BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Odunculuktan avukatlığa Abraham Lincoln

Odunculuktan avukatlığa Abraham Lincoln

Hele bir garibi cinayetle suçlayan yalancı şahidi, astronomi bilgisi ve mantık oyunlarıyla bocalatıp hakikati ortaya çıkarınca millet onu ayakta alkışlar. Artık, sigorta şirketleri, fabrikatörler, bankalar onunla çalışırlar...



Mr Lincoln, Meluncan asıllı bir aileye mensuptur ve bu aile topyekun dokumacılık yaparlar. Ama o dağdan bayırdan hoşlandığından olacak kapalı mekanlarda duramaz, hele o takırtılı tezgâhlara hiç dayanamaz. Kentucky’e bağlı bir sınır kasabasına (Hodgenville) çekilir, çift çubuk kovalar. Çiftçi dediysek öyle ahım şahım bir arazisi yoktur, elceğizi ile ufak tefek bir orman kulübesi çakar (çok iyi marangozdur) mütevazi bir hayat yaşar. İşte Abraham (İbrahim) Lincoln’de bu kulübede doğar (1908). Abraham’ın annesi kimsesiz, zayıf, hastalıklı “ama ilkeli” bir kadındır. Oğlunun zengin olup olmaması, tanınıp tanınmaması umurunda bile değildir ama dürüst kalmasını arzular. O günlerde Amerika’da sözü geçen Anglasaksonlar Meluncanları bir sınıfa yakıştıramazlar. Öyle ya Kızılderili deseniz değildir, zenci deseniz hiç değil. Ama aralarına da almaz, çocuklarını okutmazlar. Abraham kendi gayretleriyle okuma yazma öğrenir, çok istese de mektepli olamaz. Vurun Meluncan’a Bir ara Meluncanlar “haklarını aramak” için bir “hukuk mücadelesi” başlatırlar ama “bu cüret” onlara pahalıya patlar. Beyaz adamlar topraklarına el koyar, bunları derler toplar, Apalaçya dağlarına yollarlar. Lincolngiller parasız, pulsuz ve çulsuz kalır, sürüldükleri yerde de bildikleri işi yapar, ziraatla uğraşırlar. Abraham 9 yaşındayken annesini kaybeder. Elbette çok üzülür, çok ağlar, hele babası eve bir “cici anne” getirince yüreciği yanar. Üvey annesi Sarah üç çocuklu bir duldur, cümbür cemaat gelip eve çöreklenince çocukcağız korkmaya başlar. İyi de bütün üvey anneler kötü olmak zorunda değillerdir ya. Bayan Sarah Abraham’ı şefkatle bağrına basar ve onu kitaplarla tanıştırıp ufkunu açar. Meraklı çocuk Tom Savyerleri, Robinson Cruose’leri su gibi yutar, sonra George Washington’un hatıralarına dalar. Shakespeare, Lord Byron ve Stuart Mill’den çok hoşlanır, yeri geldikçe ezberlediği bölümleri kullanmaya başlar. Bu arada vücudu gelişip oturur, akranlarından daha hızlı çapa yapar, daha hızlı balta sallar, öyle ki çit ördürecek olanlar daima onu ararlar. Belki yörenin en ünlü çitçisi olacaktır ama üvey Annesi “bak yavrum” der, “dünya buradan ibaret değil, hazır genç ve güçlüyken ülkeyi dolaş. Yeni kurulan şehirlerde şansını ara! Baktın olmuyor dön gel, başımızın üstünde yerin var!” Abraham’ın ilk işi Missisipi’deki yandan çarklılarda çımacılık yapmak olur. Böylece taa New Orleans’a kadar gider gelir, Amerika’yı tanımaya başlar. Sonra New Salem’de bir bakkal dükkanı açar. Postacılık, haritacılık derken girip çıkmadığı iş kalmaz. Doğuştan hatip Abraham mutedil tabiatlı olmasına rağmen mükemmel bir hatiptir, yeri geldi mi ateşli nutuklar atar, muhatabını iknada zorlanmaz. O yıllarda Kızılderililer yabani hayvan muamelesi görür, beyazlar yerlileri öldürmeyi vazife sayarlar. Abraham bulunduğu yerde barınabilmek için orduya yazılmak zorunda kalır ama kaçak güreşir, eline silah milah almaz. Gelgelelim subaylarla başlayan bu dirsek teması ona yeni kapılar açar, elinden tutup eyalet meclisine aday yaparlar. Elbette genç ve tecrübesizdir, hayli oy toplasa da kazanamaz. Bir ara demirciliğe heves ettiyse de etrafındakiler “sen avukat olacak adamsın” der kafasını bulandırırlar. Abraham kucaklar dolusu hukuk kitabı alır, altını çize çize okur, ezberlemeye bakar. Baro’nun açtığı imtihanı zorlanmadan verir ve onu telli pullu vesikalarla avukat yaparlar (1836). O yıllarda hukuki işlere gezici hakimler bakar, mahkemeler çingene çadırı gibi bir oraya, bir buraya konarlar. Abraham’ın da ömrü günü at sırtında geçer, küçük vekalet ücretleriyle, basit davalar kovalar. Ancak demiryolu ağı ülkeyi sarmaya başlayınca hem kemikleri dinlenir, hem de davalar çeşitlenir. Eh bu arada vekalet ücretleri de artmaya başlar. Bir ara kayıkçı takımı Missisipi Irmağı üzerindeki Rock Island köprüsüne karşı çıkar, hatta yıktırmaya kalkarlar. Abraham Lincoln bu hukuk savaşını kazanıp köprüyü kurtarır ve büyük ün yapar. Hele bir garibi cinayetle suçlayan yalancı şahidi, astronomi bilgisi ve mantık oyunlarıyla bocalatıp hakikati ortaya çıkarınca millet onu ayakta alkışlar. Artık, sigorta şirketleri, fabrikatörler, bankalar onunla çalışırlar. İyi aile babası Abraham Lincoln diğer Meluncanlar gibi hiçbir kiliseye bağlanmaz, ayinlere katılmaz. Ancak her vesile ile Allah’a inandığını söyler, yeri geldikçe peygamberlerin hayatlarından misaller sunar. Rüyaları çok ciddiye alır, onlardan manalar çıkarır. Belki de bu tavrı ile gerçek inancını saklar. Abraham boylu, poslu, yakışıklı ama mahçup bir gençtir, kadınlarla konuşurken yüzü kızarır. Bu yüzden olacak fettanlar çocuğun üstüne üstüne sarkar, aşikare asılırlar. İstese yüzlerce macera yaşayabilir ama hepsinden kaçar. Gelgelelim Kentucky ailesinin kızı Mary Todd’la karşılaşınca hiç çekinmeden kapılarını çalar. Kızı aparır koparır evinin hanımı yapar, doğrusu gösterdiği cesarete kendi de şaşar. İyi de bal yılları çabuk geçer, gel zaman git zaman tadsızlıklar başlar. Mâlum Avukat milleti çok dolanır, evden aylarca ayrı kalırlar. Dört haşarıyla ömür tüketen Mrs Mary asabileşir. Hele üç çocuğu da peşpeşe ölünce, dengesi kayar. Kocasına büyük büyük hedefler gösterir ve habire kamçılar. Evet bu çabalar onlara Beyaz Saray kapılarını bile açar ama Başkan karısı olunca amacı kalmaz. Kâh kıskançlık krizlerine girer, kâh savurganlık yapar, huzura hasret kalırlar. Hasılı makamla saadet olmaz.
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT