BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Penaltı sanatı ve tesadüf gafı!

Penaltı sanatı ve tesadüf gafı!

Futbolun gündemine bu hafta içinde düşen ve sıcaklığını da uzun bir süre kaybedeceğini sanmadığım iki önemli konu üzerinde yazacağım.



Futbolun gündemine bu hafta içinde düşen ve sıcaklığını da uzun bir süre kaybedeceğini sanmadığım iki önemli konu üzerinde yazacağım. Önce sondan başlayalım. Kupanın yarı finalındaki iki İstanbul maçında da finalistler seri penaltı atışları sonucunda belirlendi. Hemen şunu da vurgulayalım, bu maçların sonuçları yani istatistikçiler kanalıyla tarihe 1-1 beraberlik diye yazılır ancak yanına parantez içinde (G.Saray veya F.Bahçe tur atladı) diye not düşülür. Şimdi asıl meseleye gelelim... G.Saray, Sabri ile penaltı atışına hazırlanırken, yanımdaki Saint-Josepli iki dostumla, bir gazeteci arkadaşıma “Atamaz” dedim... Gerekçem de, Sabri’nin vuruş tekniğinin son derece zayıf olduğu idi... Nitekim atamadı da... Ertesi akşam da, yine yanımda okul arkadaşım ve o gazeteci dostum vardı. Kupa maçlarının içinde gol atan oyuncuların, hemen hemen yerli-yabancı genellemede, bu tip penaltıları atamadıkları gerçeği vardı. Fatih topa geldiğinde de, “Ben olsam attırmazdım” dedim. Belleğimden hemen 1986 Dünya Kupası’ndaki Brezilyalı Zico çıktı... Fatih de atamadı. Güven gelirken de, “Bu çocuk çok dengesiz, vuruş tekniği zayıf ve çok koşuyor ama fizikman güçsüz. Topu kaleye bile yetiştiremeyecek” görüşünü savundum. Ve top Rüştü’ye ancak ulaşabildi. Haa Anelka’da kaçırdı. Ona da tahminde bulundun mu derseniz, hayır... Anelka iyi vuruş yaptı ama, şansı yoktu... Yani, teknik adamlar bu tip seri penaltı atışlarında beyaz noktaya gelecekleri çok dikkatli seçmelidir, futbolun cilvelerini, elemanın nitelik ve niceliklerini ve de temdit penaltısı tarihini iyi bilmelidirler. Gelelim Fenerbahçe’nin sayın başkanının İTܒdeki konuşmasına... Öcal Uluç ağabeyin yazdıklarının henüz mürekkebi kurumadı ama, ben ustamdan biraz daha öteye gitmek istedim. Galatasaray’ın UEFA Kupası’nı, hem de hiç yenilmeden kazanması, peşinden Hakan Şükür’süz kalmasına rağmen Süper Kupa’yı, hem de Real Madrid’i yenerek müzesine götürmesi tabii ki tesadüf olamazdı. Ama Öcal Uluç ağabey şöyle devam etmeliydi: Bir sezon sonra, Galatasaray, Şampiyonlar Ligi’nde çift grup elemeli sistemde, 18 puan topladı ve çeyrek finale kaldı. Burada da Real Madrid’i İstanbul’da 0-2’den 3-2 yendi, rövanşta 3-0 kaybetti. Bu sezondan hemen bir sonrakinde de, yine çift elemeli grup sisteminde, ilk turu 10 puan kazanarak geçti, ikinci turda Barcelona, Roma, Liverpool gibi takımlarla mücadele etti ve sadece bir kere yenilmesine rağmen, son doksan dakikada bir kere daha çeyrek finalist olma hakkını kaybetti. Hem de ne takımla... Hakan Şükür yok, Emre yok, Okan yok, Fatih yok, Ahmet Yıldırım yok, Taffarel yok... Hagi yok... Daha birinci grup maçlarının yarısına gelindiğinde Hakan Ünsal Blackburn Rovers’e, Ümit Davala Milan’a, Popescu Lecce’ye gidiyor. Peki kimler var? Hatırlayabildiğim kadarıyla Victoria var, Florquin var, Perez var, Bülent Akın var, Ümit Karan var, Emre var... Yani Galatasaray tarihinin en zayıf takımlarından biri varken... Yani yabancılarının kendi mahallerinde bile tanınmadığı bir takımla... Bu mudur tesadüf? Türk futbol tarihinde her hangi bir ekibin uluslararası alanda böylesine bir devamlılıkla başarılı olduğu görülmüş müdür? Ha bir de başka hatırlatma daha yapayım... Galatasaray, bu Avrupa başarılarından, sadece sahada elde ettiği galibiyet, beraberlik, tur atlama ve kupa kazancı ile kasasına 40 milyon İsviçre frangı koydu. Yani ne forma satımı ne yüksek bilet fiyatı, ne kombine kartı, ne de borsa yoluyla... Bu yüksek meblağı olsa olsa “Tesadüf”le kazanmak mümkün müdür? Milli Takım’ı Dünya üçüncüsü yapanlar da kimlerdir? Pardon Öcal ağabey! Keşke herkes pardon diyebilse değil mi?
 
 
  • Piyasalar

    Fark %
  • 92124
    % 1.15
  • 5.2909
    % -1.01
  • 6.044
    % -0.52
  • 6.6919
    % -0.87
  • 213.346
    % -0.57
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT