BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > ‘AB’ye lobi çıkarması şart’

‘AB’ye lobi çıkarması şart’

Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi Türk Grup Başkanı Murat Mercan “İlanlarla, reklamlarla lobi faaliyetleri olmaz. Avrupa Birliği’nin her kesimi ile, parlamenterleri ile sıkı diyalog kurarak, Türkiye daha iyi tanıtılmalı” dedi



> Sibel Tokgöz ANKARA - Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi Türk Grup Başkanı ve Eskişehir Milletvekili Murat Mercan Avrupa’da kötü bir Türk imajı olduğunu, bu kötü imajın ortadan kaldırılması için Türkiye’nin ciddi lobi faaliyetlerine başlaması gerektiğini söyledi. Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi (AKPM) görevini, AK Parti Medya ve Tanıtımdan Sorumlu Genel Başkan Yardımcılığına tercih eden Mercan gazetemize, 3 Ekim AB sürecinde Türkiye’nin, AB kamuoyunda atması gereken bazı adımları anlattı. Baş müzakereci olarak ağırlıklı olarak ismi geçen Mercan, Türkiye’nin baş müzakereci ismini açıklamada geç kalmadığına, ancak Avrupalı parlamenterlerin kendisine sık sık bu soruyu sorduğuna dikkat çekti. Mercan, sorularımızı içtenlikle cevapladı: AKPM benim tercihim * AK Parti Genel Başkan Yardımcılığından alınmanız sizin için sürpriz mi oldu? Bu, bildiğim bir karardı. Parti Merkez Yürütme Kurulumuzun (MYK) prensipte aldığı bir karar vardı. Hiçbir genel başkan yardımcısının ikinci bir görevi, Meclis komisyonlarında ya da grup başkanlıklarında, olmayacaktı. Çeşitli sebeplerle hem MYK üyeliğim hem de Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi (AKPM) Türk Grup Başkanlığı görevimi aynı anda yürütüyordum. Bu karar bir süre benim için istisna tutuldu. Ancak Avrupa Birliği için yapılacak çalışmalar yoğunlaşınca, ben de tercihimi bu görevimden yana kullandım. * AB için yapılacak yoğun çalışmalardan bahsettiniz. Nedir efendim yapılması gereken çalışmalar? Türkiye’nin AB ile 3 Ekimde müzakere süreci başlayacak. Bu süreç çok zorlu ve meşakkatli olacak. Bu süreçte Türkiye’nin 3 alanda ciddi çalışmalar yapması gerekiyor. Bunların birincisi, müzakere sürecinde her fasılın rahatlıkla geçilmesi; ikincisi, AB mevzuatının Türkiye mevzuatı ile uyumlu hale getirilmesi. Bunlara paralel bir husus da, iç kamuoyumuzun, AB konusunda ve başlayacak olan müzakereler konusunda bilgilendirilmesi. * Dış kamuoyunda Türkiye, yaptıklarını yeterince anlatabiliyor mu? Avrupa Birliği ülkelerinde bir Türk imajı var. Ne yazık ki, bu imaj en büyük engel. AKPM görevim süresince katkıda bulunacağım en büyük alan bu konu. AB’deki bu imajın düzeltilmesi için çok büyük bir çalışma yapacağız. Belirttiğim 3 ana konunun en önemlisi imaj meselesi. İmajımız için herkese görev düşüyor * Bu imajı düzeltmek için nasıl bir çalışma yapılacak? Türkiye’nin ne yazık ki, en büyük eksikliği AB ve ABD konusunda etkin bir lobi faaliyeti yürütememiş olması. Bizim iktidarımızdan önce bu durum çok daha kötüydü. Bizim iktidarımızla demokratikleşme adımları ve ekonomik performans, ön yargıların arınmasında çok etkili oldu. Ancak bundan sonra, lobi faaliyetleri gerekiyor. Ciddi çalışmalar gerekiyor. Sadece yurt dışında gerek yazılı gerekse de görsel medyadaki ilanlarla, reklamlarla lobi faaliyetleri olmaz. Ülkelerin kanaat önderleri var. Gazeteciler, yazarlar, sanatçılar, entelektüeller, yöneticiler bunlarla sıkı diyalog kurarak Türkiye hakkında düşünceler değiştirilmeli. Sadece bu kesimlerle de değil, AB parlamenterleri ile de sıkı diyalog kurarak, Türkiye daha iyi tanıtılmalı. Hükümet kanadından da, üst düzey bürokratlarla da... Bütün bu çalışmalar çok yoğun bir meşakkat ve entelektüel bir birikim gerektiriyor. İnsanların kanaatleri sadece TV programlarıyla, haberlerle, reklamlarla değişmiyor. İyi neticeler her zaman yüz yüze çalışmalardan çıkıyor. Eğer Türkiye müzakere süreci tamamlandığında, AB’ye tam üye olacaksa, 10 yıllık süreçte bu kanaatler etkili olur. İnşallah bizim de, bu kanaatlerin oluşmasında önemli bir rolümüz olur. Lobi için eylem planım hazır * MYK üyeliğine tercih ettiğiniz AKPM’de, lobi faaliyetleri için bir eylem planınız var mı? Evet, bir eylem planı çalışmam var. Bunun sayın Başbakanımızın takdirine sunacağım. Ondan sonra bu plan yürüyecek. * 17 Aralık öncesinde Avrupa Parlamentosu’nda bir kararla Türkiye denetimden çıktı. Bu karara sizin yürüttüğünüz lobi faaliyetlerinin katkısı ne derecede oldu? Birçok insanın 17 Aralık tarihine kadar pek çok katkısı oldu. Özellikle sayın Başbakanımızın büyük gayreti oldu. Türkiye’de yapılmış olanlar eğer yapılmasaydı, 17 Aralık süreci asla yaşanmayacaktı. Nedir bunlar? Uyum yasaları, Anayasa değişikliği ve uygulamadaki başarılar. Bütün bunlar bizim işimizi kolaylaştırdı. Görev alanımıza katkıda bulundu. Avrupa Parlamentosu’nda Türkiye’nin denetimden çıkarılması son derece hayati önem taşıyordu. Yoksa Türkiye, 3 Ekim gibi bir kararı alamazdı. Biz bunu, tek başımıza bir başarı olarak görmüyoruz. En büyük pay, Sayın Başbakanın, hükümetin ve TBMM’nindir. Baş müzakereciliğe talip olmadım Kamuoyunda şu an en çok merak edilen baş müzakerecinin kim olacağı hususu. Siz baş müzakereciliğe talip misiniz? Böyle bir göreve talip olmadım. Bir göreve talip olursunuz, Allah da bunu size nasip eder, başarısız olursanız, o görevin altında ezilirsiniz. Ancak, bize görev verilir, takdir edilir, o zaman samimi duygularınızla, mevkinin-makamın esiri olmadan canla başla çalışırsınız, işte o zaman başarı da gelir. Ne yazık ki, ismim zaman zaman söylentilere konu oldu. Ancak bütün samimiyetimle söyleyeyim ki, bir kulağımdan girdi bir kulağımdan çıktı. Baş müzakereci konusunda herhangi bir arzum, talebim ve beklentim yok. Ben önümdeki işi en iyi şekilde yaparım, takdir Allah’ındır. * Türkiye, baş müzakereci ismini açıklamakta geç mi kalıyor? Aslında geciken herhangi bir şey yok. Türkiye, 3 Ekimde müzakerelere başlayacak. İlgili bütün bakanlıklar, sivil toplum kuruluşları ile koordinasyonu sağlamakta. Bugün hem bakanlıklarda hem de sivil toplum örgütlerinde uyum sürecine ilişkin yapılan çalışmalar var. 3 Ekim tarihine kadar, sayın Başbakanımızın takdir edeceği zamanda, baş müzakereci atanır. Türkiye’den kaynaklanan bir gecikme söz konusu değil. * Bir araya geldiğiniz Avrupalı meslektaşlarınız, size baş müzakerecinin isminin açıklanmasının geciktiğini ifade ediyorlar mı? Evet. Avrupalı parlamenterler bunu dile getiriyor. Ben de kendilerine aynı cevabı veriyorum: ‘Bu Türkiye’nin iç dinamiklerinin vereceği bir karar, vakti zamanı geldiğinde, uygun arkadaşa bu karar tebliğ edilecek’ diyorum. * Baş müzakerecinin kim olacağı konusunda bir tahmin yürütebilir misiniz? Böyle bir tahminde bulunmak istemiyorum. Çünkü bu tamamen Başbakanımızın takdirinde. Kendisi kimi uygun görürse... * Bize baş müzakereci profili çizebilir misiniz? Sayın Başbakan birkaç defa çizdi. Yabancı dil bilecek. Ekonomiyi, devlet geleneklerini iyi bilecek. Sanırım iyi de bir iletişimci olması aranan özellikler içinde olacak. * Siz bunlara ne kadar sahipsiniz? Onu ben değerlendiremem. İnsan kendini değerlendirirse gelişimi düşer, düşüşü başlar. Sözde soykırım ön şart olmaz Sözde Ermeni soykırımı, müzakerelerin başlatılması için bir ön şart olur mu? Devlet adamlığı; yapılan konuşmalara, yazılan metinlere bağlı kalmayı gerektirir. 17 Aralıkta Başkanlık Konseyinin kararına bakıldığında orada Türkiye’den istenilen tek şartın Ankara Protokolü’nün yeni üyelerle imzalanması. Onun dışında Türkiye’den istenilen herhangi bir talep yok. Bu sebeple sözde soykırımı tanımayı, AB’nin bir ön şart olarak kabul edeceğine ihtimal vermiyorum. 3 Ekim öncesinde böyle bir beklenti hissetmiyorum. Zaten AB, 3 Ekim müzakerelerine başlarken yeni bir ön şart sürmeyerek bir samimiyet imtihanından geçecektir. Müzakere sürecinde ben, Türkiye’nin herhangi bir siyasi taleple karşılaşacağına inanmıyorum. Çünkü müzakereler teknik düzeyde olacak. Fakat bizim hassas olduğumuz konularda, sözde Ermeni soykırımında, Kıbrıs konusunda, demokratikleşme ve uygulama alanlarında, bütün AB ülkelerinde kendi tezlerimizi anlatacak yoğun çalışmalar yapmamız gerekir. Rum kesimine baskı yapılmalı * Kıbrıs konusunda AB’li muhataplarınıza niçin gerekli adımları atmadıklarını soruyor musunuz? Geçen sene, 1 Mayıs referandumu öncesinde, Türkiye’ye baskı vardı. Her gittiğimiz toplantıda, çözüm ile ilgili AB’nin baskısını hissediyorduk. Yine bu süreçte KKTC’ye ilişkin izolasyonlar yaşandı. Kıbrıs Türkü ekonomik sıkıntılarla karşılaştı. 1 Mayısta yapılan referandumdan sonra, bizim milletlerarası camiadan beklediğimiz, bu baskıların aynısını, çözümü engelleyen Rum kesimine de yapmalarıdır. Hepimiz çözümden yanayız fakat Rum kesimi olumlu adım atmaz. Türkiye adımını belirlemeden önce, milletlerarası camia, Rum kesimine baskı yapmalı. Türkiye’de izolasyonlar kaldırılmalı. Aksi halde, Kıbrıs’ta çözüm hayal olur.
 
 
 
 
 
 
 
Reklamı Geç
KAPAT