BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Sıkıntı ve geçimsizliğin sebebi

Sıkıntı ve geçimsizliğin sebebi

Huzura kavuşmak, başarılı olmak ve herkesle iyi geçinmek isteyen bir kimsenin, yüzünü ahirete çevirmesi lazımdır. Yüzü dünyaya dönük olan bir kimsenin, huzurlu olması, insanlarla iyi geçinmesi çok zordur...



İnsanlar, dinden uzaklaştıkça, geçimsizlik, sefâlet, işkence ve sıkıntının pençesinden kendilerini kurtaramıyor. Fende, teknolojide, akıllara hayret verecek şekilde ilerlemeler olduğu hâlde, dünyâdaki huzûrsuzluğun, insanlıktaki sıkıntının azalmadığı hatta arttığı göze çarpmaktadır. Allahü teâlâ, insanların saâdetlerine sebep olan şeyleri emretti. Felâketlerine sebep olanları da yasak etti. Dinli olsun, dinsiz olsun, bir kimse bilerek veyâ bilmiyerek, bu emir ve yasaklara uyduğu kadar, dünyâda râhat ve huzûr içinde yaşar. Bu hal, faydalı ilâcı kullanan herkesin dertten kurtulması gibidir. Dinsiz kimselerin ve milletlerin birçok işlerinde muvaffak olduklarını görüyoruz. Kur’ân-ı kerîme uygun olarak çalıştıkları için muvaffak oluyorlar. Fakat âhirette de, saâdete kavuşabilmek için Kur’ân-ı kerîme îmân ederek, niyyet ederek uymak lâzımdır. Huzura kavuşmak, başarılı olmak ve herkesle iyi geçinmek isteyen bir kimse, yüzünü ahirete çevirmesi lazımdır. Yüzü dünyaya dönük olan bir kimsenin, huzurlu olması, insanlarla iyi geçinmesi çok zordur. Zira yüzü dünyaya dönük olan, nefsini sever, nefsini seven de başkasını sevemez ve onlarla iyi geçinemez. Çünkü nefsini seven, nefsinin her istediğini yerine getiren, nefsin ve şeytanın peşinde giden bir kimse, kendinden başka kimseyi düşünmez. Böyle kimseler, din kitaplarından ve din büyüklerinden de istifade edemez. İstifade eden kimse, kimseye yük olmaz, herkesin yükünü çekmeye başlar ve herkesle de iyi geçinir. ? Kötülüklerden sakınmak Nefsinden nefret eden kimsenin, gönül gözü açılır. Böyle olan kimse, haramlardan, gururdan, kibirden ve bütün kötülüklerden sakınır. Kötülüklerden sakınan kimsenin kabına, rahmet damlamaya başlar. Kalbine rahmet damlaları giren kimse de, din kitaplarından ve din büyüklerinden istifade eder. Bu istifadenin hasıl olup olmadığının alameti ise, o kimsenin, kimseye yük olmayıp, herkesin yükünü çekmeye başlaması ve herkesle iyi geçinmesi ile anlaşılır. Böyle olan insanı, arkadaşları ve etrafındaki insanlar öyle severler ki, susuzluktan yanan bir kimse, su içerek suya nasıl kanarsa, öyle severler. Herkeste şef olmak, baş olmak, emir vermek arzusu vardır. Çünkü bu hal, insanın tabiatında vardır. Bu hal, ancak ve yalnız ahirete yüzü dönük olanlarda olmaz. İslam ahlakının çok tarifleri yapılmıştır. Fakat din büyüklerinin en çok tercih ettikleri tarif ise şudur: “Kimseye yük olmamak fakat herkesin yükünü çekmektir.” Rahat ve huzur, İslamiyetin içindedir. İslamiyetin dışında huzur aramak, çölde seraba kavuşmak için koşmaya benzer. Bir gün herkes bunun böyle olduğunu anlayacak fakat iş işten geçmiş olacak. İnsan, Allahü teâlâya ibadet ederse, Cenab-ı Hak, onun dünyada işlerini kolaylaştırır. Kabirde acır, ahirette, mahşerde affeder. Bunun için dünyada ve ahirette Allahü teâlânın bize nasıl muamele etmesini istiyorsak, biz de Onun kullarına, insanlara öyle muamele etmeliyiz. Bir kimsenin kalbinde dünya muhabbeti artarsa, onu sevenlerin de ona muhabbeti o derece azalır. Kalbinde dünya sevgisi, para sevgisi, baş olma sevgisi olan yandı demektir. Az olan az yanar, çok olan da çok yanar. Kavgalar, münakaşalar, hep iki diri arasında olmuştur. Bir ölü ile bir diri arasında kavgaya hiç rastlanmamıştır; zaten mümkün de değildir. İki ölü arasında ise, kavganın, münakaşanın olması imkansızdır. Rebî bin Haysem hazretleri, kimseyle münakaşa etmez, kimseye kötü söylemezdi. Bir gün kendisine biri kötü sözler söyleyince, ona; “Söylediklerini Allahü teâlâ duyuyor. Şâyet ben, Cennet ile aramdaki güçlükleri aşıp Cennet’e girersem, senin sözlerinin bana zararı yoktur. Sırat köprüsünden geçemezsem, anlarım ki; söylediklerinden de kötü bir insanım” buyurmuştur. Abdullah-ı Dehlevî hazretleri buyuruyor ki; “Din yolunda ilerlemek isteyen samimi ve sâdık bir kimse, geçmişteki günahlarından utanarak başını kaldıramaz. Her işinde Allah’tan korkar, titrer, Allahü teâlânın sevgisine kavuşturacak işleri yapmak için çırpınır. Her işinde sabreder. Her geçimsizlikte, sıkıntıda kusûru kendisinde görür. Her nefeste Allah’ını düşünür. Gaflet ile yaşamaz. Kimseyle münâkaşa etmez.” Kibir, iyiliğe engeldir İnsanın dışında şeytân bulunduğu gibi, içinde de vardır. İnsanın içindeki şeytânı, onun kudretinin, enerjisinin taşkınlığıdır. Enerji artınca, insanda kibir ve yükseklik hâsıl olur. Kötü sıfatların en aşağısı da, bu kibir sıfatıdır. Kibir ise, her iyiliğe, insanlarla iyi geçinmeye mani olduğu gibi, her sıkıntının da kaynağıdır. İmâm-ı Gazâlî hazretleri: “Kalb, meleklere mahsûs bir evdir. Gadab, şehvet, hased, kibir gibi kötü sıfatlar, uluyan köpek gibidirler. Köpeklerin bulunduğu yere melekler girmez. Hadîs-i şerîfte; (Köpek ve resim bulunan eve melekler girmez) buyuruldu. Bu hadîs-i şerîfteki evin kalb olduğunu ve köpeğin de, kötü huylar demek olduğunu söylemiyorum. Açık manâlarına inanmakla berâber, yukarıdaki manaları da ilâve ediyorum” buyurmuştur.
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT