşşifası’na dikkat çekmek istediklerini söyledi. Bu eşsiz yapının korunması, imar ve ihyası çerçevesinde bu tür çalışmaların önemli olduğunu vurgulayan Mesara, “A. Süheyl Ünver Nakışhanesi olarak Ulu Cami ve Darüşşifanın tezyinatını tanıtmayı amaçlıyoruz. 1228 tarihinde yaptırılan bu anıtsal eser, mimari özellikleri ve benzersiz taş oyma tezyinatı ile zamanının sanat ve kültürünün bir simgesi niteliğindedir. Nakışhâne olarak 2002 yılından beri bu proje üzerinde çalışıyoruz. Bunun için külliye tarihi ile birlikte daha yakından tanımamıza yardımcı olacak her tür yayını tarama faaliyetlerine giriştik. Ardından, aynı yılın sonbaharında Sivas’tan gönderilen onlarca fotoğrafın tasnifi kadar, inceden inceye tetkiki yoluyla konu ile bütünleşmeye gayret ettik. 2002 yılı Ekim ayı ortasında nakışhanemizin yeni ders dönemi ile birlikte Divriği konulu desen taramalarımız ile çizim ve uygulama çalışmalarımız da fiilen başlamış oldu. Bu meyanda Ulu Cami ve Darüşşifanın bezeme zenginliklerini yerinde görebilme şansımız sayesinde ufkumuz daha da genişledi.” diye konuştu. Dikkat ve itina şart Başta yalın ve basit gibi görünen bezemelerin aslında çok dikkatli ve itinalı bir çalışma gerektirdiğini ifade eden Mesara, “Nakışhâne olarak iç içe geçmiş girift motiflerin kompozisyon özelliklerini bozmadan ve ayrıntılarını olabildiğince kusursuz bir şekilde işlemek, gerektiğinde defalarca tashih etmek ve noksan kısımlarını tamamlamak, en önde gelen çabamız oldu. Zira yüzyılların tahribine rağmen olanca ihtişamıyla ayakta kalabilen bu yapının çeşitli etkenlerle yok olmuş bazı motif ayrıntıları ile elde bulunan fotoğrafların bir kısmının yetersizliği sebebiyle taş oyma tezyinatın anlaşılamayan kısımları kuşkusuz ki çoktu. Saydığımız bu nedenler dolayısiyle desen çalışmalarımızda külliyenin benzersiz bezemelerinin tamamını ortaya çıkartmak imkanına ne yazık ki erişemedik. Ulu Cami ve Darüşşifanın çok farklı bir tezyini üsluba sahip olduğu kadar son derece sınırsız ve özgür bir kompozisyon anlayışı ortaya koyan tezyinatını belirli hudutlar içine hapsetmeden, bazı kompozisyonlardaki motif uyumsuzluklarına rağmen orijinal desen özelliklerine sadık kalarak müstakil panolar şeklinde ve aynı hür düzen içersinde sunmaya özen gösterdik.” diyor. Yeni tasarım anlayışı Divriği bezemelerinin bugünkü sanatımıza yepyeni dekoratif unsur ve tasarım anlayışı kazandırdığını söyleyen Mesara, “Ulu Cami ve Darüşşifanın devasa taş motiflerinin orijinallerine nisbetle minyatür boyutlarda işlenen örnekleri, grubumuz sanatkarları tarafından tezhibe dönüştürülürken, bu sanatın özelliklerini vurgulayan altınlama, tahrir ve renklendirme gibi ayrıntılar ön planda tutularak çok değişik yeni tarzda tasarımlar ortaya çıktı. Bu çerçevede Nusret Çolpan başkanlığındaki minyatür grubu da, Külliyeyi ve yöreyi çeşitli yönlerden canlandıran belgesel tarzda minyatürler hazırladı. Bu eşsiz külliye’deki oyma taş tezyinatın mükemmeliyeti şüphesizdir ki kompozisyonları kadar bunları taşa işleyen ustaların hünerlerinden de kaynaklanıyor. Tarihi önemine rağmen hızla yok olmaya doğru giden bu çok değerli sanat hazinesi umarız ki yakın bir gelecekte layık olduğu ilgi ve itibara kavuşur” diye konuştu.
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT