BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Şehri yeniden ele geçirdim

Şehri yeniden ele geçirdim

“Beyoğlu’nda Gezersin” isimli yeni romanıyla gündemde olan ünlü yazar Nazlı Eray, “Şu anda yaşayan, tuhaf bir biçimde insanı kendine çeken ve aynı zamanda acımasız duvarları arasında sonsuza kadar hapsedebilecek bir geçmişi anlatıyorum. Bu roman da geçmiş bir roman kişisi” diyor.



> Suavi Kemal Yazgıç Yazar Nazlı Eray ile Can Yayınları’ndan çıkan yeni romanı “Beyoğlu’nda Gezersin” hakkında konuşurken Eray’ın edebiyata bakışını, şehirlere bakışını, hayatı anlamlandırılışını da ele aldık. * “Beyoğlu’nda Gezersin”in kahramanları başkalarının zamanında yaşıyor. Başkalarının yerine geçiyor. Bu sizde çok rastlanan bir tema. Nasıl yorumluyorsunuz bu durumu? ERAY: Belki de kendi hayatım dışında, bana verilmiş bu hayatın dışında bir başka hayatı da merak edip, acaba ikinci bir yaşamın içine girme şansım olsaydı ne yapardım, nasıl olurdu; hayatı nasıl kullanırdım gibi soruları merak ettiğim için olmalı bu. Çocukluğumdan beri hep merak etmişimdir. Şöyle; çok güzel olsam nasıl olurdu, çok zengin olsam nasıl olurdu veya çok çirkin olsam nasıl olurdu gibi. Aslında bir hayat içinde iki hayat yaşama arzusu. Hıristo’nun rolü * İlk öykünüz olan “Mösyö Hıristo”dan beri İstanbul hiç bu kadar öne çıkmamıştı kitaplarınızda. Oysa siz İstanbullusunuz... ERAY: İlk öykümde Kapıcı Mösyö Hıristo, bir güvercin olup bütün bir gün boyunca İstanbul üstünde dolaşıyor. Son kitabım “Beyoğlu’nda Gezersin”de de yıllardan sonra Pera’yı, İstiklal Caddesi’ni başka şekilde anlatıyorum. Ama aradaki 24 kitapta İstanbul yok. Pek rastlanmaz. Sevdiğim kentler genellikle Ankara, İzmir, Sinop sıkça öne çıkar. Ama İstanbul daha önce böyle bariz bir şekilde öne çıkmamıştı. Bu benim şehri tekrar ele geçirmem, yıllar önce terk ettiğim İstanbul’a bir kez daha bana aitsin diyebildiğim kitabım. Şehirler benim için * İstanbul’un bu denli öne çıkması için niçin bu kadar beklediniz? ERAY: İstanbul’a son geldiğimde Taksim’de bir otelde kaldım. Altımda araba vardı. Bütün şehri dolaştım. Olağanüstü psikolojik bir deneyim yaşadım. Çocukluğum, ilk gençliğim, çok sevdiğim artık ölmüş yakınlarım benim peşimdeydiler bu İstanbul’a gelişimde. Eski hayatı mı yeni baştan yaşamış gibi oldum. Ankara’nın gölgesi hep arkamdaydı. Sonunda gene ona döndü m ama romanımı yazdıkça şelale gibi İstanbul çıkıyordu. * Kitaplarınız çoğunlukla şehirlerde geçiyor. Hatta sizin için şehir romancısı diyenler bile var. ERAY: Her şehir benim için hazırlanmış, yapılmış gibi hissediyorum ben. Bir şehre girdiğim an ana caddeden yürürken antenlerim o şehri algılar. Antik şehirlerde de bu böyle olur. Devamlı şehirlere gidiyorum. Bir şehirdeki hayatlar, insanlar, düğünler yada cinayetler, siyasi olaylar beni bir şekilde çeker. Salaş bir lokantada oturup gittiğim şehrin bana anlattıklarını dinlerim. En konuşkan şehir İzmir’dir. Sinop suskun. Geçmişe gömülmemek * Mazi sizin çok sevdiğiniz bir başka tema. “Beyoğlu’nda Gezersin”de mazi nasıl bir rol alıyor? ERAY: “Beyoğlu’nda Gezersin” romanında mazi olmuş bitmiş bir şey değil. Şu anda yaşayan, tuhaf bir biçimde insanı kendine çeken ve aynı zamanda acımasız duvarları arasında sonsuza değin hapsedebilecek bir geçmiş. Bu roman da geçmiş bir roman kişisi. Üstelik kendini belli etmediği için oldukça tehlikeli oyunlar oynuyor. Tamarra’nın anıları romana dönüşüyor. Roman baş kişisi satırların arasında ve işlenecek olan cinayetin kendine çok yakın olduğunu fark ediyor. Belki de girdiği eski bedenden kurtulamayacak ve kendi romanında planladığı cinayetin kurbanı kendisi olacak. Fakat son anda romanı bitirerek geçmişe gömülmekten kurtuluyor. Eyüp çok etkileyici “Beyoğlu’nda Gezersin”de Beyoğlu kadar Eyüp’ün de önemli bir yeri olduğunu söyleyen Nazlı Eray, bunu şöyle açıklıyor: “Eyüp benim için çok etkileyici. Piyer Loti kahvesinde oturarak dünyayı yaşıyorsun. Sağa doğru beş adım yürüyünce ahiret gibi bir yerdesin sanki. Bu insanı çok zenginleştiren bir olay.” Eray, romanın bir başka önemli kahramanı ilk hava şehidimiz Fethi Bey’le ilgili olarak “Tayyareciler beni çok etkiliyor. Beyoğlu’nda Gezersin’deki Fethi Bey, romanın baş kişisi. 1914 yılında Türk Hava Kuvvetleri’ni oluşturmak maksadı ile Fethi Bey’in İstanbul-Kahire uçuşunu gerçekleştirmek üzere yola çıkışı o zamanlar aya gitmek gibi cesaret isteyen bir şey. Fethi Bey özgürlüğün, umudun sembolü. Tabii bir iç serüven benim anlattığım. İnsan yaşamı dediğim olay bu bence. İnsan nasıl algılıyor, nasıl düşünüyorsa öyle yaşıyor. Hayatın o oluyor. Hayata zengin bir pencereden bakarsan daha süslü yaşarsın. Mütevazı bir gözle bakarsan derviş gibi gelip, geçersin. Manevi hazların olur. Ama yaşam senin algıladığındır. Sana öğretilen değil. Ben böyle görüyorum” diyor.
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT