BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Çırak da taklit!

Çırak da taklit!

Gerçeklerin sun’i ortamlarda yaşandığı, hakikatlerin yerini hayallerin aldığı bir televizyon dizisi daha listelerde kendine yer arıyor. Konu iş dünyasıyla ve hele pazarlamayla ilgili olunca, dayanamadım. Üç ay daha gündemde kalacak.



Gerçeklerin sun’i ortamlarda yaşandığı, hakikatlerin yerini hayallerin aldığı bir televizyon dizisi daha listelerde kendine yer arıyor. Konu iş dünyasıyla ve hele pazarlamayla ilgili olunca, dayanamadım. Üç ay daha gündemde kalacak. Orijinali CNN’de izlenen Çırak’ın kopyasının ilk bölümü geçen pazar yayımlandı. Artık birer kalfa sayılmaları gereken 16 kişilik “sahne ekibi”, ilk bölümde kestane sattı. Ekipler bu hafta Beyoğlu’nda bir restoran işletmeciliğinde “rol” alacak, kızlar dansöz oynatacak, erkekler fasıl yapacaklarmış. İzlenme rakamlarının beklendiği kadar yüksek olmadığı ifade ediliyor. İlk intiba önemlidir. Sonradan kolay değişmiyor. Dizi, “Taklit, aslının yerini tutamaz, sırıtır”, sözünü doğruluyor. ABD’de epeyce ses getiren diziyi bize nasıl uyarlarız diye biraz daha düşünseler iyi ederlerdi. İlerideki haftalarda programın tutup tutmayacağını, TV yayımcılığının kurtları şimdiden tahmin etmeye başlamışlardır. İş dünyasında, etrafta olup bitenlerin bizi ve işimizi nasıl etkileyebileceğini öngörmek, bu gelişmelerin nasıl seyredeceğine dair tahminleri hızla yapmak, bunlara göre hemen pozisyon almak mecburiyeti var. İyiye giderse, ne yapacağız, kötüye giderse ne? Bu “yapay” görünümlü programın eksikleri ne? Fazlası ne? Tutarsa neden tutar? Tutmazsa neden tutmaz? Rakipler ve kopyanın kopyacıları şimdiden kollarını sıvamışlardır. Ekibe seçilen isimler hiç de “Çırak” gibi görünmüyordu. Bunlar “Usta” değilse bile her biri birer “Kalfa”. İşlerini bırakıp gelmişler. Niye yeni mezun, pırıl pırıl bakışlı gençleri seçmemişler ki? Hiç değilse bu sayede şöhret olurlar, hepsi bir işe girerlerdi. Hem de, öğrencilikten yeni çıkmış gerçek çıraklar bu “oyunu” daha gerçekçi oynarlardı. İş dünyası her türlüsüyle yapaylığı kaldırmaz. Samimiyet ister. Şu sahneye bakar mısınız? Gökdelenlerden çıkma giyim kuşamlarıyla, MBA eğitimleriyle, yaşlarıyla, iş tecrübeleriyle sekizi erkek sekizi kız bir grup genç, işlek caddelerde kestane satmaya çalışıyor. Beklediğim gibi, açık bir “deney etkisi” yüzünden kızlar ekibi öne çıktı. Bir oyun oynandığını, işin içinde bir numara olduğunu sokaktaki vatandaş hemen anladı. Kızlardan yana oldu. İsimler ve yüzler tanınır hale geldikçe deney etkisi daha da kuvvetlenebilir. İlk hafta adaşım İsmail elendi. Sanki içime doğmuştu. Yakın haftalarda Ahmet’in de eleneceğini hissediyorum. Göreceğiz. İş hayatına hazırlanan gençlerin, reel olmayan bu reality şovundan dersler çıkarmaları pek kolay olmayacak. Ekiplerin neyi, neden ve nasıl yaptıkları pek anlaşılamadı. Konuşulanlara bakarak bir şey anlamaya çalıştık. Zaten amaç eğitim değil, şov ve reklâm idi. Anlaşıldığı kadarıyla, bu dizide her hafta, yeni bir “köşe dönmecilik” sergilenecek. Yatırım, emek, müşteri sadakati, müşteri mutluluğu gibi ciddî konular nerede? İş hayatında kısa vadedeki kazancı özendirecek uygulamalardan ne zaman kaçınacağız? Başarı eldeki parayı bir günde iki katına çıkarmak mıdır? Bunlar bir yana, işin bir “reel” tarafı var. Onu vurgulamalıyım. İş dünyası ve başarı denince, bunun yolunun satıştan, müşteri bulmaktan geçtiğini, gerçek kazancın müşteriden geldiğini bu “oyun” vesilesiyle bir kere daha görmüş olduk. Müşterin varsa varsın, müşterin yoksa yoksun! Çırak! Sağol!
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT