BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Nefs ve Yaratıcı

Nefs ve Yaratıcı

Sual: Ehl-i sünnet kitaplarında, hem hayır şer Allah’tan deniyor, hem de kul işlediği günahlardan sorumlu deniyor. Bu çelişki değil mi? Günahları nefsimiz yaratmıyor mu?



Sual: Ehl-i sünnet kitaplarında, hem hayır şer Allah’tan deniyor, hem de kul işlediği günahlardan sorumlu deniyor. Bu çelişki değil mi? Günahları nefsimiz yaratmıyor mu? CEVAP: Ehl-i sünnette çelişki olmaz. Her şeyin yaratıcısı yalnız Allahü teâlâdır, başka yaratıcı yoktur. Nefsimiz bir şey yaratamaz. Nefsimizi yaratıcı bilmek mutezilenin görüşüdür. Nefsimiz insan ve cin gibi mükellef bir mahluk bile değildir. İnsan ölünce nefsi yok olacaktır. Mükellef bile olmayan ve yok olup gidecek bir şeye yaratıcı demek ne kadar yanlıştır. İmanın altı esasından birisi de, hayrın ve şerrin Allah’tan olduğuna inanmaktır. Buna inanmayan Müslüman olamaz. Resulullahın vârisleri olan Ehl-i sünnet âlimleri buyuruyor ki: Her şeyi yaratan, terbiye eden, yetiştiren, her iyiliği yaptıran, gönderen hep Allahü teâlâdır. Kuvvet ve kudret sahibi yalnız Odur. O hatırlatmazsa, kimse, iyilik ve kötülük yapmayı irade, arzu edemez. Kulun iradesinden sonra, O da istemedikçe, kuvvet ve fırsat vermedikçe, hiçbir kimse, hiçbir kimseye, zerre kadar, iyilik ve kötülük yapamaz. Kulun istediği her şeyi, O da irade ederse, dilerse yaratır. Yalnız Onun dilediği olur. İyilik ve kötülük yapmayı, çeşitli sebeplerle hatırlatmaktadır. Merhamet ettiği kulları kötülük yapmak irade edince, O irade etmez ve yaratmaz. İyilik yapmak irade ettikleri zaman, O da irade eder ve yaratır. Böyle kullardan hep iyilik meydana gelir. Gazap ettiği düşmanlarının kötü iradelerinin yaratılmasını, O da irade eder ve yaratır. Bu kötü kullar, iyilik yapmak irade etmedikleri için, bunlardan hep kötülük hasıl olur. Demek ki, insanlar, bir alet, bir vasıtadır. Kâtibin elindeki kalem gibidir. Şu kadar var ki, kendilerine ihsan edilmiş olan ‘İrade-i cüziyye’lerini kullanarak, iyilik yaratılmasını isteyen, sevap, kötülük yaratılmasını isteyen, günah kazanır. Allahü teâlâ, insanların istekli işlerini onların iradeleri ile yaratmasını ezelde dilemiştir. İşlerin insan iradesi ile yaratılması, ezeldeki ilahi irade ile yaratılması demektir. Farzı geciktirmek Sual: Okuduğum kitaplarda, (Farz borcu olanın, Şafii, Maliki ve Hanbeli’de sünnet ve nafile kılması haram) diyor. Sünnet ve nafile kılmak niye haram olsun ki? Namaz kılmak hiç haram olur mu? Bir de, (Bir namazı, vakti çıktıktan sonra kılan, 80 hukbe Cehennemde kalacaktır) ve (İki farz namazı bir araya getirmek, büyük günahtır) mealindeki bu iki hadis, kaza namazı kılmayı haram etmiyor mu? CEVAP: Farz borcu olanın, sünnet veya nafile kılması haram değildir. Haram olan, farz borcunu özürsüz geciktirmektir. Sünnet ve nafile kılarken, farz geciktirilmiş oluyor. Bunun için sünnet ve nafile kılmak haramdır deniyor. Namaz kılmak haram değil, farzın tehiri haram oluyor. Bir namazı kaza ettiği için değil, özürsüz namazı kazaya bıraktığı için günah işlemiş oluyor. Kaza kıldığı için günah işlemiş olmuyor. Sebepsiz geciktirdiği için günah oluyor. İki farzı bir araya getirmek de böyledir. Yani özürsüz farzı kazaya bırakıp onu bir vakit içinde kaza etmektir. Günah olan kaza etmek değil, kazaya bırakmaktır. Kazasını yapmak farzdır. İkindi namazını da akşama çok az kala bir zamanda kılmak tahrimen mekruh, hatta haramdır. Burada da namaz kılmak haram değil, o vakte geciktirmek haramdır. Yoksa akşama bir dakika kalsa da, ikindiyi kılmak farzdır. Ama zaruretsiz bu vakte bırakmışsa günah işlemiş olur. Tel: 0 212 - 454 38 20 Faks: 0 212 - 454 38 29
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT