BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Üniversitelerimiz ne zaman bilimle uğraşacak?!.

Üniversitelerimiz ne zaman bilimle uğraşacak?!.

Uzun zamandır tartışma konusu olan öğrenci affı ile ilgili kanun, ikinci kez Meclis’ten hem de nitelikli çoğunlukla geçti.



Uzun zamandır tartışma konusu olan öğrenci affı ile ilgili kanun, ikinci kez Meclis’ten hem de nitelikli çoğunlukla geçti. Daha önce nitelikli çoğunluğu gerekçe göstererek veto yetkisini kullanan Cumhurbaşkanı, bu defa yasayı imzalamak durumunda kaldı. Yeni düzenleme ile birlikte, çeşitli sebeplerle üniversitelerden kaydı silinmiş 670 bin civarında öğrenci, şartları yerine getirdiği takdirde, tekrar okuluna devam etme hakkı kazanacak... Bu düzenlemeye başından beri şiddetle karşı çıkan YÖK, şimdilerde af kanununun uygulanmasını engelleme yollarını arıyor. YÖK Başkanı Prof. Teziç, daha ilk günden “Bu sakat bir yasadır...” diyerek, ana muhalefet partisine, Anayasa Mahkemesi’nde dava açması için tavsiyede bulundu. Hukuk profesörü olan YÖK Başkanının yasama iradesine karşı böylesine keskin çıkışlar yapmasını normal görmek ve kabul etmek mümkün değildir. O koltuğa oturduğu günden beri, sık sık bir hukuk adamından beklenmeyecek çıkışlar ve sübjektif yorumlar yapan Prof. Teziç ve onun gibi düşünen profesörlerimiz, acaba birikim ve enerjilerini ne zaman üniversitelerimizin bilimsel seviyesinin gelişmesi ve çağdaş dünya ile yarışması için kullanacaklar!.. Bakınız daha birkaç gün önce, gazetelerde dünyadaki en iyi beşyüz üniversite ile ilgili liste yayınlandı. Maalesef bu beşyüzün içinde bir tek Türk Üniversitesi yer almıyordu!.. İlk onu, ilk elliyi, ilk ikiyüzü bırakın bir tarafa; ilk beşyüzde bile yokuz. Acaba bu tablo üzerinde sayın hocalarımız, rektörlerimiz ne kadar düşündüler, yahut hiç düşündüler mi?! Öğrenci affı yürürlüğe girer girmez hemen toplanan Üniversitelerarası Kurulda, ilk iş olarak müracaat için dahi öğrencilerin başı örtülü olarak Üniversitelerin kapılarından içeriye giremeyeceklerini ilan eden rektörler, bir ideolojik saplantı ve dayatma haline getirilen başörtüsü yerine, başında bulundukları yüksek öğrenim kurumlarında daha kaliteli eğitim verilmesi ve ülkenin ihtiyacı olan bilim adamlarının yetişmesine yoğunlaşsalar Türkiye’ye daha yararlı bir iş yapmış olmazlar mıydı? En iyi iki yüz üniversite arasında tam altmış iki tane ile yar alan ABD, 30 tane ile İngiltere, 17 tane ile Almanya, 14 tane ile Avustralya ve çeşitli sayılarla bu şeref tablosunda yer alan İspanya, Portekiz, İtalya, Japonya veya diğer ülkelerin hangi birinde başörtüsü yasağı var? Hangi ülkede yüksek öğretimi geliştirmek ve iyileştirmekle görevli kurumlar, esas mesaiyi kılık-kıyafet konusunda veriyor? Her vesile ile siyasete bulaşmaya ve siyaset yapmaya meraklı hocalarımız, acaba ne zaman bilgi ve birikimlerini ve enerjilerini bilim alanına teksif edecekler? Dünyadaki bilimsel eğitim ve çalışma anlayışıyla zıtlaşıp çeliştikleri oranda, bu yarışta geriye kaldıklarını ve ülke olarak bizi de kendileriyle birlikte gerilettiklerini ne zaman kabul edecekler? Halen üniversitelerimizde, bazı yöneticiler tarafından bilimsel yeterlilik yerine, ideolojik mensubiyetlerin; sübjektif ölçütlerin geçerli kabul edildiği, kadro verme ve terfi ettirme uygulamalarının buna göre yapıldığı; herkesin bildiği bir gerçektir. Mesela bilimsel yönden ve kıdem açısından hiçbir eksiği olmadığı halde, eşinin başının örtülü olması veya düşünce olarak bazı rektörlerle aynı görüşte olmaması yüzünden, yıllardır hak ettikleri halde doçentlik ve profesörlük unvan ve kadrosunu alamayan yüzlerce eleman var üniversitelerimizde... Eğer YÖK veya Üniversitelerarası Kurul, bunlar hangi üniversitelerde veya kimler diye soracak olursa; bu konudaki şikayetlere veya adları kendilerince çok iyi bilinen üniversitelerdeki öğretim elemanlarına sorabilirler. Mesela Samsun 19 Mayıs Ünivesitesinde, Malatya İnönü Üniversitesinde, bir inceleme ve araştırma yapabilirler. Bakalım hangi gerekçelerle, dört-beş seneden beri bekletilen ve verilmeyen kadroları alması gereken yardımcı doçent ve doçentler mağdur ediliyor... Özetlersek YÖK’ü, Üniversitelerarası Kurulu, Sayın Rektörleri, “Bilim Adamı” kimlikleriyle kendilerine saygıda kusur etmediğimiz hocalarımızı, siyaset yapma ve ideolojik davranma yerine, bu ülkede de bilimsel gelişmişliğin çağdaş ülkeler seviyesine yükselmesi için gayret göstermeye davet ediyoruz. Sırf başı örtülü olduğu için, gazetecileri bile görev yapmaktan alıkoyan taassup ve saplantılardan bir an evvel kurtulmamız gerekiyor. Aksi halde değil ilk beşyüz, bu gidişle ilk binbeşyüz üniversite arasına girmemiz bile zor olacak!...
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT