BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > “Vakit, keskin kılıç gibidir”

“Vakit, keskin kılıç gibidir”

İmâm-ı Rabbânî hazretleri buyurdu ki: “Vakit, keskin bir kılıç gibidir. Yarına çıkacağımız belli değildir. Mühim işleri bugün yapmalı, mühim olmayanları yarına bırakmalıdır. Aklı olan böyle yapar!..”



Vakit; zaman, müddet, süre anlamında kullanılmaktadır. Ömür ise; insana ve diğer varlıklara verilen, belli bir zaman dilimidir. Bu zaman dilimi yani vakit, çok kıymetli ve o derecede de önemlidir. Çünkü insan, âhirette, kendine dünyada verilen bu zaman dilimi içindeki yaptıklarına göre muameleye tabi tutulacaktır. Bunun için Peygamber efendimiz; (Yarın yaparım diyen helâk oldu, ziyân etti) buyurmuşlardır. İmâm-ı Rabbânî hazretleri; “Vakit, keskin bir kılıç gibidir. Yarına çıkacağımız belli değildir. Mühim işleri bugün yapmalı, mühim olmayanları yarına bırakmalıdır. Aklı olan böyle yapar” buyurmaktadır. Muhammed Ma’sûm hazretleri buyurdu ki: “İnsanın ömrü çok azdır. Sonsuz olan âhiret hayâtında, insanın karşılaşacağı şeyler, dünyâda yaşadığı hâle bağlıdır. Aklı başında olan, ileriyi görebilen bir kimse, dünyâdaki kısa hayâtında, âhirette iyi ve rahat yaşamaya sebep olan şeyleri yapar. Âhiret yolcusuna lâzım olan şeyleri hazırlar.” Bugünün işini yarına bırakma Abbâsî Halîfelerinde Hârûn Reşîd’in, nasihat isteyen mektubuna karşılık İmâm-ı Ebû Yûsuf hazretleri, şunları yazar: “Ey müminlerin emîri! Bugünün işini yarına bırakma, yoksa işleri ve hakları zâyi edersin. İstekler bitmeden ecel gelir çatar. Ecel gelip çatmadan sâlih amel işle. Çünkü ölüm gelince, amel yapılmaz. Doğruluktan ayrılma, yoksa idâre ettiğin kimseler de doğruluktan ayrılır. Nefsin isteğine göre emir vermekten ve kızgınlıkla iş görmekten sakın. Biri âhiret ile diğeri dünyân ile ilgili iki işle karşılaştığın zaman, âhiret işini tercih et. Çünkü dünyâ fânî âhiret bâkîdir. Bu hayat, gece ve gündüzün yer değiştirmesinden ibârettir. Durmadan biri diğerinin peşini takip ediyor. Zaman, her yeniyi eskitir. Ömür az, iş mühim, dünyâ ve dünyâdakiler fânîdir. Âhiret ise, devamlı kalma yeridir.” Hasan-ı Basrî hazretleri, zamânın halîfesi Ömer bin Abdülazîz hazretlerine yazdığı mektupta buyuruyor ki: “Şüphesiz dünyâ, geçip gidilecek bir konaktır. Ebedî kalacak yer değildir. Dünyâda zenginlik ona dalmamaktır. Üzerinde yaşayanlar her an birer birer ölmektedir. Onu üstün tutan zillete, toplayan fakirliğe düşer. Dünyâ zehir gibidir. Onu bilmeyen yer, o da onu öldürür. Dünyâya düşkün kimse, murâdına kavuşamaz. Bir gün olsun rahat nefes alamaz. Her gün, ayrı bir düşünce, keder getirir. Derken dünyâya o kadar dalar, ömür biter de ecel bir gün onu yakalayıverir. Sonunda, azıksız âhiret yolculuğuna çıkmak zorunda kalır. İşte böyle duruma düşmekten sakın. Dünyâdan kendini muhâfaza edebildiğin müddetçe, sevinçli ol. Yoksa, ne kadar üzülsen yeridir. Dünyâ kimi sevindirirse, sonunda mutlaka beğenilmeyen bir şey vardır. Dünyâda sevinen aldanmıştır. Bugün faydalı görünen dünyâ, yarın zarar verir. Dünyâda, ümit, belâ berâberdir. Dünyâda kalmanın sonu, yok olmaya gider. Onun sevinci, hüzün ile karışıktır. Dünyâda ne geleceği belli olmaz ki, beklenip tedbir alınsın. Dünyâdaki arzular, yalancıdır. Emelleri boştur. Onun iyiliği kederdir. Dünyâ, imtihân için sâlih ve ibâdet edenlerden alındı. Aldatmak için de, Allahü teâlânın düşmanlarına verildi. Dünyâ verilerek aldatılanlar, dünyâyı elde etmekle, ele geçirmekle, kendilerine ikrâm edildiğini zannederler.” Molla Câmî hazretleri buyurdu ki; “Akıllılar, ölümle sona eren her nîmeti, nîmetten saymazlar. Ömür, ne kadar uzun olursa olsun ölüm yüz gösterince, o uzunluğun ne faydası olur? Nîmetin değeri, sonsuz olmasında ve yok olmak tehlikesinden uzak bulunmasındadır.” Ezelde takdîr edilmiş olan her şey, elbet vâki olacaktır. Ra’d sûresinin 40. âyet-i kerimesinde meâlen: (Her vakit için, bir hüküm vardır) buyurulmaktadır. Allahü teâlânın rızasını kazanmak için çalışmalıdır. İnsana verilen bu fırsat günlerini, ganîmet bilmelidir. Zira dünyâya iki kerre gelmek yoktur. İmâm-ı Rabbânî hazretleri buyuruyor ki: “Gençlik çağı, kazanç zamânıdır. Mert olan, bu vaktin kıymetini bilip, elden kaçırmaz. İhtiyârlık herkese nasîb olmaz. Nasîb olsa da, râhat, elverişli vakit ele geçmez. Vakit de bulunsa, kuvvetsizlik, hâlsizlik zamânında, yarar iş yapılamaz. Bunun için, zamânları kıymetlendirmek lâzımdır. Böylece, faydasız, boş yere vakit öldürmekten kurtulmuş olursunuz.” Hayat, içinde bulunduğumuz andır Murâd-ı Münzavî hazretleri buyurdu ki; “Bu dünyâda, insana bitmeyen bir vakit, bir ömür verilmemiştir. İnsan için bir ecel yani belli bir ömür vardır. Bu ömür de herkese nasîb olmaz. Dün geçmiş, mazi olmuş, yarın yani gelecek ise meçhuldür. Zira yarına çıkacağımız belli değildir. O halde hayat, içinde bulunduğumuz andır. Vakit bu nefestir.” Şumeyt bin Aclân hazretleri de buyurdu ki; “Hastalık gelmeden sıhhatin, meşgûliyet gelmeden boş vaktin, ölüm gelmeden evvel hayâtın kıymetini biliniz” Seyyid Ali bin Şihâb hazretleri, oyun ve boş şeylerle vakit geçirenleri gördüğü zaman, onlara; “Yavrularım, ömür çok kısadır. Oyun ve eğlence zamanı değildir. Yakında yaptıklarınıza pişman olursunuz” diye nasîhat ederdi. Gençlik geçti, sanki tatlı bir rüyâ, Bütün ömür de, bir sâattır güyâ...
 
 
 
 
 
 
 
Reklamı Geç
KAPAT