BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Niğbolu önlerinde Yıldırım Bayezid

Niğbolu önlerinde Yıldırım Bayezid

Sigismund Yıldırım’ın yöreye ulaştığını rüyasında görse inanmaz, nitekim Türkler gelmiş diye laf çıkaranları şiddetle cezalandırır. Nöbet mahallinde sarhoş olmaktan ve asılsız söylenti çıkarmaktan yargılar, kulaklarını kestirmeye kalkar!



Yıldırım Bayezid, Anadolu’ya dönüp Karamanoğullarıyla uğraşırken Macar Kralı Sigismund fırsatı değerlendirmeye kalkar. Papa 9. Boniface’nin himayesi ve Bizans’ın yardımlarıyla yeni bir Haçlı Seferi açar. Fransızlar, Almanlar, İngilizler, Aragon ve Kastilyalı İspanyollar, Çekler, Lehler, İtalyanlar, İskoçyalılar, Ulahlar, Hırvatlar, İsveçliler, Norveçliler külliyen Batılılar çağrıya katılır, Korkusuz Jan adlı bir Fransız’ın emri altında toplanırlar. Strasburg-Bavyera hattından yola koyulur, önlerine çıkan Ortodokslara zulmeder, mallarını yağmalarlar. Nihayet Budapeşte’ye ulaşıp Macar ordusu ile buluşurlar ki sayıları 130 bini aşar. Çelikten zırhlara bürünen şövalyeler yürürken zemini sallarlar. Sigismund kendine çok güvenir, öyle ki “gök çökse mızraklarımızla kaldırırız” diyecek kadar... Hesaplarına göre önce Avrupa’yı Türklerden arındıracak, sonra Filistin ve Kudüs’e akacaklardır. Yanlarında fıçı fıçı şarap taşır, her gece âlem yapar, sabahlara kadar kadın oynatırlar. Bu ne sürat! Orsova, Vidin ve Rahova’da Türkler azdır ama aslanlar gibi çarpışırlar, ancak yerli Hıristiyanların ihanetine uğrar, arkadan vurulurlar. Gelgelelim Haçlılar bu hainleri de kırar gözlerinin yaşına bakmazlar. Bu ordu 8 Eylül günü gelip Niğbolu’ya dayanır, Venedik ve Rodos donanmaları Tuna’dan girer kaleyi kuşatırlar. Kale komutanı Doğan Bey’in bir avuç adamı vardır ama sonuna kadar dayanmaya bakar. Zira bütün strateji uzmanları Niğbolu’yu Orta Avrupa’nın kilidi sayarlar. Yıldırım’ın en büyük hususiyeti “yıldırım gibi” olmasıdır, nitekim Haçlıların Niğbolu’yu kuşattıklarını duyunca hemen yola çıkar. Osmanlılar sadece namaz için mola verir, dizlerini bir tek tahiyatta yere koyarlar. Geceli gündüzlü koşar, sadece on günde hadise mahaline ulaşırlar. Yıldırım Niğbolu’nun henüz elden çıkmadığından emindir, zira onu alan kendidir, nasıl sarp ve nasıl müstahkem olduğunu herkesten iyi bilir. Kaldı ki içindeki dilaverlere çok güvenir. Kalenin kaybedildiğini düşünmek bile istemez, aksi halde her şeye silbaştan başlamak zorunda kalırlar. Nihayet yöreye varırlar, askerler çadırları çakarken Yıldırım atına atlar, asil hayvan dereleri tepeleri düzler geçer, düşman hatlarını rüzgâr gibi yarar. Nöbetçiler bu kadar sürati hayra yormaz süvarisini üzerinden atmış, gemi azıya almış bir at sanırlar. Bir Türk’ün hele hele bir sultanın aralarından geçtiğini düşünebilseler derhal ayaklanır ve elbette takibe kalkarlar. Ateş gözlü küheylan ezberlemiş gibi Niğbolu kalesinin surlarına sokulur ve gem kasılınca adeta fren yapar. Düşman hatlarıyla kale arasında ancak üç beş yüz arşın vardır. Padişah atının üzengilerine basıp ayağa kalkar, elini ağzına siper yapıp haykırır: Bre Doğan! “Doğaaan... Bre Doğan!” Akıncı Beyi Doğan bu sesi duyar ama hayal gördüğüne yorar. Edirne’den çok uzaklardadırlar, Avrupa’nın tam ortasında, üstelik kuşatma altında... Koca Padişah gelip de seslenecek değildir ya! Ancak ses hem netleşir, hem yükselir “Bre Doğan, Kandesin bre Doğan!” Merdivenleri üçer beşer tırmanır, nefes nefese surlara çıkar. Kale önünde Sultanını görünce öyle hislenir ki adeta kendini aşağı atayazar. Allahtan Kadı Efendi kuşağına yapışır, “kendine gel” diye fısıldar. Padişah bağırmadan konuşacak kadar yaklaşıp sorar “Nicesiniz bre” -Sağlığınıza duacıyız sultanım. -Yiyeceğiniz içeceğiniz var mıdır? -Vardır sultanım -Düşman kalabalık mıdır? -Beli sultanım. -Onları birkaç gün daha oyalayabilir misiniz? -Elbette sultanım. ? Vakti gelince -Allah hepinizden razı olsun. Şimdi beni iyi dinle! Biz bunları gelip kuşatacağız. İyi takip et ne zaman ki savaş kızıştı bir ok gibi kaleden çık ve bağırlarına saplan. -Emredersiniz sultanım. -Haydi Allah kılıcınızı keskin etsin, fi emanillah! Kral Sigismund, Yıldırım’ın yöreye ulaştığını rüyasında görse inanmaz, nitekim Türkler gelmiş gibilerinden konuşan askerleri cezalandırır, nöbet mahallinde sarhoş olmaktan ve asılsız söylenti çıkarmaktan yargılar, kulaklarını kestirmeye kalkar. Ancak yine de gözcüler çıkarmadan yapamaz. Öncü birlikler Osmanlılara yem olunca her şey açığa çıkar ve Haçlı saflarında görülmedik bir panik başlar. İşte bu noktada Korkusuz Jan (hakikaten gözü kara bir adamdır) öne çıkar ve Avrupalıları hizaya koyar. Sigismund Osmanlıları az çok tanır, Eflak kuvvetlerini öne sürerek yeniçerileri durdurmalı, nihai darbeyi Fransızlarla vurmalıdırlar. Ancak Korkusuz Jan önde savaşma şerefini (!) kimselere kaptırmaz ve... Tafsilat yarına...
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT