BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Verdiği karardan dönmeyen Sultan

Verdiği karardan dönmeyen Sultan

Yavuz Sultan Selim Han, Anadolu’yu bölüp parçalamak ve batıya açılan her seferde Osmanlıyı arkadan vurmak emelinde olan Şâh İsmâil’e kesin bir darbe indirmek niyetindeydi. Artık doğudan gelecek tehlikeye bir set çekmenin zamanı gelmişti!..



Şah İsmâil’in halîfelerinden olup Osmanlıya esir düşen Kılıç adında birisi vardı. Yavuz Sultan Selim Han, Şah’a Farsça bir nâme (mektup) yazıp bu esirle gönderdi. Bu nâmede; “Safer ayında İstanbul’dan hareket ettiğini ve bizzat muhârebeye hazır olacağını” bildirmişti. Elçi Kılıç, Şah İsmâil’i Hemedan’da bularak nâmeyi vermiş ve o da çarpışmaya hazır olduğunu iletmişti... Evet, günlerce doğuya doğru yol alan Yavuz Sultan Selim Han, Şah İsmâil ve ordusundan bir haber alınamaması üzerine “Uzun yolları geçerek memleketine girdik, fakat sen meydanda görünmüyorsun...” diye başlayan bir mektup daha gönderdi... Orduda fısıltılar çoğalmıştı! Bir taraftan bu mektuplaşmalar devâm ederken, diğer yandan Yavuz’un ordusu harap yollarda binbir müşkülâtla yol alıyordu. Bu durum Şah İsmâil ile muhârebe aleyhtarlarına fırsat verdi. Bunların yavaş yavaş askeri tahrik etmeye başlamasıyla, orduda fısıltılar çoğaldı. Erzincan’a gelindiği zaman asker, kumandanlar ve vezirler düşmanın meydanda olmamasından dolayı daha ileri gidilmemesini ve geri dönülmesini hükümdâra söylemek istedilerse de, Pâdişâh’ın Azerbaycan’ın merkezi Tebriz’e 40 merhale yolları kaldığını belirtip o tarafa gidileceğini beyân etmesi üzerine korkularından seslerini çıkaramadılar. Fakat bu durumu Pâdişâh’a arz etmesi için; Karaman Vâlisi olup Pâdişâh’ın çok sevip ve itimâd ettiği Hemden Paşayı gönderdiler. Hemden Paşa bu ısrarlara dayanamayarak Pâdişâh’a ileri gidilmemesi hakkında ordunun mütâlaasını arz etti. Ancak şiddetle cezâlandırılarak yerine Zeynel Bey Karaman Beylerbeyi oldu. Pâdişâh’ın bu hareketi vermiş olduğu kat’î karârın önlenmesine mâni olmak içindi. Bunda bir ölçüde başarı ve orduda sükûnet sağlandı... Ordu Eleşkirt civârına geldiği zaman bu defâ Yeniçeri Ocağı tahrik edildi. Bunlar ayaklandıkları gibi Pâdişâh’ın çadırına; “Düşman meydanda yok, bu harap yerlerde ilerlemek askeri beyhûde telef etmektir, geri dönelim” tarzında yazılmış mektuplar bırakıldı. Hattâ daha da ileri giden Yeniçeriler bir sabah Pâdişâh’ın çadırına ok atacak kadar işi azıttılar! Yaptıklarından utandılar! Bu hâdise üzerine, hiçbir zaman verdiği karardan dönmeyen Yavuz Sultan Selim Han, Yeniçerilerin içine girdi ve onlara hitâben; “Biz henüz kasdettiğimiz yere varmadık, düşmanla karşılaşmadık, dönmek ihtimâli yoktur, hattâ bunu düşünmek bile hayaldir. Biz kat’iyyen yolumuzdan dönmeyeceğiz. Kalbleri zayıf olanlar, ehlü iyâllerini düşünenler ve yol zahmetini bahâne edenler, kendileri bilirler...” diyerek atını ileriye sürünce yaptıklarına utanan Yeniçeriler, Pâdişâh’ı tâkib etmeye başladılar... Ve nihayet, Şah İsmâil’in meydâna çıktığı haberleri alındı. İki ordu 22 Ağustos 1514’te Çaldıran sahrasında karşı karşıya geldi. Osmanlılara Doğunun yollarını açacak olan savaş başlamak üzereydi!..
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT