BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Onun da derdi bürokrasiydi...

Onun da derdi bürokrasiydi...

Türkiye’yi dünya ile tanıştıran, tabuları yıkan, büyük değişimi gerçekleştiren, geleceğin hedeflerini gösteren 8. Cumhurbaşkanı Turgut Özal’ın aramızdan ayrılışının bugün 12. yılı... “Türkiye’de pek çok şey değişti ama bürokrasi hâlâ yerinde” diyen Özal, şunları söylemişti: “50-100 imzayı bire ikiye indirirsek bütün işler yoluna girer.”



> Bekir Yeniay İSTANBUL- Turgut Özal, bir kuyruklu yıldız, bir rüzgar gibi geldi; ışık saçarak, fırtınalar estirerek ve bize uygarlığın sihirli anahtarını bırakarak gitti. Türkiye’nin 8. Cumhurbaşkanı ve ANAP’ın Kurucu Genel Başkanı Turgut Özal’ı bugün vefatının 12. yılında rahmet ve özlemle anıyoruz... Ekonomide “globalizm” rüzgarının esmeye başladığı, “bilgi toplumu”nun temellerinin atılmaya çalışıldığı dönemin mimarı... Bize 21. yüzyıldaki yerimizi gösteren Turgut Özal, yeni bir Türkiye’nin de mimarıydı. Onun sayesinde “çağdaş dünyalı” olduk... Türk siyasi hayatına çok iddialı hedeflerle giren Turgut Özal, icraatlarıyla da diğer siyasetçilerden ayrılır. Çok yönlü siyasetçi Turgut Özal’ın kişiliği Özal politikalarının şekillenmesinde ve uygulanmasında önemli bir rol oynar. Özal her şeyden önce çok yönlü bir kişidir. Bürokrasideki geçmişi sebebiyle devlet mekanizmasını yakından tanıyan Özal, özel sektörle de yakın bağlar kurar. Ekonominin bu iki farklı boyutuna ek olarak uluslararası finans kurumlarıyla olan ilişkileri de IMF ve Dünya Bankası ile olan yakın mesaisinin doğal bir sonucu olarak son derece gelişmiştir. Türkiye’nin gelişmesi için ‘Amerikan modeli’ni benimseyen Özal, dış politikada da ABD ile birlikteliği samimi olarak savunur. Özal’a göre ABD’nin başarısının ardında ekonomik ve siyasi özgürlükler ve Osmanlı İmparatorluğu benzeri çok kültürlülük yatmaktadır. Özal, dış politikada ABD politikalarına uyumlu bir Türkiye’nin kazançlı çıkacağını savunur. Özal’ın iç politika aktörleri ile de arası iyidir ve iş dünyası ve sivil bürokrasiyle bir problemi olmaz. Bütünleyici ideoloji Özal’dan kaynaklanan belirleyici faktörler arasında bir diğeri de onun birçok siyasi akımı birleştirici yaklaşımıdır. Kendisinden önce yoğun bir siyasi çekişmeden geçen Türkiye karşıtlarının uzlaşamaması sebebiyle ağır ekonomik ve siyasi bedeller ödemiştir. Özal, siyasi hayatının başlarında bütün akımları birleştirici bir formül üzerinde durarak Türkiye’nin çıkarlarını savunur ve bu akımların ortak paydaları Türkiye’nin ‘acil problemlerini’ çözmek için bir araya getirir. Bu manada farklı siyasi grupları, özünde hiçbir değişim talebinde bulunmaksızın bir arada tutabilen ve bir arada çalıştırabilen ilk ve belki de tek kişi Turgut Özal’dır. Onun iktidarında milliyetçilik, liberalizm, muhafazakarlık ve sol aynı amaçlar doğrultusunda birleşmiştir. Özal’a göre Sovyetler Birliği, ABD ya da Irak’la ilişki kurmanın ideolojik hiçbir engeli yoktur. Dış politika=ekonomi Turgut Özal’ı “aykırı” yapan bir özelliği de dış politikaya ‘ekonomi gözlüğü’ ile bakmasıdır. Bu bağlamda dış politika, Özal’ın ekonomik hedeflerine hizmet eden bir unsurdur. İhracatını artırmak için gelişmiş pazarlarda pay arayan Türkiye, İran ve Irak pazarlarını ihmal etmez. Türkiye’nin AB’ye tam üyelik ısrarının en önemli sebeplerinden biri de pazar endişeleridir. Türkiye’nin gerek Orta Doğu gerekse İslam dünyası ile ilişkileri incelendiğinde de ağırlıklı olarak ekonomik ilişkilerin ve ticari antlaşmaların ön plana çıktığı görülür. Özal’ın dış politika anlayışına göre Türkiye öncelikli olarak bölgesinde ekonomik işbirliğini geliştirmeli, ‘karşılıklı bağımlılık’ artırmalı, böylece çatışma riskleri en aza indirmelidir. Bölgesel güç arzusu Türkiye’yi siyasi manada bölgesel bir güç yapma arzusunu sıkça dile getiren Turgut Özal’a göre siyasi hedeflere ulaşmak için güçlü bir ekonomik ve yoğun ticari ilişki kurmak gerekir. Dış politikada çekingen ve pasif yaklaşımın artık sona erdiğini belirten Özal, “şartlara göre aktif bir dış politika” izlemiştir. Daha çok informal ve alışılmadık yolları kullanan Özal’ın, Halk arasında “iş bitirici” olarak kullanılan “sonuç almaya dönük” bir yapısı vardır. Ekonomik güçlenmenin dış politikadaki ilk etkisi Türkiye’nin diğer ülkelere karşı ‘elinin güçlenmesi’ şeklinde olmuştur. Savunmaya önem verdi Savunma konusunda fazlaca ABD’ye bağlı kalmakla suçlanan Turgut Özal, bu suçlamalara rağmen cumhuriyet tarihi boyunca savunma sanayine en fazla önemi veren liderlerden biri olmuştur. 1970’lerde yaşanan Amerikan silah ambargosu tecrübesinin de etkisiyle ulusal savunma projelerine ağırlık verilmiş ve 1990’lara gelindiğinde Türkiye, bölgesinde önemli silah üreticilerinden biri olmuştur. Fırsatları hiç kaçırmadı Özal’a göre Sovyetler Birliği’nin dağılmasıyla Rusya, Türk iş adamları için iyi bir pazar olabilirdi. Özal, SSCB cumhuriyetlerine gezilerine yanında geniş bir iş adamı kafilesiyle gitmiş ve siyasi konulardan çok, ticari ve kültürel konuları ön plana çıkartmıştır. Nitekim 1990’lı yıllarda Rusya’nın Türkiye’nin en önemli ekonomik partnerlerinden biri olması bu çabaların bir sonucudur. Balkanlar’a ve eski SSCB ülkelerine yayılan Türk girişimcileri bu ülkeler ile olan ilişkilerde adeta devlete ‘yol göstermişlerdir’. Türkiye’nin artan gücüne ek olarak, Özal Türkiye’nin Doğu ve Batı kültürleri arasındaki özel konumu sebebiyle aktif rol almaya aday olmuştur. Mesela, 1980’lerin ekonomik kalkınması olmasaydı Türkiye’nin 1990’ların başında Orta Asya’ya dönük aktif dış politikasını yürütebilmesi hayal olurdu. Daha çok Özal politikaları sonucu ‘palazlanan’ Anadolu sermayesi Orta Asya’da o kadar büyük girişimleri başarmıştır ki, içlerinden bazıları bu ülkelerde bakan danışmanı ya da müsteşar seviyesine kadar yükselmiş, devlet başkanlarıyla yakın dostluklar geliştirmişlerdir. Ekonomiyi düzlüğe çıkaran usta politikacı Turgut Özal politikasının belki de en önemli belirleyicilerinden biri de Türk ekonomisinin Özal hükümetleri döneminde gün geçtikçe güç kazanmasıdır. 1980’li yıllar, büyük sıkıntıların ardından hızlı ekonomik büyüme yılları oldu. Bu dönemde Türkiye’nin yıllık büyüme hızı ortalama olarak yüzde 5’in üzerindedir. İhracat alanındaki patlama ise 10 yılda 10 katına yakın bir boyuttadır. İhracatta yıllık artış ortalama olarak yüzde 15.6’dır. Sanayi ürünlerinin ekonomi ihracat içindeki payı da yüzde 41.1’den 1990 yılında yüzde 84’e ulaşmıştır ki, bu da toplumdaki dönüşümün önemli bir ip ucudur. Rakamlardaki artıştan daha önemlisi, mal çeşitliliği ve pazarın artmasıdır. Dış ticarette bir diğer dikkat çekici nokta da Türkiye’nin cumhuriyet tarihinde belki de ilk defa olarak yakın bölgesini öncelikli pazar olarak görüyor olmasıdır. Bu da Türk dış politikasında Balkanlar, Orta Doğu, Kafkaslar ve eski SSCB ülkelerinin önemli bir yer almasını sağlamıştır.Ülkenin dışa açılımında önemli bir rol oynayan turizm sektöründe de büyük bir atılım yaşanmıştır: Turizm, 1980 yılında 212 milyon dolarlık küçük bir kazanım sağlarken 10 yıl içinde 3 milyar doları aşan bir sektöre dönüşmüştür. Bütün bu gelişme, şehirleşme ve demokratikleşmeye de yansımış ve Türkiye’de toplumsal yapıda da ciddi değişiklikler yaşanmıştır. Ekonomik kalkınmanın en önemli etkilerinden biri de dış dünyaya açılım olmuştur. Başarı dolu bir hayat 1927’de Malatya’da doğdu. İstanbul Teknik Üniversitesi Elektrik Mühendisliği Bölümü’nden 1950’de mezun oldu. Aynı sene Elektrik İşleri Etüd İdaresi’nde çalışmaya başladı. İki sene sonra ihtisas için ABD’ye gitti. Döndükten sonra Elektrik İşleri Etüd İdaresi’nde Genel Müdür Teknik Müşavirliği görevini üstlendi. 1958’de yeni kurulan Planlama Komisyonu Sekreterliği’nin başına getirildi. 1960’ta bu görevi ile beraber Orta Doğu Teknik Üniversitesi’nde ders vermeye başladı. Daha sonra Elektrik İşleri Etüd İdaresi’nde Genel Müdür Yardımcısı oldu. 1966’da Başbakanlık Teknik Müşavirliği’ne, bir sene sonra da Devlet Planlama Teşkilatı (DPT) Müsteşarlığı’na atandı. 1971’de DPT’den ayrılarak Dünya Bankası’nda, Sanayi ve Madencilik Projeleri Müsteşarı olarak çalıştı. 1973’te Türkiye’ye dönerek, özel sektörde idarecilik yaptı. 1977’de Madeni Eşya Sanayii Sendikası (MESS) İdare Konseyi ve Sendika Başkanlığı’na seçildi. 1979’da Başbakanlık Müsteşarlığı’na getirildi. Aynı dönemde DPT Müsteşar Vekilliği görevini de yürüttü.12 Eylül 1980’den sonra Bülent Ulusu Hükümetinde, iktisadi işlerden sorumlu Başbakan Yardımcılığı görevini üstlendi. 20 Mayıs 1983’te kurduğu Anavatan Partisi’nin Genel Başkanı oldu. 6 Kasım 1983’te yapılan genel seçimlerden sonra hükümeti kurmakla görevlendirildi. 1989 yılına kadar Başbakanlık görevini sürdürdü. 31 Ekim 1989 tarihinde TBMM tarafından 8. Cumhurbaşkanı seçildi. 17 Nisan 1993 tarihinde geçirdiği kalp krizi sonucu vefat etti. Turgut Özal’a göre âcil yapılması gerekenler... > Bürokrasi azaltılmalı: Vatandaşın devlet dairelerinde gereksiz yere sıkıntı ve eziyet çekmesi önlenmeli. Türkiye gereksiz formaliteler içinde boğulmuştur. Rüşveti önlemeli. Eğer bir işi yapmak için 50-100 imza yerine 1 veya 2 imza konabiliyorsa, o işte rüşvet azalır. > Vergi için devlet gitmeli: Vergi kanunlarının sadeleşmesine ve vergi oranlarının düşürülmesine taraftarız. Buna ilave olarak vergi vermesi gereken vatandaşın ayağına devletin gitmesi gerektiğine inanıyoruz. > Memurun durumu düzeltilmeli: Memur, devletin devamlılığını, itibarını temsil eder. Bu bakımdan terfi, tayin ve ücret sisteminin çalışmayı teşvik edecek şekilde yönlendirilmesi şarttır. > Esnaf ortadirektir: Esnaf ve sanatkar toplumumuzun orta sınıfını teşkil etmektedir. Bunlar yıkıldığı takdirde Türkiye’nin ayakta kalmasını mümkün görmüyoruz. > Kalkınma için ne yapmalı: Kalkınma için gerekli unsurların başında ihracat ve görünmeyen kalem gelirleri gelir. > Beyin göçü durdurulmalı: Beyin göçünü durdurmanın en iyi yolu, Türkiye’de tatmin olmayan insanlara, tatmin olacakları bir imkan sağlamaktır. > Sağlıkta reform şart: Sağlık personelinin yıllardır çözümlenemeyen personel politikasını sağlam bir raya oturtmak gerekir. > Enflasyon zam demektir: Enflasyon hayat pahalılığı, zam demektir. Enflasyon yüzde 10’un altına düşerse, fakir fukaranın durumu hızla düzelecektir. > ABD çok önemli güç: Kapitalizm-komünizm çekismesinin sona ermesi, dünyada tek bir süper güç bıraktı: ABD. ABD ile dostluk ve ittifak ilişkilerimizi karşılıklı menfaatlere hizmet edecek şekilde geliştirmeliyiz. > Bilgi çağı yakalanmalı: Bugünkü teknolojinin yarın ne hale geleceğini bilmiyoruz. Fakat birçok belirtileri var. Bunları kullanabilmek için insanın daha fazla bilgisi olması lazım. > Kıbrıs’ta federal devlet: Kıbrıs Türk toplumunun siyasi eşitliğini sağlayan, iki toplumun rızasına dayalı, iki kesimli federal, bir devlet olabileceği gerçeğini başta Kıbrıs Rum toplumu olmak üzere herkesin artık anlamasını bekliyoruz.
 
 
  • Piyasalar

    Fark %
  • 99547
    % 1.59
  • 6.0594
    % -3.21
  • 7.1276
    % -3.1
  • 7.9636
    % -2.83
  • 234.329
    % -3.49
 
 
 
 
 
Reklamı Geç
KAPAT