BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Haziran 2018 Cumhurbaşkanlığı ve Meclis

Seçim sonuçlarını görmek için tıklayın.
Anasayfa > Haber > Vatandaş Rıza ve “Zenci Türkler” meselesi

Vatandaş Rıza ve “Zenci Türkler” meselesi

Geçen hafta oynanan Fenerbahçe-Beşiktaş maçında, bazı FB’li taraftarların açtığı bir pankart enteresan bir tartışmaya yol açtı... Evet, pankart gerçekten nezaket ve seviyeden yoksundu! Kapıcılık yaparak ailesinin geçimini temin eden bir babanın oğlu olan Beşiktaş Teknik Direktörü Rıza Çalımbay’ı, güya hafife almak ve aşağılamak için birkaç aklıevvel; “Rıza Efendi! İki ekmek bir süt...” şeklinde bir bez parçasını açıvermişti.



Geçen hafta oynanan Fenerbahçe-Beşiktaş maçında, bazı FB’li taraftarların açtığı bir pankart enteresan bir tartışmaya yol açtı... Evet, pankart gerçekten nezaket ve seviyeden yoksundu! Kapıcılık yaparak ailesinin geçimini temin eden bir babanın oğlu olan Beşiktaş Teknik Direktörü Rıza Çalımbay’ı, güya hafife almak ve aşağılamak için birkaç aklıevvel; “Rıza Efendi! İki ekmek bir süt...” şeklinde bir bez parçasını açıvermişti. Yapılan müdahale ile sözkonusu çirkinliğe son verilmiş ve Rıza Çalımbay da, gayet olgun bir tavırla, centilmenliğe sığmayan bu hareketin, sadece birkaç kişiye ait olduğunu ve bütün Fenerbahçe camaiasına mal edilemeyeceğini söyleyerek takdir toplamıştı... Yalnız iş bu noktada kalmadı. Başbakan Tayyip Erdoğan’ın maç bitiminde Rıza’ya açtığı telefon, tartışmanın seyrini etkiledi. Tabii Fenerbahçe sempatizanı olan Erdoğan, sözkonusu telefonu; soyadına yaraşır şekilde Fenerbahçe’yi sahasında yenerek çalım atan Rıza’yı yalnızca tebrik etmek için değil; aynı zamanda pankart hadisesi dolayısıyla ona moral vermek maksadıyla açmıştı. “Takma kafanı, biz de fakir kesimden geliyoruz... ‘Zenci’ muamelesi gördük... Ama buralardan gelip çok yararlı hizmetler veren hayli insan var...” gibi sözlerle gönlünü almıştı ve Rıza da bundan fazlasıyla memnun kalmıştı. Bazı yazarlar “Zenci Türk-Beyaz Türk” gibi söylemlerin tehlikeli olabileceğine işaret ederek Erdoğan’ı eleştirdi. Ama geçmişe dönüp baktığımızda, Rıza’ya yapılan muamelenin benzerinin başkalarına da reva görüldüğünü anlıyoruz!.. Mesela bugün artık hayatta olmadığı için ismini vermek istemediğimiz bir eski müteahhit, sırf sosyete sınıfına mensup olmadığı için (Taşralı olarak değerlendirildiğinden dolayı), çok yüklü bir maddi yardım yapmış olmasına rağmen, bazı taraftarlarca Fenerbahçe Kulübü’nün başkanlığına layık görülmemişti! Dikkat ediniz, olayı bütün camiaya mal etmiyoruz. Çünkü bu yaklaşımı gösteren sadece bir kısım Fenerbahçeli idi... Siyasi tarihimizde de buna benzer aristokrat ve seçkinci yaklaşımlar çoktur; Mesela: Adnan Menderes iktidara geldiği vakit yine bazıları “Bizi bir çiftçi mi yönetecek?!” diye kendilerince ters tavırlar koymuştu. Aynı şekilde Süleyman Demirel başbakan olduğunda, “Bizi bir çoban mı idare edecek?!” şeklinde tepki gösterenler olmuştu... Turgut Özal’a karşı da benzer aykırılıklar cereyan etmişti. Rahmetli, önce “Memur çocuğu” diye bazılarınca istihfaf edilmeye çalışılmış, Cumhurbaşkanı seçilince de bir teğmen “Alışamadım...” diye kendisine telgraf çekmişti. Özal’ın henüz daha adaylığı konuşulurken; kocası personel sınıfından binbaşı olan bir bayanın “Ay vallahi onun cumhurbaşkanlığını düşünmek bile istemiyorum!” dediğini ben kendi kulaklarımla işitmiştim. Kimbilir belki de o bayanın düşünceleri sonradan değişmiştir. Daha yeni olan benzer bir olay da, Barolar Birliği Başkanı Özdemir Özok’un Erdoğan için söylediği şu sözlerdir; “İmam-Hatipli bir başbakanı içime sindiremiyorum!..” Düşününüz bu sözleri sarf eden kişi bir hukukçu! Ve bundan dolayı bazı imam-hatiplilerin (ayırımcılık ve bölücülük yapıyor...) diye aleyhine açtığı dava da, birkaç gün önce; “Bu sözler eleştiri sınırı içindedir...” gerekçesiyle reddedildi! Oysa daha önce, yine bir tek kişi (Dönemin Jandarma Komutanı) hedef alınarak yazılan bir yazı dolayısıyla, TSK’daki 312 muvazzaf general, (Bize hakaret edildi...) diyerek, yazının yayınlandığı gazete aleyhine kişi başına ikişer milyar liralık dava açmış ve bu talep tek celsede ve aynen kabul edilmişti. O davanın seyri şimdi hangi noktada bilmiyorum ama, ilk karar çıktığı zaman, ister istemez Hukuk Fakültesinde öğrenci olduğum 1970’li yılların sonundaki haleti ruhiyemi hatırlamıştım... Öğrenci iken, adalet kavramı ve tecellisi için çok olumlu düşüncelere sahiptim. Ama avukatlık stajı için adliye koridorlarını arşınlamaya başladığımda, öyle zannettiğim gibi her şeyin tozpembe olmadığını çok çabuk görmüştüm. Erdoğan’ın zaman zaman “Ben sizin zenci kardeşinizim...” demesini tehlikeli gören ve eleştirenler şu argümanı kullanıyor; “Türkiye’de hiç kimseye karşı ayırımcılık yoktur... Herkes birinci sınıf vatandaştır. Herkes’e fırsat eşitliği vardır vs.” Bunlar kâğıt üstünde doğrudur elbet. Azınlıklarla ilgili hükümler dışında, hiçbir kanun, tüzük veya yönetmelikte vatandaşlar arasında, resmi olarak ayırım yapan bir kavram veya mefhum yoktur. Ama işte yukarıdaki örneklerde açıkça görüldüğü gibi, gerek sosyal hayatta, gerek siyasette bazıları; altını çizerek ifade edelim, (kendilerini farklı gören veya kendilerinde üstünlük vehmeden bazıları), bu ayırımı pekala yapabilmektedir!.. O kadar ki, sayıları kelaynak kuşları gibi tükenmek üzere olsa da, bazıları halkın reyleri ile seçilip ülke idaresini devralan vatandaşların iktidarını hazmedemeyip, bunların millet tarafından işbaşına getirilmesini “Karşı devrim (!)” diye niteliyor. Bu durumda Erdoğan “Ben sizin zenci kardeşinizim” demeyip de ne desin! Neyse... Ben bir Malatyaspor taraftarı olarak Rıza’yı başarılarından dolayı kutluyorum.
 
 
 
 
 
 
 
Reklamı Geç
KAPAT