BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > ‘Akranım mikrofon’

‘Akranım mikrofon’

Ünlü sunucu Halit Kıvanç, 1955 yılında tanıştığı mikrofonuyla birlikte ‘50. sanat yılını kutluyor’



İSTANBUL- 1955 yılında Dinamo Moskova-Fenerbahçe maçında tesadüfen mikrofonun önüne geçen ünlü spiker-sunucu Halit Kıvanç’ın o gün başlayan spikerlik macerası bugünlerde 50’nci yılını dolduruyor. Bu yüzden, POPSAV (Popüler Müzik Sanatı Vakfı) en eski üyesi Halit Kıvanç için 4 Nisan gecesi Lütfi Kırdar’da “Mikrofonda 50 Yıl” adıyla bir gece düzenliyor. Gecenin tanıtımı için The Marmara Otel’de basın toplantısında bir araya geldiğimiz ünlü spiker sorularımızı içtenlikle cevaplandırdı... Mikrofonla olan dostluğunuz nasıl başladı? Aslında uzun bir hikaye... Her arkadaş toplantısında, ya da her organizasyonda muhakkak açılış konuşmasını ben yapardım. Konuşmayı çok seviyordum. Saygıyla andığım Faruk Yener, “Sen güzel konuşuyorsun, kendi kendine konuşmayı bırak, gel seni spor spikeri yapalım” dedi. Aslında mikrofonla tanışmam İngiltere’de 1963 yılında BBC’de çalışmamla başladı. Türkiye’de İstanbul Teknik Üniversitesi’nin deneme yayınına başlamasıyla “her kuş kendi tarlasında ötermiş. Neden kendi ülkemde olmasın?” diyerek memlekete döndüm. Genellikle spor spikeri olarak tanınıyorsunuz. Neden? Meksika’da Pele’yi, İspanya’da Ole’yi, Arjantin’de Vole’yi, Lüks Otel’de Balo’yu, şahane konserde soloyu, tiyatroda galayı, folklörde halayı, kaç törende sunduğumu hatırlamıyorum. Neredeyse 40 yıllık süre içerisinde radyo ve televizyonla iç içe oldum. Ancak 60’lı yıllardan sonra özellikle Dünya Kupası maçlarında ve Türkiye Ligi’nde spikerlik yaptım. 1983 Cumhurbaşkanlığı Kupası’nda jübilemi yaptım. Yerimi gençlere bıraktım. Fakat ufak tefek organizasyonlarda hatır için, bazen hasret sebebiyle “dostum mikrofonla” bir araya geliyoruz. Bir de gazetecilik tarafım var ki, damarım kabardığında hiç konuşmadan saatlerce yazarım. Sizin için düzenlenen gece jübile mi olacak? Kesinlikle hayır!.. Yıllardır bu işi yapıyorum. Dostlarım ve mesleğime saygı duyanlar. Sadece İstanbul’da ‘Vefa’ diye bir semt yok! Aynı zamanda ‘ahde vefa’ diye bir şey var diyerek bu organizasyon için yola çıkmışlar. Öncelikle ilerleyen yaşıma rağmen gençliğimdeki gücü bana veren yüce Yaradana şükrediyorum. Gece için bir araya gelecek olan onlarca sanatçıya teşekkür ediyorum. Hiçbir zaman beni yalnız bırakmayan “akranım” mikrofona da teşekkür ediyorum. Çünkü mikrofonun Türkiye’deki geçmişi de 50 yılı buluyor. Düşünsenize televizyonun 37.yıldönümü kutlanıyor. Oysa ben 41 yıllık televizyoncuyum. Çok tuhaf değil mi? Tabii BBC’de çalıştığım yıllarla birlikte... Ülkemizde emektar sanatkâra yönelik düzenlenen ender organizasyonlardan değil mi? Evet, böyle büyük bir faaliyetin içerisinde yer almak ve “Halit Kıvanç”ı onore etmek için düzenlenmesi beni mutluluktan uçurdu. Öncelikle yer almak istemedim. Çekiniyordum. Ancak bu denli samimiyet beni gururlandırdı. Herhalde 50. sanat yılım üç gün üç gece sürecek gibi geliyor. Hatta 4 Nisan’da başlar, Mayıs’ta ancak biter diyebiliriz. Reyting her şey değil Son yıllarda tv ekranlarında özellikle şu gelin-kaynana programlarıyla düzey çok düştü. Ben şahsen utanıyorum. Bu tür programlar beni üzüyor. Türkiye’de televizyonculuğun bu kadar ayağa itilmiş olması çok kötü. Çünkü televizyon bir okuldur. İnsanları eğitici yönde kullanacağınız bir araçtır. Tamam aynı zamanda eğlencedir, insanı meşgul eder. Ama bu kadar boş şeyler üstelik kavganın, düzeysizliğin ön planda olduğu programların gözde olması çok üzücü. Reyting her şey değil. Reyting kaygısı kaliteyi yok ediyor. Bu kirlenmenin önüne geçmek için hepimiz elimizi vicdanımıza koymalıyız.
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT