BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Kızlarının evine uğramıyorlardı!

Kızlarının evine uğramıyorlardı!

Tevfik ve Şefika Hanım hiç uğramıyorlardı kızlarının evine. Hayrettin Bey haber getiriyordu Elmas’a anne ve babasından. Tevfik hayatından memnundu. Şimdiye kadar hiç görmediği bir maddi rahatlığın içindeydi!



Elmas bebeğini doyurduktan sonra ortalığı toplamaya başladı... Küçük Ahmet Erol uyuyordu. Gün geçtikçe serpiliyor, annesine benzemeye başlıyordu. Sadece gözlerinin biçimini babasından almıştı. Haydar ise oğlu dünyaya geldikten sonra daha beter olmuştu. Daha bir kere olsun bebeğini kucağına almamış, varlığından bile habersizmiş gibi davranmaya başlamıştı. Artık sabaha karşı eve geliyor, gelir gelmez de saate bakmadan terör estiriyordu evde. Son zamanlarda kumara iyice dadanmıştı. Kazandığı zamanlarda sakin oluyor ama kaybettiği günler de acısını Elmas’tan çıkarıyordu. Tevfik ve Şefika Hanım hiç uğramıyorlardı kızlarının evine. Arada bir Hayrettin Bey haber getiriyordu Elmas’a anne ve babasından. Tevfik hayatından memnundu. Şimdiye kadar hiç görmediği bir maddi rahatlığın içinde yaşamaya başlamıştı. Dünürü Hayrettin Beyin şirketinde çok da önemli olmayan bir mevkide çalışıyor, kendi hayatını yaşıyordu. Şefika Hanımın kızına gitmesine karşıydı. Korkuyordu ters bir şeyler olmasından. Elmas’ın annesini görerek cesaret alabileceğini düşünüyor, bulunduğu konumu tehlikeye atmamak için kızından uzak durmaya gayret ediyordu. Elmas’ın bu evliliği istemediğinin farkında olduğu için kurulan düzenin bu nedenle bozulmasından korkuyordu. Şefika Hanım ise kızının hasretiyle İstanbul denilen bu büyük şehirde evin içine tıkılıp kalmıştı sanki. Bir kere doğumunda gidip görmüştü kızını. O zaman elinden geldiğince içinde bulunduğu durumu anlatmaya çalışmıştı Elmas’a. Elmas ise acı bir tebessümle dinlemişti annesini. Artık ailesinden yana hiçbir beklentisi kalmamıştı. Kendisine sunulan bu hayatı yaşamak ve katlanmaktan başka çaresi olmadığını anlamış gibiydi. Bütün gayesi kocasının şiddetine uğramamak için çabalamak olmuştu. Şimdi ise dünyaya gelen bebeği bütün varlığıydı. Onun sayesinde içinde bulunduğu zorluklara katlanmaya çalışıyor, oğlu için yaşıyordu. Haydar ise kumara olan düşkünlüğü yüzünden bir batağın içine girmişti. Çevresine inanılmaz derecede borçlanmış, bu batağın içinden yine aynı yolla, kumarla çıkabilmek için daha da gömülmüştü. Hayrettin Bey aksi giden bir şeyler olduğunun farkındaydı ama oğluna olan zaafı yüzünden müdahale etmiyor, adeta günü yaşıyordu. Haydar o gece de bir arkadaşından aldığı yüklü miktarda parayı kumarda kaybetmişti. Eve geldiği zaman gün ışımak üzereydi. Elmas odasının kapısının açıldığını duyduğu anda irkilerek fırladı yataktan. Haydar hem sarhoş hem de kızgındı. - Bana kahve yap çabuk!.. Elmas terliklerini aceleyle giyerek mutfağa koştu. Hemen cezveyi ocağa sürdü. Birkaç dakika sonra sade, köpüklü bir fincan kahve ile odaya döndü. Haydar yatağa uzanmış, gözlerini tavana dikmiş, kaşları çatık bir şekilde bekliyordu. Korkarak fısıldadı genç kadın: - Getirdim Haydar... Bu sırada bebek uyanmıştı. Minik bebek mızmızlanmaya başlamıştı. Haydar sert bir sesle uyardı karısını: - Sustur şunu çabuk! Elmas korkuyla atıldı bebeğinin üzerine, kucağına alıp sallamaya başladı: - Sus oğlum, sus bebeğim... > DEVAMI YARIN
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT