BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Bir Anzak’ın anlattıkları (Diyalog)

Bir Anzak’ın anlattıkları (Diyalog)

Florida eyaletinin merkezi Miami, sıcak iklimi, denizi, doğasıyla dikkat çeken, güzel bir kent. Şehrin kenar mahallesinde, bahçe içinde iki katlı, villa sayılabilecek bir binada, yaşlı bir hasta çocuklarını başına toplamış belki de son sözlerini söylüyordu;



Florida eyaletinin merkezi Miami, sıcak iklimi, denizi, doğasıyla dikkat çeken, güzel bir kent. Şehrin kenar mahallesinde, bahçe içinde iki katlı, villa sayılabilecek bir binada, yaşlı bir hasta çocuklarını başına toplamış belki de son sözlerini söylüyordu; “Çocuklar, bakın hepiniz yetiştiniz, iş güç sahibi oldunuz. Buraya gelirken yokluk ve yoksulluk içinde çok sıkıntılar çektim. Annenizle birlikte hayatımız çilelerle dolu geçti. Hamdolsun şimdi durumumuz iyi. Sizleri bu şekilde görmek ve bırakacak olmaktan dolayı aranızdan mutlu bir şekilde ayrılacağım.” Yaşlı adam biraz duraklar... Yutkunur. Hafifçe doğrularak kısık bir sesle sözüne devam eder, “Sizinle bir konuyu görüşmek, son nefesimde de olsa verdiğim önemli bir kararı paylaşmak istiyorum. Defalarca biz Anzakların kahramanlığını anlattım. Ama, bu kez yaşadıklarımın farklı yanlarını aktarmak istiyorum. Çanakkale’de savaşalı yıllar oldu. Hâlâ ne için, hangi amaçla o güzel Türk yurduna gittiğimi tam anlamış değilim. İngilizlerin oyununa geldiğimizi savaşırken hissetmiştik. İş işten geçmişti. Ama çocuklar; orada gördüklerim, yaşadıklarım savaştan daha önemliydi. Müslüman Türklerin savaşırken bile insanlıklarını elden bırakmamaları hepimize ders oldu. ‘Aman’ diyene ateş etmeyen, düşman bile olsa; yaralıya, ölüye saygı duyan yüce bir milletle tanıştım” ? ‘Dizimizin bağı çözüldü’ Çocuklar heyecanla dinlerken, yaşlı adam birazcık soluklandı. Paylaşılacak kararın ne olacağı pür dikkat sabırsızlıkla bekleniyordu; “Conk bayırında süngü süngüye çatışıyorduk, karşımızdaki insanların öz vatanlarını savundukları aklımıza geldikçe dizlerimizin bağı çözülüyor, irademiz gevşiyordu. Kahramanlıkları, cesaretleri karşısında eriyorduk. Gözleri cennette, akılları vatanlarındaydı. Bizim topumuz, tüfeğimiz, donanmamız umurlarında bile değildi. Bir anda ortalık toz duman oldu. Kendimizi, kanlar içinde yerde bulduk. İngiliz donanmasından atılan top mermisi yanı başımıza düşmüş; Türk, Anzak; çarpışan tüm askerler yere serilmiştik. Hepimiz yaralıydık. Ortalığı derin bir sessizlik bürümüştü. İçimiz yanıyor, yaralarımızın acısının şiddeti yavaş yavaş artıyordu. Kimsenin kurtulma umudu kalmamıştı. Hava alaca karanlıktı ve gece olmak üzereydi. Sabaha kadar kimse sağ kalamazdı. Bir süre sonra, hafifçe ayak sesleri duyuldu. Bir manga Türk askeri yanımıza yaklaştı. ‘Tamam şimdi süngü darbeleriyle bizleri öldürürler’ diye beklerken; aman Yarabbi! Türk, Anzak ayırmadan hepimizi sedye ile alıp bayırın dibinde bekleyen araçlara taşıdılar, hastaneye kaldırdılar. En acil olanından başlayıp, hepimizin yarasını sardılar. Ağır olanları İstanbul’a sevk ettiler.” Yaşlı adam, yanaklarına doğru akan gözyaşlarını mendiliyle sildi, o ahlak ve fazilet abidesi milletin gösterdiği insanlığın kendisini nasıl etkilediğini belli etti. Ama, dinleyenler de ağlıyordu. Sözüne yutkunarak devam etti; “Hastaneden çıkacağım gün gelip çatmıştı, suçluydum. Ne işim vardı elin mübarek vatanında! İngiliz ordusuyla işbirliği yapmaya gelmiştim! Hem de, aziz topraklarını işgal etmek üzere... Sabah oldu, komutanın huzuruna çıkarıldık. Bizleri hapse ya da sürgüne gönderecekler diye bekliyorduk. Fazlasıyla da hak etmiştik. Komutan, yiğit ve dokunaklı sesiyle İngilizce olarak bize seslendi; ‘Siz Anzaklar, İngilizlerin oyununa geldiniz, bizim sizinle bir hesabımız yok. Sizleri evlerinize geri göndereceğiz. Ama, sizden bir isteğimiz var, çocuklarınıza ve yakınlarınıza söyleyin; Müslüman Türk Milleti cesedini çiğnetmeden, vatanını çiğnetmez! Kimsenin toprağında gözümüz yok, ama bizim topraklarımız, namusumuzdur, gözbebeğimizdir. Sizleri vatanınıza uğurluyoruz. Bu bizim insanlık anlayışımızın, inancımızın bir gereği. Umuyoruz ki; bir daha savaş meydanlarında karşılaşmayız. Sizlerle dost olmayı; uzak mesafelerde yaşasanız bile yüreklerimizin yakın olmasını arzu ederiz. Güle güle gidiniz’dedi. Hepimiz ağlıyorduk. Başkası olsaydı onların yerinde ne yapardı? Bırakın memleketlerine uğramayı, savaş meydanında yerde yatarken ya kurşunlar, ya da süngüyle oracıkta öldürürdü! Yazıklar olsun bize. Türkler, Çanakkale’de dünyaya fazilet dersi verdiler. İnanın çocuklar, savaşta yaşadığım acıları unuttum ama, Müslüman Türk’ün insanlığını unutmak ne mümkün? Bu nasıl bir inanç sistemi ki; düşmanına bile merhamet öğütlüyor?” Yaşlı adam konuşmaktan yorulmuş, hafifçede terlemişti. Büyük oğlu mendille terini sildi. Merak doruk noktasına ulaşmıştı. Yaşlı adam artık paylaşacağı kararını açıklayacaktı. Söze biraz daha gür sesle girdi; “Çocuklar, artık kararımı açıklama zamanım geldi. Ama, durun bu noktaya nasıl geldiğimi de söyleyeyim. Bir ay önce Tıp Fakültesi hastanesinde yatarken; güzeller güzeli, şefkat abidesi bir Doktor Bayanla tanıştım. Ülkesinde tahsilini tamamlayamamış, naklini 4 yıl önce Miami Üniversitesi’ne aldırmış.. Fakülteyi burada bitirmiş ihtisasını yapıyor. O gün, beni kontrole o gelmişti. İğne vurmak için kolumu açtığında; pörsümüş pazımın tam üzerinde yıllar önce yaptırdığım Türk Bayrağı dövmesini görünce; kızcağızın gözleri yaşardı ‘dedeciğim’ dedi boynuma sarıldı. Yanaklarımdan öptü. Ben ikinci kez yıkılmıştım. Benim Türk olmadığımı bildiği halde bu ne sıcaklıktı! Uzun uzun konuştuk, anlattım dinledi. Ben de O’nu dinledim. Beni çok sevdiğini, her türlü ihtiyacında emrinde olacağını söyledi. ? ‘İslamı seçtim’ Çocuklar, artık kararımı o gün vermiştim: O büyük milletin Yüce inancına hayrandım. Doktor kızım, ikinci gün odama geldiğinde; hemen doğruldum ve konuşmasına fırsat bile bırakmadan kararımı açıkladım: ‘Müslüman olmak istiyorum ne gerekirse yapmaya hazırım’ dedim. Kızcağız dünya kendisine bağışlanmışçasına sevindi ve gözyaşları yanaklarına süzüldü. ‘Kolay dedeciğim’ dedi, ‘söylediklerimi tekrarla.’ Tekrarladım! Bana bir Kur’an-ı Kerim hediye etti. Dini kitaplar verdi. Hepsini okudum. Aradıklarımın tamamını buldum. Çocuklar, sizleri de bu güzelliği, mutluluğu paylaşmaya davet ediyorum. Son nefesimde sizlerden isteyeceğim tek şeyde bu. Gönlüm istiyor ki, öbür alemde de birlikte olalım. Karar sizin.” Odayı derin bir sessizlik kapladı. Bir müddet sonra yüzlerde tebessümler belirdi. Evin içi adeta nurlanmış; yüreklerdeki kararlılık, duvarlara aydınlık olarak yansımıştı. Çocuklar tek tek kararlarını açıkladılar. “Baba senin bu anlattıklarından sonra başka türlü düşünemezdik zaten” dediler. Genç bayan doktoru, ertesi gün eve davet edip; hayatlarının akışını değiştirecek olan, bu güzel tablonun oluşmasına katkısından dolayı şükranlarını iletmeyi kararlaştırdılar... > Abdullah Yıldız Niksar Belediye Başkan Yardımcısı Bir destan yazıldı Seyredin tefekkürle, Batı’nın yaptığını, Çanakkale’de her yer et ve kemik yığını. Her karış toprağında ya kafa ya bir el var, Ya bir mermi kovanı veyâ bir şarapnel var. Top, tank ve uçağıyle yüklenmiş haç hilâle, Destanını göklere nakşetmiş, Çanakkale. Kimi Kars, kimi Sinop, kimi Manisa’lıdır, Potinleri yırtılmış, çoraplar yamalıdır. Tekbirlerle düşmanın üstüne gidiyorlar, Sanki ölüme değil, düğüne gidiyorlar. Ezanın susmaması tek hedef, ana dâvâ, Uçak, kağıttan bir kuş, donanmalar mukavva. Toprak etten kemikten, deniz kandan al gibi, Hava; barut ve duman, ölüm şerbet, bal gibi. Tattın Allah yolunda şehâdetin hazzını, Bak, melekler kılıyor cenâze namazını. Toprağa düşenlere, düşmeyen eder gıpta, Şehit, on kere şehit olmak ister kalkıp da. > Ahmet Mâhir Pekşen Vatan sağolsun Vatan toprağına gülistan eden Kan kırmızı renk eyleyen şehittir Ve hürriyet ruhunu destan eden Cephelerde cenk eyleyen şehittir Allah’ın yolunda can verenlere Ölü denmez onlar diridir diri Kanla al bayrağa şan verenlere Selam olsun onlar hep gönül eri Vatan için namus için din için Bir değil binlerce can feda olsun Türkoğlu düşmandan alınsın öcün Bayrak dalgalansın “Vatan Sağolsun” > Musa Tektaş / Darende Sarhoşun gözyaşları Hidayet ancak Allahü teâlâ’dandır. Sadece kendine mahsus olan bu lütfunu, yanlızca sevdiği nasipli kullarına bağşederki ne mutlu o kimselere, ne mutlu bu devlete erenlere. Kimin hangi sebeple kimin duası ile hidayete kavuşacağını yüce Rabbimiz biliyor. Lalapaşa, serhad şehri güzel Edirne’mizin şirin bir ilçesi. Trakya genelinde olduğu gibi bu ilçelerde de içki fabrikaları taht kurmuş vaziyette. Bu illete müptela olmuş gencecik delikanlılar, zavalı ihtiyarların evde onların yolunu gözleyen hanımları, çilekeş anneleri hepimizden dua bekliyorlar. Lalapaşa’da tam çarşının ortasında nazar boncuğu gibi bütün dikkatleri üzerine çeken bir mağaza var ki o, İhlas mağazası... Bu mağazanın açılış merasiminde tebrik için gelen ziyaretçilere Hakikat Kitabevi’nin kitapları hediye ediliyordu. Güler yüzlü elemanların dağıttığı bu hediyelere yoğun bir ilgi vardı. Büyük küçük demeden her geçene kitap veriyorlardı. Tek bir hedefleri vardı bu insanların; ‘Hiç kimse cehennem ateşinde yanmasın, herkes kurtulsun’ O günkü nasiplilerden biri de küçük bir çocuktu. Eline aldığı ‘İslam Ahlâkı’ isimli kitabı uçarak evine götürürken bilmiyordu, alkolik dedesine reçete götürdüğünü... Kitabın gücü Bu dede 60-65 ya?lar?nda bütün Lalapa?a halk?n?n yak?ndan tan?d??? sarhoş Sabri’den başkası değildi. Eline bu kitabı alan Sabri dede 15 gün sonra İhlas Mağazası’na vardığında iki gözü iki çeşme ağlıyordu. ‘Yavrum’ diyordu şaşkınlıkla kendisine bakan elemanlara; ‘Allahü teâlâ sizden râzı olsun. Yıllardır hanımımın, çocuklarımın, dostlarımın yapamadığını şu gördüğünüz kitap yaptı. Bu kitabı okuyunca dünyaya neden geldiğimi, hayvanlar gibi ömür tüketirken insanlığımı hatırladım. Abdest alıp namaz kılmaya başladım. Bir daha içki içmemeye yemin ettim. Benim mutluluğumu görün ve yaptığınız işin kıymetini iyi bilin diye buraya geldim. Beş vakit namazımda bu kitabı hazırlayan kimselere, Türkiye Gazetesi ve İhlas personeline ağlayarak dua ediyorum. Sizler benim ebedî saadetime vesile oldunuz, Allahü teâlâ da sizlerin yüzünü iki cihanda ak etsin’ diyerek evinin yolunu tuttu. Bu bahsettiğimiz olay deryada damla misali aslında... Her gün dünyanın dört bir yanından yüzlerce teşekkür telefonları alan Hakikat Kitabevi, insanlara dinini, imanını öğretmenin haklı sevincini yaşıyor. Bizde acizane bir okuyucu olarak, Allahü teâlâ gayretinizi arttırsın dilekleriyle bütün emeği geçenlere şükranlarımız arz ediyoruz. > Zeliha Erdem / Edirne
Kapat
KAPAT