BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Belgeler var

Belgeler var

Ermeni soykırımı iddialarına karşılık Erdoğan ile Baykal’ın beraber hareket etmesini çok olumlu bulduğunu söyleyen Özdemir, “Biz o dönemde yaşananları günü gününe belgesiyle anlatmaya hazırız” dedi.



> Türk Tarih Kurumu Ermeni Araştırmaları Başkanı Prof. Özdemir: Bir eli yağda bir eli balda konfor içinde yaşayan Ermeni diasporası, Türkiye’ye Ermeni soykırımı iddialarını dayatıyor ve ihtilafın bitmesini istemiyor. > “Dünyanın bütün önemli arşivlerinden konuyla ilgili belgeleri derledik. Sadece Ermeni diasporasının kontrolünde olan belgelere ulaşamadık. Biz o dönemde yaşananları günü gününe belgesiyle anlatmaya hazırız.” ANKARA - İhlas Medya Ankara Grup Başkanı Nuri Elibol ile Başkan Yardımcısı Murat Odabaş’ın hazırlayıp sunduğu TGRT HABER’de yayınlanan “Ankara’nın Gündemi” programı önceki akşam Türkiye’ye Ermeni soykırımı iftirasını masaya yatırdı. Türk Tarih Kurumu (TTK) Ermeni Araştırmaları Başkanı Prof. Dr. Hikmet Özdemir’in katıldığı programda tarihi gerçekler gözler önüne serildi. Prof. Özdemir, soykırımı tanımının 1948’de imzalanan BM sözleşmesinde net bir şekilde yapıldığını belirterek, “Soykırımında ulusal, etnik, ırksal ya da dinsel bir grubu toptan ya da onun bir bölümünü yok etmek niyeti taşıması lazım. Mesela bir siyasi grubun bir diğerine yönelik saldırı soykırımı kapsamı içinde değerlendirilmediği için Kamboçya’da Pol Pot rejiminin 2 milyon kişiyi öldürmüş olması literatüre göre soykırım olarak değerlendirilmiyor” dedi. Rusya silahlandırdı Özdemir şöyle konuştu: “1915’te bir soykırım var mıdır? İstanbul’da bir ayaklanmanın olacağı yönünde değerlendirmeler vardı. Ancak ondan önce doğu vilayetlerinde art arda ayaklanmalar patlak vermeye başladı. Daha I. Dünya Savaşı başlamadan önce Ermeni cemaati Osmanlı devletinin yanında olmayacağının mesajını verdi. Çünkü Ermeni cemaatinin yarısını barındıran Rusya, Kafkaslardaki Ermenileri silahlandırıp örgütlüyordu. Ermeniler, Van ve Kilikya merkezli bir Ermenistan kurmak istiyordu. Buna karşılık 24 Nisan’da mazlum bir millet göç ettirildi gibi anlatılıyor. Tehcirde hedef silahlanmış ve ayaklanmış Ermenilerin savaş şartlarında bölgeden uzaklaşmasını sağlamaktı.” Nüfusları yüzde 30’du Rusya’nın Ermenileri 1860’tan beri silahlandırdığını anlatan Prof. Hikmet Özdemir, savaştan hemen önce batılı devletlerin Doğu Anadolu’da iki müfettişlik oluşturduğunu, bu müfettişliklere de kendi tayin edeceği iki yabancı müfettişin atanacağını ve böylece Doğu Anadolu’nun kontrolünün Osmanlı kontrolünden çıkmak üzere olduğunu ancak savaşın başlamasıyla bu düzenlemenin uygulamaya geçmediğini anlattı. Çanakkale Savaşı’ndan önce İngilizlerin İskenderun’a çıkarma yapma planının olduğunu buna paralel olarak Rus ordusunun da doğudan saldırmalarıyla iki ordunun Doğu Anadolu’da isyan eden Ermenilerin yer aldığı topraklarda buluşmayı hedeflediğini ve bu sebeple Ermenilerin isyan için kışkırtıldığını vurgulayan Prof. Özdemir, Ermeni nüfusun yoğun olarak yaşadığı illerde bile ortalama yüzde 30’luk bir nüfusa ulaştığını ve sayılarının hiçbir yerde yüzde 50’yi aşmadığını kaydetti. İsyanlar incelikliydi 1915’te daha ortada tehcir kararı yokken Ermeni isyanlarının başladığını hatırlatan Prof. Özdemir, 21 Şubat’ta Bitlis ve Muş’ta, 2 Mart’ta Dörtyol’da, 18 Mart’ta Zeytun’da, 27 Mart’ta Bafra, Tokat ve Suşehri’nde isyanların başladığını, 6 Nisan’da Ulukışla, Sivas ve Erzincan’da 30 bin silahın ele geçtiğini, 20-23 Nisan’da Van’ın yakıldığını, 24 Nisan’da Rusların Van’a girdiği gün tehcir kararının alındığını söyledi. Prof. Dr. Özdemir, dönemin askeri otoritesinin tehcir kararının alınmasını daha önce istediğini ancak siyasi otoritenin bu kararı almak istemediğini çünkü savaş sebebiyle güvenliği sağlayacak yeterli emniyet birimlerinin mevcut bulunmadığını ifade etti. Çanakkale cephesinde Jandarma alaylarının bulunduğunu anlatan Özdemir, dönemin sivil idaresinin elinde çalışacak doktorun bile olmadığını belirtti. 4-5 Eylül’de Musa Dağı Ermenilerinin ayaklanmasından sonra Fransız savaş gemileri tarafından Mısır’ın Port Said şehrine taşındığını, buradaki bir kampa yerleştirilen Ermeni ailelerin erkeklerinin cepheye sevk edildiği dönemin kamp komutanının daha sonra Milletler Cemiyeti’ne el yazısıyla kaleme aldığı bir mektupta ifade ettiğine işaret etti. Gün gibi biliyoruz Özdemir şözlerini şöyle sürdürdü: “24 Nisan’da mazlum bir millet göç ettirildi gibi anlatılıyor. Tehcirde hedef silahlanmış ve ayaklanmış Ermeni’lerin savaş şartlarında bölgeden uzaklaşmasını sağlamaktı. Silahlanmış toplulukların silahsızlandırılması gerekiyordu. Askeri manada çok şiddetli çatışmalar oldu. Hatta Urfa’da asayişin sağlanması için Cemal Paşa, topçu birliklerini bölgeye sevk etmek zorunda kaldı. Çünkü daha seferberlik kararı alınmadan yapılmış planlar söz konusu. Bu konuyla ilgili yazışmalar ve raporlar elimizde. Nitekim Ermeni Tortom yazdığı raporda 120 bin kişiyi toplayacağını söylüyor. Biz 1915’te yaşanan olayları gün gün yazabilecek durumdayız. Genelkurmay da konuyla ilgili bütün belgeleri asılları, günümüz Türkçesine aktarılmış halleri ve İngilizceleriyle yayınlamaya başladı. Ermeni meslektaşlarımız ne o dönemi ne de Doğu Anadolu’nun Rus işgali altında olduğu 1916-1917 dönemini görüyorlar. Çünkü o dönemde de gönüllü Ermeni birliklerinin yaptığı katliamlar var. Tehcir kararının meclisten çıkmadığı söyleniyor. Oysa Bakanlar Kurulu’nun böyle bir karar alma yetkisi var. Üstelik savaş dolayısıyla bütün ülkede sıkıyönetim ilan edilmiş.” Bütün tedbirler alındı Tehcir dolayısıyla alınabilecek bütün tedbirlerin ayrıntılı bir şekilde kararlaştırıldığını bildiren Prof. Dr. Özdemir, konuyla ilgili ayrıntılı yönetmeliklerin çıkarıldığını, Ermeni nüfusun sahip olduğu mülklere ilişkin tedbirlerin alındığını, uygulamada çıkan hataların ve işgüzarlık yapan kimi yöneticilerin olduğunu ifade etti. Prof. Dr. Hikmet Özdemir, bu tarz işgüzarlıkları yapanların Talat Paşa’nın emri ile 1916’da Divan-ı Harbe verildiğini ve yargılananlardan bazılarının da idam edildiğini söyledi. Talat Paşa’nın telgrafının ilk defa öldürülmesinden sonra katilinin yargılanması sırasında gündeme gelen bir dizi belge arasında olduğunu söyleyen Prof. Dr. Özdemir, bu belgelerin sahteliğinin ispatlandığını ve yargılama sürecinde de dikkate alınmadığını aktararak buna karşılık Ermeni diasporasının ve diasporanın ağzıyla konuşan kimi çevrelerin bunu hiçbir zaman dikkate almadığını vurguladı. Savaşın herkes için trajik olduğunu, Osmanlı ordusunun 1.5-2 milyon askerini kaybettiğini belirten Özdemir, bu sayının 400 bininin hastalıktan ölen askerler olduğunu ifade etti. Esas problem Ermeni diasporasında Başbakan Tayyip Erdoğan ile CHP Genel Başkanı Deniz Baykal’ın beraber hareket etmesini çok olumlu bulan Prof. Özdemir, TTK olarak dünyanın bütün önemli arşivlerinden ilgili belgelerin derlendiğini, sadece Ermeni diasporasının kontrolünde olan belgelere ulaşamadıklarını anlattı. Ermeni teröristlerin 1920’lerde Osmanlı paşalarını katlettiğini 1980’lerde ise Türk diplomatlarına saldırdıklarını anlatan Özdemir, “Esas problem Türkiye ile Ermenistan arasında değil, Ermeni diasporasında. Bir eli yağda bir eli balda konfor içinde yaşayan diaspora ve onların yazdıklarından hareket edenler, Türkiye’ye Ermeni soykırımı iddialarını dayatıyor ve ihtilafın bitmesini istemiyor. 1.5 milyon Ermeni’nin öldürüldüğü iddialarını bir tabu gibi benimsediklerini ve hiçbir şekilde bu iddianın sorgulanmasına izin vermediklerini söyleyen Özdemir, kaç kişinin sağ kurtulduğunun hiçbir zaman araştırılmamış olmasını da bu tabuya bağladı ve ekledi: “Biz o dönemde yaşananları günü gününe belgesiyle anlatmaya hazırız” şeklinde konuştu.
 
 
  • Piyasalar

    Fark %
  • 96840
    % -0.05
  • 5.793
    % -0.19
  • 6.5136
    % -0.06
  • 7.5167
    % -0.22
  • 238.007
    % 0.06
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT