BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Haziran 2018 Cumhurbaşkanlığı ve Meclis

Seçim sonuçlarını görmek için tıklayın.
Anasayfa > Haber > İlk açılış... ilk coşku...

İlk açılış... ilk coşku...

23 Nisan 1920 Cuma sabahı... Ankara’da bulunan herkes Meclis Binası çevresinde toplandı. Halk, kendi geleceğine sahip çıkmanın coşkusu içindeydi... Saat 13.45’te, Ankara’ya ulaşan 115 milletvekili Meclis salonunda toplandı. Meclisin dışı ise geleceğini belirleyen halkın coşkusuna sahne oluyordu



> Suavi Kemal Yazgıç --TBMM HANGİ ŞARTLARDA KURULDU? -- Ahmet Demirel, “Birinci Mecliste Muhalefet” adlı kitabını, “Ülkenin işgal altında iken ve savaş en ağır şartları dayatırken, demokratik bir meclise sahip olması ve İstiklal Savaşı’nı böyle bir meclisin yönetimi altında başarıya ulaştırması, Türkiye için, bugün de gelecekte de kıvanç verici bir miras olarak anılmalıdır” tespitiyle noktalar. Gerçekten de TBMM, gerek Milli Mücadeleyi “demokratik” bir meclis olarak yönetmiş olmanın gerekse de 1921 tarihli ilk anayasaya imza atmış olmanın gururunu taşıyarak tarihteki yerini almıştır. Ve Meclisin ilk günü... 23 Nisan 1920 Cuma sabahı erken saatlerde, Ankara’da bulunan herkes Meclis Binası çevresinde toplandı. Parlamento geleneklerine göre, en yaşlı üye olan Sinop Milletvekili Şerif Bey (1845), Başkanlık kürsüsüne çıktı ve aşağıdaki konuşmayı yaparak Meclis’in ilk toplantısını açtı: Burada bulunan saygı değer insanlar, İstanbul’un geçici kaydı ile yabancı kuvvetler tarafından işgal olunduğu ve bütün temelleri ile halifelik makamının ve hükümet merkezinin bağımsızlığının yok edildiği hepimizce bilinmektedir. Bu duruma baş eğmek, milletimizin, teklif olunan yabancı köleliğini kabul etmesi demektir. Ancak tam bağımsızlık ile yaşamak için kesin olarak kararlı bulunan ve ezelden beri hür ve başına buyruk yaşamış olan milletimiz, kölelik durumunu son derece ve kesinlikle reddetmiş ve hemen vekillerini toplamaya başlayarak yüksek Meclisimizi meydana getirmiştir. Bu yüksek Meclisin en yaşlı üyesi sıfatıyla ve Allah’ın yardımıyla milletimizin iç ve dış tam bağımsızlık içinde alın yazısının sorumluluğunu doğrudan doğruya yüklenip, kendi kendisini yönetmeye başladığını bütün dünyaya ilan ederek, Büyük Millet Meclisi’ni açıyorum. Meclis nasıl TBMM oldu Bu açış konuşmasında, millî egemenliğe dayalı yeni Türk parlamentosunun adı da “Büyük Millet Meclisi” olarak konulmuştu. Bu ad herkesçe benimsendi. Daha sonra Atatürk’ün bütün konuşmalarında yer aldığı şekliyle ve ilk defa 8 Şubat 1921 tarihli Bakanlar Kurulu Kararnamesinde de yazılı olarak, “Türkiye Büyük Millet Meclisi” (TBMM) adı kalıcılık kazandı. TBMM, 24 Nisan 1920 günü yaptığı ikinci toplantısında Mustafa Kemal Paşa’yı (Atatürk), başkanlığa seçti. Mustafa Kemal Paşa, kendi öncülüğünde kurulan TBMM’nin başkanlığını Cumhurbaşkanı seçildiği gün olan 29 Ekim 1923 tarihine kadar sürdürdü. Bu Türk milletinin egemenliği Meşrutiyet dönemlerinde de meclis olduğunu ifade eden Prof. Dr. Naci Bostancı, ancak bu meclislerin millet egemenliğinin kurumları olarak görülemeyeceğini anlatıyor. Prof. Bostancı, Türkiye Cumhuriyeti’nin bir milli devlet olarak teşekkül olduğunu bunun da milleti ve demokrasiyi içerdiğini belirtiyor. Milli egemenlik kavramının Türk siyasi tarihindeki gelişimini nasıl yorumluyorsunuz? Milli egemenlik kavramı milleti ve demokrasiyi içerir. Kasıt, yönetime meşruiyetini veren unsurun milletin rızası ve iradesi olduğudur. Böyle bakıldığında, Türkiye Cumhuriyeti bir milli devlet olarak teşekkül olurken, aynı zamanda milli egemenlik fikrinin temellerinin de atılmış olduğunu söyleyebiliriz. Nitekim daha Cumhuriyete giden yolda Millet Meclisi kurulmuş, milletin temsilcileri Ankara’da İstiklal Harbi’nin sevk ve idaresini gerçekleştirmişler, yönetimi üstlenmişlerdir. Daha önce de, Osmanlı döneminde I. ve II. Meşrutiyet dönemlerinde meclis vardır; ancak bu meclisleri millet egemenliğinin kurumları olarak görmek mümkün değildir. 1946 yılına kadar geçen süre içinde yönetimin tek partili olması, Cumhuriyetçi Terakkiperver Fırka ve Serbest Fırka gibi başka partilerin sadece girişim düzeyinde kalması “millet egemenliği”nin ne ölçüde temsil edildiği konusunu tartışmalı hale getirmektedir. Ancak çok partili yapı kurulduktan ve bu partilerin yanı sıra sivil alanda da iktidarın paylaşımına matuf örgütler oluşmaya başladıktan sonra “millet egemenliği” düşüncesine daha yakın olduğumuz söylenebilir. Partileri aşkın bir ruh 85. yılını kutlayan TBMM’nin kendi geleneklerini yerleştirdiğini söylememiz mümkün mü? 85 yıl bir kurumun gelenekler ve teamüller oluşturması bakımından az bir süre değildir. Ancak 85 yılın Meclis açısından egemen fikirler ve pratikler bakımından “hep aynı şekilde” geçtiği söylenemez. 3 yıllık ilk dönem, 27 yıllık ikinci dönem ve nihayet sonra da iki defa askeri darbelerle kesilen, bir defa tatil edilen, kendi içinde alt sınıflara ayırmanın mümkün olduğu bir üçüncü dönem vardır. 85 yıl içinde yaşanan bu türden değişimlerin “gelenek” oluşmasını engelleyici bir etki meydana getirdiğinden şüphe yoktur. Sistemimiz gereği Mecliste çoğunluğa sahip olan hem yasamayı hem de yürütmeyi üstlenmekle birlikte, kritik konularda Meclisin kendine has bir kimlikle davrandığını söylemek, partileri aşkın bir “ruh”un zaman zaman öne çıktığını belirtmek mümkündür. Meclisin organlarının oluşmasında yerleşik şartlar ve teamüller vardır, bunlara önemli ölçüde uyulmaktadır. Pratik teoriden önce Milli egemenlik kavramının yerleşmesinde milli mücadelenin ve müdafai hukuk cemiyetlerinin rolünü nasıl yorumluyorsunuz? Milli mücadele millet ekseninde yürütülen bir mücadeledir. Dolayısıyla Türkiye Cumhuriyeti’nin bir milli devlet olarak kuruluşunda milli mücadelenin pratiği öğretici olmuş, millet bilincinin zemini rolünü yerine getirmiştir. Öte yandan müdafa-i hukuk cemiyetleri hem birbirleriyle bağlantılı hem de mahalli inisiyatifler olması bakımından halkın “kendi kaderi adına” örgütlediği, faaliyetlerine katıldığı yapılardır. Cumhuriyetle birlikte bu cemiyetlerin partileştiğini ve halk fırkası olarak yeniden örgütlendiklerini biliyoruz. YARIN: İLK MEBUSLARIN ENTELEKTÜEL PORTRESİ
 
 
 
 
 
 
 
Reklamı Geç
KAPAT