BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > FUTBOLCU OLACAK ÇOCUK

FUTBOLCU OLACAK ÇOCUK

- Ablanları başak toplamaya götür evladım, sonra da koşunu aksatma, dedi baba. Evlerinin yanındaki kameriyede, sigarasından son dumanı çektikten sonra izmariti yere bırakıp tabanıyla ezdi. Baş ve işaret parmaklarının arkası ile şapkasını yukarı doğru kaldırdı; her an patlayıp yere dökülecekmiş gibi emanet duran iri göbeğini okşadı.



- Ablanları başak toplamaya götür evladım, sonra da koşunu aksatma, dedi baba. Evlerinin yanındaki kameriyede, sigarasından son dumanı çektikten sonra izmariti yere bırakıp tabanıyla ezdi. Baş ve işaret parmaklarının arkası ile şapkasını yukarı doğru kaldırdı; her an patlayıp yere dökülecekmiş gibi emanet duran iri göbeğini okşadı. “Başak toplamak” sanırım yöresel bir terimdi; hasat sonrası dalların arasında kalmış ve ağaçların altına dökülmüş fındıkları toplamak için söyleniyordu. - Tamam baba, diyerek traktöre yöneldi çocuk. - Dur be oğlum, dedi çay bardağının dibinde kalan kısmını yere döken anne, nereye gidiyorsun, (babaya döndü) cenaze günü ayıptır fındığa gitmek... Zaten gün bitti. Yarın gitsinler. Hem oğlan da gelmek istiyordu camiye... Ayıp, komşu bu... - Peki, tamam, diyerek ayağa kalktı baba. *** Baba, Başkent’te görevli iken, üç buçuk yıl önce göstericileri coplamaktan ötürü açığa alınmış eski bir polisti. Fotoğrafının gazetelerde yayınlanması sebebiyle mesleğinden olmasını gazetecilerden biliyordu. Bütün hayali bir gün gazeteci olup basında çalışmak olan oğluna da işte bu sebepten asla ümit, izin ve taviz vermiyordu. Doğu Karadeniz’deki baba ocağı olan ilçesine yerleşmiş, satın aldığı traktörü ve fındık üretimini daha çocuk yaştaki oğlunun sırtına vurmuş, gününün neredeyse tamamını kahvede ve sağda solda geçiriyordu. Oğlunun futbolcu olması için yanıp tutuşuyordu. Çocuk daha on altı yaşında, lise birinci sınıf öğrencisiydi. Kısa boyu sebebiyle ayakları traktörün gaz ve fren pedalına zor yetişiyordu. Ailenin üç kızdan sonra gelen tek oğlu idi. Bölgenin gayri federe kulübünde, genç takımda forma giyiyordu. Çocuğun gerçekten de müthiş bir sol ayağı vardı. *** Babanın en büyük keyfi, ilçe dışında bulunan semt sahasının kenarındaki tepeciğe çilingir sofrası kurup, gururla izlediği oğlunu, içki arkadaşlarına övmekti. *** Fakat o gün oynayacakları maç, mahalledeki bir cenaze sebebiyle tehir edilmişti. Eski polisin de mahalleden ahbabı olan, herkes tarafından tanınan, sevilip sayılan yaşlı bir marangoz ölmüştü. Eski polis, ikindi namazının ardından kaldırılacak cenaze için, kırk yılda bir uğradığı caminin bahçesindeki şadırvanda abdest aldı, cenaze namazından önce kılınacak olan ikindi için camiye girdi. *** Eski polisin cami bahçesindeki oyalanması sırasında cemaat ikindi namazının sünnetini kılmıştı. İçeri girer girmez farz için en arka sıradaki safa karışan “kahramanımız”, secdeye eğildiği sırada belinde bulunan tabancası yere düşerek ateş aldı. Tabancadan çıkan mermi ön safta namaz kılmakta olan oğlunun sol bacağına isabet etti. Sol dizkapağı kemiği parçalanan çocuk hemen ilçe hastanesine kaldırıldı. O gün bugündür (Eylül başı-2004), çocuk ne futbol oynayabiliyor, ne de traktör kullanabiliyor. ------------------------------------ Cuma günleri yayınlanır
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT