BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Minyatürü sokağa taşıdı

Minyatürü sokağa taşıdı

İstanbul Metrosu’ndaki dev eserlerinden tanıdığımız minyatür sanatçısı Nusret Çolpan, sanatını tanıtmak için her yolu deniyor. Minyatürü görücüye çıkartacak umumi mekânları seçen Çolpan’ın eserlerine her yerde rastlamak mümkün...



> Tolga Uslubaş İstanbul Metrosu’na veya Beykoz İskelesi’ne yahut Atatürk Hava Limanı’na yolu düşen hemen herkes Nusret Çolpan’ın bir ömür verdiği minyatürlerine aşinadır. O, eskilerin deyimiyle ‘tâyy-ü zaman - tâyy-ü mekân’, yani zamandan ve mekândan münezzeh mutlak güzelliğe ulaşmaya çalışan minyatür sanatının günümüz bayraktarlarından... Bayraktarlarından diyoruz, zira Çolpan 200 seneden bu yana unutulmuş, hatta terkedilmiş bir sanatın yeniden canlanması adına 30 küsur senesini vakfetmiş biri. Üstelik başarılı bir mimar ve bu mesleği eserlerine yansıtmak konusunda da üzerine yok. Çolpan 33 yıldan sonra eserlerinde yeni teknikleri deniyor şu an. Son 1-1.5 yıldır yağlı boya ve akrilik kullanıyor. Ona göre gölge, plan ve perspektif anlayışı korunduğu sürece minyatürde sınır gözetilmemeli. 1000 yıldır suluboya kullanılan bu sanatı daha da yaygın kılmak ve kitlelerin beğenisine sunmak için günümüz plastik sanatları seviyesine çekerek minyatüre modern bir yüz kazandırma çabasında. İşte İstanbul metrosundaki 3x30 metre ve 8x3 metre boyutlarındaki dev minyatürler de bu çalışmaların bir ürünü. Bu unutulmuş sanatı ülke sınırları dışına taşıma gayretleriyle de dikkat çeken Çolpan, Vladimir Putin ve Jack Chirac gibi devlet adamlarına hediye ettiği çalışmalarıyla da tanınıyor. Bu aralar yeni projeler üzerinde yeni teknikler deneyen Çolpan’la ‘minyatür’ü konuştuk. * Asıl mesleğiniz mimarlık ama herkes sizi minyatürlerinizden tanıyor, bu sanatla tanışmanız nasıl oldu? ÇOLPAN - Her minyatür sanatçısı gibi benim de bu sanatla tanışmam Tıp Tarihi Profesörü Süheyl Ünver sayesinde oldu. Malum Levni’den sonra 200-250 senelik bir kopukluğun ardından Süheyl hoca ile doğan tezhip ve minyatürün ilk temsilcileri bizler olduk. Önceleri tezhip ve süsleme yapmama rağmen minyatüre geçişim pek çabuk oldu, resim sanatına olan yatkınlığımdan olsa gerek minyatür daha sıcak geldi bana. O yıllarda minyatür gerçekten bakir bir alandı ve yapılacak çok şey vardı. Şehirlerin de bir hikâyesi var Minyatürlerinizde mesleğinizden izler göze çarpıyor. Bu alışılmışın dışında bir üslup değil mi? ÇOLPAN - Evet, zaten beni çeken de bu. Ben şehirlerin genel yapısı ve siluetleri beni çok etkiler. Gittiğim her ülkede bulunduğum şehir hakkında bilgi, belge toplama alışkanlığım var. Şehirlerin de birer hikâyesi olduğuna inananlardanım. Minyatürün İçine daldığınızda, genel plandan ayrıntılara, sokaklara bir anlamda şehrin hikâyesine dalıyorsunuz. Minyatürdeki kuvvetli ifade yapmak istediklerinizi daha da kolaylaştırıyor. Perspektif yok belki ama ayrıntıya doğru yol alan farklı bir derinlik var minyatürde. Bu anlamda yaptıklarım eski minyatürlerle çatışıyor denemez, zira eski minyatürlerde birer belgesel niteliğinde. Fotoğrafın olmadığı devirlerdeki günlük hayatı, kıyafetleri, ritüelleri çoğunlukla minyatürlerden öğreniyoruz. Yine, çoğunlukla aslına uygun çizilen minyatürler sayesinde Osmanlı padişahları gibi tarihte iz bırakmış önemli şahsiyetlerin fiziki özelliklerini, neye benzediklerini öğreniyoruz. Bu noktada minyatürün tarihimizi öğrenmek ve anlamak adına bize çok büyük katkıları var. İki yüz yılın yükü Eserlerinizde sıradan teknikler dışında farklı yaklaşımlar da dikkat çekiyor. Bu yeni bir arayış olsa gerek... ÇOLPAN - Nasıl değerlendirilirse değerlendirsin bu değişim aslında minyatürün geleceği için gerekliydi. 30 yılın ardından yeni arayışların içine girmeliydim. Minyatürün ögelerini bugüne çekmek, bugünün değerini ve tekniklerini yansıtmak zorundaydım. Gölge, perspektif ve plan anlayışı değişmediği vazgeçilmediği sürece minyatürde kalıplar olmamalı. Son 1-1.5 yıldan bu yana yağlıboya ve akrilik çalışıyorum, minyatürün ille de kağıda yapılması gerekmiyor, tuval, cam, seramik, ahşap, kısacası her sathın üzerine işlemek mümkün. Minyatür, yapısı itibariyle de yeniliklere kapalı bir sanat değil ama bütün bunları yaparken de temkinli davranmak durumundayım. 200 yılın yükü sırtımızda, dolayısıyla minyatürün inceliklerini ve gerekliliklerini de göz ardı etmemek durumundayız. Örneğin perspektif konusu var ki bu çok önemli, zaten resim ile minyatür arasındaki kesin çizgi de bu... Halk minyatürü tanımaya başladı Minyatür sanatının yeterince tanınmadığının altını çizen Çolpan, “Türkiye henüz minyatüre doymuş bir ülke değil, işte bu yüzden minyatürü görücüye çıkartacak umumi mekânlarda sergileme cihetine gidiyorum. Bunun en bariz örneği İstanbul metrosunda var, zaten dünyanın büyük metrolarında bu bir gelenek halini aldı. Üzerinde bulunduğu kültürün izlerini taşıyan eserler tercih ediliyor artık. İstanbul metrosundaki 3x30 metre ve 8x3 metre boyutlarındaki dev minyatürler de bu şehrin, bu kültürün birer ürünü. Sanırım bu sanatı tanıtmanın etkin bir başka yolu daha yok. Bu anlamda benzer çok çalışmam oldu ve projeler de devam ediyor. Kadir Has Üniversitesi’nde, Hava Kuvvetleri Komutanlığı’nda, Beykoz İskelesi’nde, Yunanistan’ın Aynoroz manastırında benzer çalışmalarım var. Şu an Rusya’nın Kazan metrosundan bir talep geldi, Dubai’de tapılan Teknopark’ta da 80 metrekarelik bir çalışmam olacak” diyor.
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT