BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Ölmeden ölen zahide Seyyidet Nefise

Ölmeden ölen zahide Seyyidet Nefise

Beyi o gece rüyasında Server-i âlemi (Sallallahü aleyhi ve sellem) görüyor. Efendimiz ona “Mısırlıları kırma. Nefise’nin bereketi ile yöre halkına rahmet iner” buyuruyorlar...



Kahire yakınlarında dul bir kadın yaşar. Garibim 4 kızıyla iplik eğirir, cuma pazarına getirip 20 dirheme satar. On dirhemiyle yine iplik yapacak kadar pamuk alır, on dirhemiyle de ettir, süttür haftalık nevaleyi tedarike bakar. Kazandıkları ucu ucuna yeter, kimseye muhtaç olmadan yuvarlanır gider, çorbayı kaynatırlar. Kadıncağız bir cuma günü yine ipini satıyor, erzak sepetini koluna takıyor, pamuk bohçasını başına koyuyor. Yolu henüz yarılıyor ki bir kartal bohçayı kaptığı gibi kalkıyor, uzaklara uzaklara uçuyor. Körün bir değneği var derler ya, kadıncağız kalakalıyor, inanın içi yanıyor. Garibim, üç beş okka pamuk için ağıtlar yakıyor, günlerce kendini paralıyor. Evin küçük kızı “üzülme be anacım” diyor, “bir kucak pamuk dünyanın sonu değil ya” Azıcık ferahlasın diye çilekeş kadını elinden tutuyor, Seyyidet Nefise hazretlerinin sohbetine götürüyor. Büyük zahide o gün “rızka Allahü teâlâ kefil” gibi “mânâlı” bir sohbet yapıyor, kadıncağız çok rahatlıyor. Gerçi bir ara yine “kartaldan, pamuktan” söz açacağı tutuyor ama Nefise Sultan “hele sabret” gibilerinden bir işaret yapıyor, hali tavrıyla “görelim bakalım neler olacak” diyor. Ne olabilir ki? Kartal bohçasını getirecek, “kusura bakma abla” diyecek değildir ya... Gemicinin nezri Tam o sıra bir kadın nefes nefese odaya dalıyor, “Seyyide anne” diyor, “sana öyle bir şey anlatacağım inanamayacaksın”. -Anlat bakalım. -Biliyorsunuz beyim gemicidir. Bunlar İskenderiyye açıklarında seyrederken ambara su sızıyor. Hani ellerinde azıcık pamuk olsa katrana bulayıp kalafat yapacaklar ama derya ortasında pamuğu nasıl bulsunlar? Arkadaşları yıkılıyorlar ama kocam ümidini kaybetmiyor. Ellerini açıp “Ya Rabbi! Seyyidet Nefise hürmetine bize yardım eyle” diye yalvarıyor. Tam o sıra n’oluyor biliyor musunuz? Bir kartal geliyor ve güverteye bir bohça bırakıyor. Açınca ne görseler beğenirsiniz? İplikçi kadının “bir kucak pamuk” diye haykırası geliyor ama kendini tutuyor. Gemicinin karısı, Seyyidet Nefise hazretlerine dönüyor “kocam bu 500 dirhemi size hediye etti” diyor, “n’olur kabul edin, bizi sevindirin!” Seyyidet Nefise gemicinin karısını uğurluyor, para kesesini getirip iplikçi kadının önüne koyuyor. “Cenâb-ı Hakk’ın işine akıl sır ermez” diyor, “şuna bak on paralık pamuğa beş yüz gönderiyor!” Mescidi mezar İmam-ı Şafii Hazretleri, Seyyidet Nefise’ye çok hürmet ediyor, değişik bahanelerle duasını almaya bakıyor. Mübarek bir ara çok rahatsızlanıyor, talebeleri Seyyide hanıma gidip hocalarının halini arzediyorlar. Ancak “geçmiş olsun” gibi sözlerle temenni beklerken “Allah rahmet eylesin” gibi bir cümleyle karşılaşıyor ve çok şaşırıyorlar. İmam-ı Şafii hazretlerine bu işaret yetiyor, derhal etrafındakilerle helalleşiyor, vasiyetini yazıyor. Cenazesinde Seyyide Hanımın da bulunmasını çok arzuluyor. Kısa bir süre sonra emr-i Hak vaki oluyor. Talebeleri Seyyidet Nefise hazretlerini çağırmaya cesaret edemiyor ama naaşı onun bitişiğindeki mescide getiriyorlar. Seyyide Hanım cemaatin en arkasında uygun bir yer buluyor kendine... Ortalıkta öylesine feyz yüklü bir hava esiyor ki kelimeler aciz kalıyor. Seyyidet Nefise “olacak olanı oldu, ölecek olanı öldü” biliyor. Evinin bahçesine elceğizi ile bir kabir kazıyor, namazlarını burada eda ediyor. O nurlu çukurda binlerce hatim indiriyor. Seyyidet Nefise hazretlerinin Yeğeni Seyyide Zeynep, halasının adeta üstüne titriyor, ona hizmetten şeref duyuyor. Birlikte yılları geçiyor ama Seyyide hanımın bir kere bile uyuduğuna şahit olamıyor. İftar orada Seyyidet Nefise hazretleri “oruçlu gibi yaşayın ki ölümünüz iftar olsun” sözüne uygun yaşıyor, yasak olan günler hariç daima oruca niyetleniyor. O gün nasıl sıcak... Elinden bardak düşürmeyenlerin bile dudakları kuruyor. Bir ara Seyyidet Nefise sararıp soluyor. Seyyide Zeynep koşup bir şeyler hazırlıyor. Büyük zahide mânâlı mânâlı gülümsüyor, “sağol güzel kızım” diyor, “vaktim doldu doluyor!” Halasının oruçlu ölebilmek için yıllarca yalvardığını bilen yeğeni ısrar etmiyor. Nitekim ölüm halleri beliriyor, başucunda Kur’an-ı kerim tilavet ediyorlar. “Düşünen ve hakkı kabul edenlere, Rableri katında cennet vardır” meâlindeki ayet-i kerime okunurken nurlu gözlerini yumuyor. Cenazesi öyle kalabalık oluyor ki Kahire, Kahire olalı böyle izdiham görmüyor. Zevci naaşını Medine’ye götürmek istese de ahali önüne geçiyor, yalvarıp yakarıyor, eteklerine yapışıyorlar. Beyi o gece rüyasında Server-i âlemi (Sallallahü aleyhi ve sellem) görüyor. Ona “Mısırlıları kırma. Nefise’nin bereketi ile yöre halkına rahmet iner” buyuruyorlar. Kahire’nin kandili Tâhire ve Kerîmet-üt-dâreyn lâkabıyla tanınan Nefise bint-i Hasan H. 145 senesinde Mekke-i mükerremede doğar ki Hazret-i Ali Efendimizin (4. nesil) torunlarından biridir. İmam-ı Cafer Sadık’ın oğlu İshak-ı Mu’temen ile evlenir. Muazzam hafızası ve muhteşem ilmi bir yana benzeri az bulunan bir zahidedir. Dünya onu terk etmeden, dünyayı terk etmesini bilir. Mısırlılar onu çok sever, adeta bağırlarına basarlar. Minik evi ziyaretçilerle dolup taşar. Öyle ki bazen diz bükecek kadar bile yer kalmaz. Mübârek gün boyu misafir ağırlamaktan zikre tefekküre vakit ayıramaz, bir ara Hicaz’a dönüp sakin bir hayat sürmeyi arzular. Bunu duyan Mısır Emiri ayağına kadar gelip yalvarır ve “halkımıza haftada iki gün ayırın yeter” der, “bundan böyle ibadetinize mani olmasınlar” Kahireliler onu unutamaz, sünnet çocukları, mektebe başlayanlar mutlaka nurlu türbeye uğrar, cenazeleri de buradan kaldırırlar. Gelinler, damatlar kenara çekilir mırıl mırıl dualar okurlar. Ehl-i beytin hepsi cevahirdir ama İslam âlimleri onu ayrı bir yere koyarlar. Kalbi kırıklar, gözü yaşlılar, seher vakti el açanlar büyük zahideyi hatırlar, feyzinden hissedar olurlar. Kahire’nin önde gelen âlimlerinden İmam-ı Şarani “Ehl-i beyt içinde tasarrufu en fazla olanı Seyyidet Nefise’dir” buyururlar.
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT