BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Riyâ; imânda tereddüdün alâmetidir

Riyâ; imânda tereddüdün alâmetidir

Riyâ; kalb hastalıklarından olup, bir şeyi olduğunun tersine göstermektir. Ahiret amellerini yaparak, dünyâ arzûlarına kavuşmak demektir. Kısaca, dünyâ kazancına dîni âlet etmektir. İbâdetlerini göstererek, insanların sevgisini kazanmaktır...



Riyâ; gösteriş yapmak, ikiyüzlülük ve kendini, olduğundan başka göstermek demektir. İmâm-ı Gazâlî hazretleri buyuruyor ki: “Bütün kötülüklerin başı, kaynağı üçtür: Hased, riyâ yani gösteriş ve ucb yani kendini ve yaptığı işleri beğenmek. Kalbini bunlardan temizlemeğe çalış.” Riyâ; kalb hastalıklarından olup, bir şeyi olduğunun tersine göstermektir. Ahiret amellerini yaparak âhiret yolunda olduğunu göstererek, dünyâ arzûlarına kavuşmak demektir. Kısaca, dünyâ kazancına dîni âlet etmektir. İbâdetlerini göstererek, insanların sevgisini kazanmaktır. Ebû Muhammed Cerîrî hazretleri; “İhlâs, âhiretteki nîmet ve azaplara yakînen inanmanın alâmetidir. İbâdetlerdeki riyâ, gösteriş de, âhiretteki nîmet ve azaplara inanmakta tereddüt olduğunun alâmetidir” buyurmuştur. Sözleri veyâ ibâdetleri riyâ ile olan kimsenin, din bilgisi varsa, buna Münâfık denir. Din bilgisi yoksa, buna din yobazı denir. Riyânın zıddı, aksi İhlâstır. İhlâs, dünyâ faydalarını düşünmeyip ibâdetlerini yalnız Allahü teâlânın rızâsı için yapmaktır. İhlâs sâhibi, ibâdet yaparken başkalarına göstermeyi düşünmez. Bunun ibâdetlerini başkalarının görmesi ihlâsına zarar vermez. Hadîs-i şerîfte, (Allahü teâlâyı görür gibi ibâdet et! Sen görmüyor isen de O, seni görmektedir) buyuruldu. Başkalarının sevgisine ve medhetmelerine kavuşmak için, dünyâ işleri ile, onlara iyilik yapmak, riyâ olur. İbâdet ile olan riyâ bundan dahâ fenâdır. Allahü teâlânın rızâsını hiç düşünmeden yapılan riyâ, hepsinden dahâ fenâdır. Kim haram yerse!.. Abdullah İsfehânî hazretleri buyuruyor ki: “İbâdetlerden lezzet alamamanın sebeblerinden biri de, haram ve şüpheli yemeklerdir. Eğer yenilen lokma şüpheli ise, ondan, hırs, şehvet, hased, adâvet, düşmanlık ve riyâ doğar. Âlimler buyurdu ki: “Kim şüpheli bir şey yerse, Allahü teâlâya giden yolu doğru olarak bulamaz. Kim haram yerse, kendisine o yol kapanır.” Muhammed bin Elsem Tûsî hazretleri bütün ömrü boyunca Peygamber efendimizin sünnet-i seniyyesine tam bir bağlılık içinde yaşadı. Haram ve şüphelilerden sakınmakta ve hattâ şüphelilere düşmek korkusuyla mubahların çoğunu terk etmekte çok dikkatli idi. Riyâya düşmek ve parmakla gösterilmek korkusuyla, nâfile ibâdetlerini evinde gizli yapar ve; (Sizde bulunmasından en çok korktuğum şey, şirk-i asgara yakalanmanızdır. Şirk-i asgar, riyâ demektir) hadîs-i şerîfini okurdu. Bir defasında yerden bir taş alıp yanındakiler; - Bu, taş değil mi? diye sordu. Onlar da; - Evet deyince, tekrar; -Şu yüksek kaya da taş değil mi? diye sordu. Onlar; - Evet deyince; -İşte bunun büyüğüne de küçüğüne de taş denildiği gibi, riyânın azı da çoğu da tehlikelidir, buyurdu. Abdullah Mürteiş hazretleri, bir defâsında ramazân-ı şerîf ayının son on günü câmide îtikâfa başlamıştı. Ancak birkaç gün sonra îtikâfı bırakıp çıktılar. Sebebini soranlara: “Mescidde bâzı kimselerin riyâ ile, gösteriş yaparak ibâdet edip, Kur’ân-ı kerîm okuduklarını gördüm. Bu hâlleri sebebiyle, onlara gelecek olan belâdan korkup dışarı çıktım” buyurmuştur. Zulmânî buhar ve duman! Abdülhak-ı Dehlevî hazretleri bir talebesine yazdığı mektupta buyuruyor ki: “Hased, ucb, kibir, riyâ, buğz, kin ve Allah için olmayan mal ve makâm, yâni dünyâ sevgisi gibi kötü huylar; şehvet ve nefs toprağından yükselen, zulmânî buhar ve dumanlardır. Kalbi bulandırır ve karartırlar ve göğsün genişlemesine sebeb olan îmân nûrundan, ilimden, muhabbetten ve zikirden insanı alıkoyarlar. Mahrûm bırakırlar. Kalb sâhasını karartır ve daraltırlar.” Ebû Abdullah el-Basrî hazretleri; “Kalpten riyâ hastalığı ihlâs nûru ile; yalan hastalığı ise doğruluk nûru ile giderilip tedâvî olunur. Kim nefsinin arzu ve isteklerine muhâlefet eder karşı çıkarsa, Allahü teâlâ onu, ünsiyet, dostluk ve muhabbet makâmına kavuşturur” buyurmuştur. İbâdet, Allahü teâlânın rızâsına kavuşmak için yapılır. Başkasının muhabbetine, ihsânına kavuşmak için yapılan ibâdet, ona tapınmak olur. Allahü teâlâya ihlâs ile ibâdet etmemiz emrolundu. Hadîs-i şerîfte: (Allahü teâlânın birliğine îmân edenden ve namâzı ve zekâtı ihlâs ile yapandan Allahü teâlâ râzı olur) buyuruldu. Resûlullah efendimiz, Mu’âz bin Cebel hazretlerini Yemen’e vâlî olarak gönderirken: (İbâdetlerini ihlâs ile yap. İhlâs ile yapılan az amel kıyâmet günü sana yetişir) buyurmuşlardır. İnsana Allah kâfîdir... Ebü’l-Hasan-ı Harkânî hazretleri buyuruyor ki; “Allahü teâlâ için yaptığın her şey ihlâstır. Halk için yaptığın her şey de riyâdır.” Ebü’l-Hayr-ı Aktâ hazretleri; “Kalp; niyetleri düzeltmek, yaptıklarımızı sırf Allah için yapmakla, riyâ ve gösteriş kirlerinden temizlenir. Beden de, Allahü teâlânın velî ve sâlih kullarına hizmet etmekle kıymet kazanır” buyurmuştur. Dünyâ nimetleri geçicidir. Ömürleri ise pek kısadır. Bunları ele geçirmek için dînini vermek ahmaklıktır. İnsanların hepsi âcizdir. Allahü teâlâ dilemedikçe, kimse kimseye fayda ve zarar yapamaz. İnsana Allahü teâlâ kâfîdir.
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT