BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > İthal komutan işbaşında Liman Von Sanders

İthal komutan işbaşında Liman Von Sanders

“... Evet, insan ruhunu yenmek mümkün olmuyor. Dünyada hiçbir ordu bu saldırılara dayanamaz. Sadece bugün 1800 şarapnel attık. Savaş gemilerimiz aylardan beri geceli gündüzlü bomba yağdırıyor. Bilinen ne varsa yaptık, hem başka ne yapılabilir ki? İnanın bana, Yüce Allah Türkleri koruyor!” General Jean Hamilton



Asrın başlarında Almanya güçlü bir sanayi ve baş edilmesi güç bir ordu kurar. Kayzer Wilhelm ufak ufak İngiltere’nin at oynattığı coğrafyaya sokulmaya başlar. Hansların gümbür gümbür gelişinden Fransızlar ve Ruslar da kaygı duyar ve bir cephe oluştururlar. Cihan harbinin ayak sesleri duyulmalı olmuştur ama Abdülhamid Han herkese eşit mesafede durur, dengeleri titizlikle kollar. Ona göre Osmanlılar mümkün mertebe tarafsız kalmalı ve bu hengameyi zayiatsız atlatmalıdırlar. Halk ve bürokratlar da bu kanaattedir, bu borç yüküyle ve mevcud sıkıntılarla yeni bir maceraya girmeyi mantıklı bulmazlar. Haddi zatında aydınlar arasındaki İngiliz ve Fransız hayranlarının sayısı Alman muhiblerine açık ara fark atar. Ancak yönetimi ele geçiren ittihatçılar kimin ne düşündüğüne bakmaz, kafalarına eseni yaparlar. Türklerin Almanlardan beklediği hiçbir şey yoktur ama Almanlar Osmanlı’yı savaşa sokarak muharebeyi milyonlarca kilometrelik bir alana yayar, birebir hedef olmaktan kurtulurlar. İşte bu yüzden Limon Von Sanders ve Alman Büyükelçi Wangenheim tarihî bir görev yapar, Enver Paşa’nın ağzından girer burnundan çıkar gözünü boyamayı başarırlar. Hayaller gerçek olsa Enver Paşa Almanların zafer kazanacağından zerre kadar şüphe duymaz. Rusları dize getirince Asya’da ferman okutacak, Harezmşahların, Babürşahların, hükümran olduğu topraklara kadar uzanıp Asya’nın biricik hakimi olacaktır. Öyle ya, Selçukluların at koşturdukları bozkırlara uzansa ve Türk’ün kararan ufkundan yeni bir Alpaslan doğsa... O günlerde milliyetçilik yükselen değerdir ve Turancılar çok prim yaparlar. İyi de devlet perişan haldedir, bürokrasi çürümüştür, askerlerimiz savaş yorgunudurlar. Bir zamanlar Avrupalıları dize getiren şanlı ordumuz küçücük Balkan ülkeleri önünde bozguna uğrar. Rumeli’de “yıkılmaz” denilen kalelerimiz elden çıkar. Evet, orduyu modernleştirmek için Alman subaylardan yardım almak mantıklı olabilir ama Mareşal LVS’nin yaşı 60’ı aşar. Bu ihtiyar, bırakın ordu ıslah etmeyi, odasından çıkamaz. Postu, 1. Ordu karargâhına atar, idari işlerimize burnunu sokar. Enver Paşa ayrı bir âlemdir, kimseye sormadan danışmadan gider Almanya ile bir işbirliği anlaşması imzalar. Şu işe bakın Abdülhamid Han kapatıldığı odadan tehlikeyi sezer, Enver Bey önüne dökülen istihbaratlara rağmen uyanamaz. Ulu Hakan kaybettiğimizi düşünmek bile istemez velev ki bu harp kazanılsa dahi Almanları başımızdan savmak kolay olmaz. Nitekim adamlar aynen İngilizler gibi Mezopotamya’daki petrol kaynaklarına sulanırlar. Orta Doğuda hangi taşı kaldırsan altında “Deutsche Bank” çıkar. İşin acı yanı bir Allah’ın kulu da Enver Paşa’nın karşısına çıkıp “sen ne yapıyorsun bilader, bizi savaşa sokmaya ne hakkın var” diye sormaz. Hesapsız imza Neyse olan olur ve bu ittifaka göre bir Alman-Rus savaşı çıkarsa (ki savaş zaten başlamıştır) Osmanlı devleti Almanya’nın yanında olacak “kayzer”in subayları komutayı ele alacaktırlar. Düşünebiliyor musunuz, “iş olsun diye” anlaşma yapılır, Enver Paşa ne koyup, ne alacağını bilmez, attığı imzanın neye malolacağını hesaplayamaz. Nitekim Almanlar İstanbul’a çöreklenir ve kilit noktalara otururlar. Halbuki Sadrazam Sait Halim Paşa ile kabine üyelerinin çoğu (özellikle İngilizlerle ittifaktan yana olan Maliye Bakanı Cavit Bey) savaşı zamansız ve mânâsız bulurlar. Fransız dostu olarak tanınan Deniz Bakanı ve Türk Fransız Dostluk Cemiyeti Başkanı Cemal Paşa’nın ağzını bıçak açmaz. Sonra o bildiğiniz vakalar... İngilizlerin önünden kaçan Yavuz ve Midilli... Karadeniz’de bombalanan limanlar... Haliyle ayaklanan Ruslar... Bu saldırılara sahip çıkan şaşkınlar... Ve Çanakkale’ye dayanan muazzam donanma... Onbeşliler kıtaya Evladlarımız İstanbul’u hedef alacak bir saldırıyı durdurabilmek için kışlalara koşarlar. Daha sakal tıraşı olmayan talebelerle sakalını dergahlarda ağartan dervişler gönüllü yazılırlar. Ağzı süt kokan çocuklar üniformalarını bile dolduramaz, yenlerini, paçalarını kıvırmak zorunda kalırlar. Yaşı henüz 17 olan delikanlılar (Rumi takvime göre on beşliler) cephelere koşar, ozanlar “Hey onbeşli onbeşli... Kızların gözü yaşlı” diye türkü yakarlar. Bütün bunlara rağmen evladlarımız Esat Paşa komutasında 18 Mart Çanakkale Zaferine imza atarlar. Müttefikler Boğazı denizden zorlamakla geçemeyeceklerini çok iyi anlar, tabyaları susturmak için “çıkarma” yapma kararı alırlar. Enver Paşa (niye öyle bir şeye gerek duyduysa) o güne kadar fevkalade başarılı bir yönetim sergileyen ve asker kaybetmemek için kılı kırk yaran Esat Paşa’yı vazifeden alır, yerine Anadolu çocuklarını on bin, on bin kırdıran gök gözlü Almanı atar...
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT