BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > İç fetih

İç fetih

Endülüslü alim İbn-i Said, daha 11. yüzyılda, “Tabakü’l-Ümem” adlı kitabında dünya milletlerini ikiye ayırır: “Bilimle uğraşan milletler (Hintliler, İranlılar, Yunanlılar, Romalılar, Araplar), bilimle uğraşmayan milletler (Türkler, Moğollar, Çinliler).”



Endülüslü alim İbn-i Said, daha 11. yüzyılda, “Tabakü’l-Ümem” adlı kitabında dünya milletlerini ikiye ayırır: “Bilimle uğraşan milletler (Hintliler, İranlılar, Yunanlılar, Romalılar, Araplar), bilimle uğraşmayan milletler (Türkler, Moğollar, Çinliler).” Aradan birkaç yüzyıl geçtikten sonra ortaya şöyle bir manzara çıkar: 1497 yılında Fatih Medresesi’nde yapılan sayımda 926 tane tıp kitabı tespit edilir. Aynı yıl Sorbonne Üniversitesi’nde sadece 9 adet tıp kitabı bulunmaktadır ve bu kitaplardan 7’si Osmanlıca’dan tercüme edilmiştir. Yine aynı yıl Frankfurt’taki okulda 12 adet tıp kitabı okutulmakta; bunların da 7 tanesi yine bizden, yani İbn-i Sina, Birûnî vs.’den tercüme edilmiştir. Şimdi bu fotoğraf karşısında, “neden 18. yüzyıldan itibaren dibe çökmeye başladık?” sorusunu kendinize siz sorun... *** Henüz 1915’li yıllarda, “Shakespeare mi daha önemli, yoksa İngiltere mi?” diye soranlara “Elbette Shakespeare... Çünkü, Shakespeare, İngiliz milletini yeniden kurabilir ama İngilizler bir Shakespeare daha çıkaramaz” diyen Churchill’in Çanakkale cephesine sürdüğü askerlerine, Türk medeniyetinin nirengi noktasını oluşturan Yunus Emre’yi, Mevlana’yı, Fuzuli’yi, Şeyh Galib’i, Ahmet Mithat Efendi’yi ve diğerlerini yok ettirmeye çalışmasının yorumunu da siz yapın... *** ‘Bilgi çağı’na ancak bir ‘iç fetih’le geçmek mümkündür... Danny Cox, “Günü Yakalayın” isimli kitabında, tanımlamayı doğru yapmamızı sağlıyor: “Eğer insan kendi günlük hayatından oluşan bir seyir defteri tutarsa, geçmişte yaptıklarından kendine dersler çıkarır ve her seferinde aynı yanlışı yapıp, farklı bir sonuç doğmasını beklemez.” O yüzden, çocuklarımıza daha küçük yaştan itibaren bir okuma sevgisi, kendimize de okuma saatleri alışkanlığı kazandırmak zorundayız. *** Cumhuriyet dönemi Türk edebiyatının önemli isimlerinden Reşat Nuri Güntekin, kahvehaneleri dolduran insanları anlatırken şu satırları kullanır: “Bunlar kasabanın ileri gelenleri, okuyup yazmışları... Niye kitap okumuyorlar demek, niye piyano çalmıyorlar demek gibi bir şeydir. Kafayı kitap okumaya alıştırmak, parmakları piyano çamaya alıştırmaktan kolay değildir. Ona göre yetişmek, hazırlanmak lazımdır. Okumak, bir kitaptan alınanlarla kendine manevi bir dünya yapmak, onun içinde tek başına yaşayabilmek demektir. Bu ise, ta çocukluktan başlayan uzun araştırmalar ve egzersizler neticesidir.” *** Okumak bizi kötülüklerden korur. Suç işlememizi önler, yeni dünyalar keşfetmemize yarar ve dilimizi doğru öğrenmemizi sağlar. Yahya Kemal Beyatlı, “Bizi ezelden ebede kadar bir millet halinde koruyan, biribirimize bağlayan Türkçe’dir” der. Eğer, hafızamızın iyice silinmeye çalışıldığı bu dönemde okumazsak, bizi birbirimize bağlayan, sonsuza kadar millet olarak yaşamamızı sağlayan dili nasıl öğreniriz? *** Ve son olarak, Birleşmiş Milletler İnsani Gelişim Merkezi’nin geçen yıl yayımladığı raporu hatırlatmak istiyorum: Rapora göre; Türkiye, okuma alışkanlığında Malezya, Libya, Ermenistan gibi ülkelerin de bulunduğu 173 ülke arasında 86. sırada yer alıyor. Dahası, Türkiye’de yaklaşık 12 bin kişiye sadece 1 (bir) kitap düşüyor! Başka söze gerek var mı?
Kapat
KAPAT