BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Eski Şehrin Aşkları

Eski Şehrin Aşkları

Bir adam eski zamanları düşünerek düş kuruyordu. Bir adam ıssız bir gecenin yarısında sessizce ağlıyordu.



Bir adam eski zamanları düşünerek düş kuruyordu. Bir adam ıssız bir gecenin yarısında sessizce ağlıyordu. Bu kentin asırlık tarihi yolculuğuna çıkmıştı bir kere. Yağmalanmaktaydı şehir ve düşüyordu gözlerinde bir bir yaşadığı günler. Ve eli silahlı kalabalıklar dağılmaktaydı eski şehrin ara sokaklarına. Ne siyahtı artık ne beyaz bu eski şehirde aşklar. Gri ihanetlerle ansızın çoğaldı bu kent, ıssız bir fırtınada. Eski aşkları kutsal bahçeden çaldılar ve götürdüler usulca uzaklara. Ne Leyla var artık ne de Mecnun. Yolu yok, adı yok bugün aşkların. Ve o da kaçıp gitti bir gece yarısında eli silahlı kalabalıklarla. *** Belki en güzel ağlayanı idi; yıkık ve dökük bu eski şehrin. Belki en delicesine özleyeni. Belki de en son terk edeni. Ve son akan çeşmesi. Eski şehrin yıkılışına direnen, ayakta kalan son konağıydı. Aşkların vurulduğu bir gecede, gözyaşı bir su gibi geçip gitti bu şehrin kirpikleri arasından. Ağlamadı gözleri korkup da kaçtığı sessiz vedalarda. *** Bir adam bugünü düşünüyordu. Hiç kimse, ama hiç kimse onun kaçtığı günden beri bu eski şehrin ‘masum’ olduğunu iddia edemedi. Bundan sonra ‘masum’ olacağına dair söz veremedi. Masumiyet bir pula satıldı. Ne cinayetler işlendi, ne günahlar yaşandı bu eski şehrin kıyılarında ve kuytu köşelerin ışıldayan fener altlarında. Kimseler görmedi. Kimseler duymadı. Katiller bulunmadı. Ne çok dost kaybedildi bir gecenin yarısında, şehrin bir çıkmaz ve pis sokağında. Ve ne çok ihanete uğradı gün ışığında. Bilinmedi. Görülmedi. Duyulmadı. *** Bir adam dünü düşünüyordu. Bu eski şehirde aşklar böyle miydi? Aldanan da aldatan da belli değil miydi? Herkesin bir hesabı vardı ama yanlışı da Bağdat’tan dönmez miydi? Dönmüyor hiçbir yanlış hesap yıkık-dökük Bağdat’tan, onun kaçıp gittiği günden beri. Yanlış hesapların Bağdat’tan da öteye giden bir yolu vardı galiba. Muhasebe savaşları yaşanırdı bu şehrin koynunda uyuyanların vicdanlarında; sabaha kadar sürerdi bu çatışma. Biz ne yaptık? diye. Sabah, suçlu da suçsuz da bulunurdu. Hiçbir cinayet faili meçhul kalmadı. “Gün ağarınca belli olur Geceyi kiminle geçirdiği” Ya şimdi? İşte asıl mesele bu. Bir adam düşünüyordu dünle bugünü. Gün ağardı. Kimin geceyi kiminle geçirdiğini bilmemek, insanın ruhuna öyle bir fay hattı döşer ki, yirmi dört saat yürek tetiklenir durur. Ve yürekler ‘yağız atlı bir süvari’ misali adı bilinmeyen savaşların içine girer. Gün ağarınca koşturuldu atlar dört nala, Kaf Dağı’na doğru. Taa ki; “kabre çıkar bu yolun kıvrımları.”
Kapat
KAPAT