BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Akıl âhireti, göz dünyayı görür...

Akıl âhireti, göz dünyayı görür...

Aklı olmayan delidir. Aklını kullanmayan sefîhtir. Akıllı kimse, kıymetsiz, geçersiz olan dünya malına kapılıp ona köle olmaz. Bu kısa dünya hayatında, Allahü teâlânın rızâsını ele geçirmeye gönül verir ve âhiret amelini hâzırlar...



Akıl, anlayıcı bir kuvvettir. Faydalıyı zararlıdan ayırt etmek için yaratılmıştır. Akıl bir ölçü âleti gibidir. İki iyi şeyden, daha iyi olanını ve iki kötü şeyden, daha kötü olanını ayırır. Akıllı kimse, sâdece iyiyi ve kötüyü anlayan değil, iyiyi görünce onu alan ve kötüyü görünce de onu terk edendir. Süfyân-ı Servî hazretleri: “Herkese akıllı denmez. Akıllı kimse, kendisini her türlü kötülükten koruyandır” buyurmuştur. Akıl göz gibidir. Din de ışık gibidir. Işık olmazsa göz göremez. Akıl, doğruyu, iyiyi bulan bir âlet ise de, yalnız başına bulamaz, noksandır. Peygamberlerin gelmesi ile tamâmlanmıştır. Vekî’ bin Cerrâh hazretleri: “Akıllı, Hak teâlânın azamet ve kudretini anlayandır. Yoksa, dünyânın hîle ve desîselerine saparak, dolap çeviren kimse değildir” buyurmuştur. Aklı olmayan delidir. Aklını kullanmayan sefîhtir. Akla uygun iş yapmamak sefâhettir. Aklı az olan da ahmaktır. İbn-i Semmâk hazretleri buyurdu ki: “Akıllı kimselerin arzusu, düşüncesi, Cehennem’den kurtulmak ve haramlardan kaçmaktır. Ahmak olanın arzusu ise, oyun ve eğlencedir.” Akıllı için birinci vazîfe!.. Akıllı olan ve bülûğ çağına giren erkeğin ve kadının birinci vazîfesi, Ehl-i Sünnet âlimlerinin kitaplarında yazdıkları îmân bilgilerini öğrenmek ve bunlara uygun olarak inanmaktır. Kıyâmette Cehennem azâbından kurtulmak, onların bildirdiklerine inanmaya bağlıdır. Cehennemden kurtulacak olanlar, yalnız bunların yolunda gidenlerdir. İbn-i Hafîf hazretleri buyurdu ki: “Akıllı insan, önce îtikâdını düzeltir ve Rabbine ulaşmaya hazırlanır. Niyetini hâlis yapar, işlerini temiz kılar. İbâdetini güzel yapar ve âhiret azığı toplar. Kendisinin başıboş yaratılmadığını bilir.” Dünyâ yani haram ve mekruhlar, görünüşte hoştur. Aslında ise, öldürücü bir zehirdir. Ona müptelâ olmak, tutulmak ise, faydasızdır. Çünkü ona sarılan perişân, hor ve hakir olur. Aklı az olanlar dünyaya meyleder. Câfer bin Süleymân Dâbiî hazretleri buyuruyor ki: “Dünyâyı süt anneniz, âhireti de öz anneniz kabûl ediniz. Küçük çocuk süt annesine gitmek için feryâd edip çırpınır. Akıllandığı zaman ise öz annesine gitmeyi çok ister. Siz de akıl sâhibi iseniz öz anneniz olan âhirete yöneliniz.” Akıllı kimse, kıymetsiz, geçersiz olan dünya malına kapılıp ona köle olmaz. Bu kısa dünya hayatında, Allahü teâlânın rızâsını ele geçirmeye gönül verir ve âhiret amelini hâzırlar. Dünyâ hayatında, akıllı kimselerden istenen şey, kulluk vazîfelerini edâ etmek ve Hakkın marifetini ele geçirmektir. Fudayl bin İyâd hazretleri buyuruyor ki: “Dünyânın tamâmı altından olsaydı, yine yok olurdu. Âhiret ise, çanak-çömlek gibi topraktan olsaydı, yine bâkî olurdu. Akıllı kimse, geçici olan dünyâyı, altın da olsa reddeder. Bâkî olan âhireti, çanak çömlek gibi topraktan da olsa kabûl eder. İşin aslı, âhiret bâkî ve altın gibi kıymetlidir. Dünyâ ise, fâni ve çanak-çömlek gibi kıymetsizdir.” ‘Ahmak diyenlere kızıyorsun!’ Akıllı insanların, geçici, yok olucu şeylere gönül vermesi, pek yazık olur. İmâm-ı Gazâlî hazretleri nefsine hitaben buyuruyor ki: “Ey nefsim! Akıllı olduğunu iddiâ ediyorsun ve sana ahmak diyenlere kızıyorsun. Hâlbuki, senden dahâ ahmak kim var ki, ömrünü boş şeylerle, gülüp eğlenmekle geçiriyorsun. Senin hâlin, şu katile benzer ki, polislerin, kendisini aradıklarını ve yakalayınca, idâm edeceklerini bildiği hâlde, zamânını eğlence ile geçiriyor. Bundan dahâ ahmak kimse olur mu?” Bişr-i Hâfî hazretleri de sevenlerine hitaben: “Akıllı kimse, hayrı ve şerri bilen kimse değildir. Akıllı kimse hayrı gördüğünde ona tâbi olan, şerri gördüğünde ondan kaçınan kimsedir” buyurmuştur. Şeytâna ve nefsin arzularına uyarak, Allahü teâlânın emir ve yasaklarını unutmamalıdır. Sıhhat yerinde ve ecel henüz gelmemiş iken, Allahü teâlâyı çok zikretmeli, Kur’ân-ı kerîm okumalı, ibadet için zaman ayırmalıdır. Zira nefs-i emmâre ve alçak dünyâ, aldatıcıdır ve insana âhireti, Cennet nimetlerini unutturur. Şeytân ise, dünyâya teşvik etmekte, fakîrlik ve yoksullukla insanı korkutmaktadır. Ya Cennet ya Cehennem!.. Dünyâ ve içindekiler, gelip geçicidir, elde kalmaz. Âhiret ise, sonsuzdur, elden gitmez. İnsan, tercihine göre, ya Cennet nimetlerine kavuşacak veya Cehennem azabını tadacaktır. Onun için insanın, dünyada iken meşgul olduğu şeylere çok iyi dikkat etmesi gerekmektedir. İnsan, ya nefsine tabi olur ebedi felakete gider veya kalbinin selameti için çalışır ebedi saadete kavuşur. Akıllı olan kimse, dünyâ ihtiyaçları için âhiret işlerini geriye bırakmaz. Âhiret işlerinde tedbir ise, çalışmaktır. Kıyâmet gününün şiddetini ve kabrin yalnızlığını unutanlar, kendilerine verilen ömrü oyun, eğlence ile geçirenler, ecel geldiği zaman çok ah ederler ama, onların bu iniltilerine kimse kulak vermez. Bunun için Ebû Osman Hîrî hazretleri: “Akıllı kimse, korktuğu şey başına gelmeden önce, onun çâresine bakandır” buyurmuştur. Ve Peygamber efendimiz buyuruyor ki: (Akıllı kimse, ölmeden önce hesâbını gören, ölümden sonra kendisine yarayacak şeyleri yapan kimsedir.)
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT