BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > ‘Sev’meyi gör hele! (Diyalog Köşesi)

‘Sev’meyi gör hele! (Diyalog Köşesi)

Hayatın; rengi, kokusu, korkusu, sevinci, ümidi, acısı, tatlısı, iyisi, güzeli, kötüsü, çirkini... Her ne varsa yüzlerdedir. Her olay, her davranış yüzlere yansır. Bunları, insanın yürüyüşünde, davranış ve hareketlerinde görebilirsiniz. Arzulu veya istek dışı vücut bulan bütün eğilimleri gözlemleyebilmeniz mümkündür. İnsan çabuk etkilenebilen bir varlıktır, bu etkiyi dışa vurup vurmamakta iradeye bağlıdır.



Hayatın; rengi, kokusu, korkusu, sevinci, ümidi, acısı, tatlısı, iyisi, güzeli, kötüsü, çirkini... Her ne varsa yüzlerdedir. Her olay, her davranış yüzlere yansır. Bunları, insanın yürüyüşünde, davranış ve hareketlerinde görebilirsiniz. Arzulu veya istek dışı vücut bulan bütün eğilimleri gözlemleyebilmeniz mümkündür. İnsan çabuk etkilenebilen bir varlıktır, bu etkiyi dışa vurup vurmamakta iradeye bağlıdır. İnsanı kelimeler anlatabilir fakat yetersiz de kalabilir. Anlatımda mimikler önemlidir. Yüzlerdeki görünüş değiştikçe o yüzle, yani insanla ilgili kanaatler de değişir. İnsan renkten renge girer. Bilgisayarın tuşlarına dokunduğunda ‘sev’ kelimesinin eş anlamında bir çok kelime çıktı. Maksadım ‘sevgi’ye bakmaktı. Çehrelerin neler ifade ettiğini anlamak için çoğu kez kelimelerle iç hesaplaşmaya girerim. Sezi de önemli tabiî ki. Bakalım hele bir simada aradığımız sevgi yani ‘sev’mede neler varmış? Aşka düşmek ne demek? ‘Sev’in kökünü bilgisayar ‘sevmek’ olarak almış.Yani bütünden başlamış (tümdengelim). İşte eş anlamındakiler: 1. Anlam: Aşık olmak, aşka düşmek, büyülenmek, gönlünü kaptırmak, gönül bağlamak, gönül vermek, Mecnun’a dönmek, meftun olmak, sevda çekmek, sevdalanmak, sevdaya düşmek, sevdaya kapılmak. 2.Anlam: Başına taç etmek, bayılmak, sempatik bulmak, beğenmek, takdir etmek, eğinmek, zevk almak, zevk duymak, zevklenmek. Birinci anlamdaki ‘aşka düşmek’ cümlesine dokunduğumuzda da birinci anlam olarak kökü ‘aşk’ kelime ise: ‘Aşka’ buradaki eş anlamlılar: Düşkünlük, asabiyet, feveran, fikri sabit, gazap, hınç, hırs, hışım, hiddet, infial, kızgınlık, köpürme, öfkelenme, parlama, sinir, sinirlenme. İkinci anlamı: Alışkanlık, alışkı, hırs, ihtiras, inhimak, iptila, itiyat, kapılma, kendini kaptırma, mani, saplantı, tutku. Görüldüğü gibi birinci ve ikinci anlamda aynı olan kelimeler de mevcut. Birinci anlamdaki ‘düşkünlük’ kelimesi için tuşlara dokunduğumuzda karşımıza ikinci anlamı ‘aşk’ olan kelime çıkıyor. Sevmenin ne çetin bir itiyat olduğu yukarıdaki kelimelerden anlaşılmış oluyor. Bu kelimelere katılıp veya katılmamak kişilere göre değişir. Bazıları sevgide aşkı görür ve o aşkla yaşar. Aşk ve sevginin ortak yanları bu duruma göre zuhur etmiş olur. Hakikatte aşk ve sevgi iç içe olsalar da ayrıştıkları hususlar da yok değildir. Mesela insanları sevme duygusu ile birine aşık olma arzusu farklı tezahürlerin sonucudur. Her ne kadar aşkta sevgi varsa da aşkın sevgiden ayrıştığı hususunda yukarıdaki bazı kelimeler bizlere ipuçları vermektedir; asabiyet, fikri sabit, hınç, infial, kızgınlık, köpürme gibi... Sevgide de benzer hassasiyetler olabilmesine karşılık tezahürleri farklıdır; aşırı sevgi insanın gözünü köreltebilir ve insanı fikri sabit bir hale getirebilir; bu durum sevginin aşka isyanı gibi sevgi ve aşkın odak noktasını oluşturabilir. Bizim ifade etmek istediğimiz elbette sevginin buna benzer halleri değildir; “sev”meden maksat olumlu sevgidir. Ayrıca bu sevgi körü körüne bir sadakat değildir. Sevmenin bir yürek, bir fazilet daha da ileri gidecek olursak bir onur işi olduğu gerçeğidir, vesselam... ‘Sev’ demek, sevmek demek; demek ki o kadar basit değilmiş. Simalardaki tecessüsü anlamak kadar kelimelere yüklenen anlamlar da bir o kadar çetinmiş. Mesele sadece kelimelere yüklenen anlamıyla da kalmıyor. Sevmenin pratik ve pragmatiğinde ruhun huzur bulması kadar kederlere gömülmesi de mukadderdir. Sevmenin gönüldeki izdüşümünde her ne kadar duygu yoğunluğu olması, davranışları etkilese de; duygunun olduğu yerde akıl başını alıp gider gerçeğinden hareketle sevginin mahiyeti iyi bilinmeli ve kavranmalıdır. Sevmenin sorumluluğu Sevmek, kolay olduğu kadar zor; zor olduğu kadar da pek çetin bir histeri olarak da karşımıza çıkabilir. Sevmenin halleri bunda etkileyici olur. Her insan kolay kolay sevemeyeceğine göre sevmenin özgünlüğü pek derin bir mana ifade eder. Bu sebepten sevmenin binbir hali vardır ve bu haller içinde insanı mest eylemesi dahi insanın grift durumlara düşmesine yol açabilir. Sevmenin sorumluluğu düşünüldüğünde vehme kapılmamak mümkün değildir. Sevme hususunda insanın önüne ne kadar fırsat çıksada ki, sevmenin de insana göre bir fırsat olduğunu düşünürüm; insanların bunu yeterice değerlendiremedikleri görülecektir. Hayatın bütün meşakkatine ve hatta pürtelaşına rağmen iyi bir yaşamak “sev”meyi görmekten geçer. Sevmeyi görmeli, duymalı, yaşamalıdır insanlık ve dahi öldü mü diyerek!.. > Osman AYTEKİN Karanlığı nûra boğmuş bu gece Gelin dostlar gelin Hak’ka gidelim Pişmanlık içinde dua edelim En içten şekilde sevgi güdelim Allah’ın Resûlü doğmuş bu gece Karanlığı nura boğmuş bu gece Geçmişten geleni bugün de bilsin Körpe beyinler bu manayı alsın İmân terbiyeli yüzümüz gülsün Allah’ın Resûlü doğmuş bu gece Karanlığı nura boğmuş bu gece Ben diyen ben değil, biz öne çıksın Herkes birbirine aynı göz baksın Bu ilâhi kaynak durmasın aksın Allah’ın Resûlü doğmuş bu gece Karanlığı nura boğmuş bu gece Dargınlık, kırgınlık geride kalsın Gönlümüz güzellik bağıyla dolsun Ömrün her gecesi bu gece olsun Allah’ın Resûlü doğmuş bu gece Karanlığı nura boğmuş bu gece > Mehmet ALAN/ BAFRA Dünya hâli Kimimize güzel dünya Kimimize göre sahte Kimimize tatlı rüyâ Kimimize acı kahve. Kimimize güler kader Kimini perişan eder Kimini de yıkar keder Yalan dünya, yalan dünya. Günler, aylar sanki uçar Sevgi saçar keder saçar Hayat rüzgâr gibi geçer Garip dünya, garip dünya. İşte böyle şu dünyada Onurlu yaşayın, ya da Kulak verin her feryada Döner dünya, döner dünya! > Latif KARAGÖZ/ ÇORLU Step zengini yarim uzaktan seyrettiğimiz gemiler olmadı hiç başımızda dönen teyyareler atadan kalma kap-kacaktan başka neyimiz vardı ki dillendirecek hep kara kışlara mahkum olduk bir gün bile of demedik neden her gün aynı duaya sarılan bir yarim vardı önceden ne ise şimdi de aynı aynı rüzgar kıstırıyor gözleri siyah tenimizde beyazı kollayan akbabalar var etrafta çakallar türedi her taşın altında eskisi gibi boz ayılar değil çadırları yıkan garip görünüşlü hayaletler var her yerde korkunun ecele faydası yok diyor çorbanın altını harlayan uzun saçlı kız kahverengi gözlü bir yarim vardı garip surlar yoktu etrafta göğüs göğüseydi atılan oklar atın üstünde yıpranırdı beden yıllar oldu anlatılırdı ölmeden zamanın ender rüzgarlarından birinde ıssız çöllerin garipliğinde yağmalanan aşk yıkıntılarının arasında step zengini bir yarim vardı çekik gözleri eşliğinde açtım ki kapımızı soğuk çadırlarda doğurdu kızımızı > Ali SARIMEHMETOĞLU Her şey bir gün son bulacak bir ömre neler sığdırmadık ki yaşanması gerekenleri yaşamak zorundaydık alnımıza yazılanları bir bir yaşayacaktık çocuktuk, büyüdük, serpildik acıları seyrettik yoklukları gördük belki defalarca yok olduk gidenlerimizin ardından elbette bizim de doğrularımız vardı biz de doğruyu savunanlardandık yanlışı sevmezdik, yalanı sevmediğimiz gibi kimdik, neden vardık ve aslında var olmalı mıydık? bizim de sorularımız vardı elbette sorup da cevaplarını bir türlü alamadığımız hayatı yaşanılır kılan anlarımız vardı bir türlü silip atamadığımız belki de artık bizdenleşen bizi biz yapan geçmişimiz vardı biz de yarınlara umutla bakanlardandık biliyorduk, öğrenmiştik, öğretilmiştik umudu kalmayanın hiçbir şeyi olmayacağını ne yaşarsak yaşayalım biliyorduk her şeyin bir gün son bulacağını çünkü biz de kendi sonlarını hazırlayanlardandık... > Öznur ÇETİN/ YALOVA
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT