BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Madendeki trendimiz ERDEMİR (ESİR MADENLERİMİZ)

Madendeki trendimiz ERDEMİR (ESİR MADENLERİMİZ)

Yaptığı atılımlarla 2 yıl içinde 493. sıradan liderliğe yükselen Ereğli Demir-Çelik fabrikaları, adeta Türk ekonomisinin lokomotifi ve can damarı. ERDEMİR, bugün tam 10 milyar dolarlık bir ekonomik büyüklüğe sahip!



> Faruk Çelik - Harun Yerebakan - Taner Özlen - Ülkemizde demir cevherinin işlenmesine 1937 yılında kurulan Karabük Demir Çelik Fabrikası’nda başlandı. Bunu 1965 yılında Ereğli Demir-Çelik, ardından da 1975 yılında İskenderun’da kurulan Demir Çelik Tesisleri izledi. Sektörün 1980 yılında, yıllık 4 milyon 200 bin ton ham çelik üretim kapasitesine ulaşması, Türk ekonomisinin gelişiminde de bir dönüm noktası oldu. Bu dönemden sonra sektör; ekonomik yapıdaki iyileşmelere ve yeni ocaklarının kurulmasına paralel olarak büyük gelişme gösterip; 3’ü entegre, 15’i ark ocakları olmak üzere toplam 18 tesiste 20 milyon ton demir çelik üretimini gerçekleştirecek konuma geldi. Türk demir-çelik sektörü bugün gösterdiği performansla, ham çelik üretimini en fazla artıran ülkeler arasında dünyanın 12., Avrupa’nın ise 4. büyük demir-çelik endüstrisi konumunda bulunuyor. ‘Hurda alıp işliyoruz’ Yassı ürün üretimindeki yetersizlik nedeniyle 2004 yılında 5 milyon 200 bin ton yassı ürün ithal edildiğini belirten Demir Çelik Üreticileri Derneği Genel Sekreteri Veysel Yayan şunları söyledi: “Yurt içi talebin az olması nedeniyle, 2004 yılında 7 milyon 100 bin ton uzun ürün ihraç edildi. Türkiye bugün üretimini (yüzde 75’i hurdaya dayalı olmak üzere) ark fırınlarda gerçekleştiriliyor. Ülkemiz dünyanın bir numaralı hurda ithalatçısı durumunda. Hammadde temininde büyük ölçüde ithal pazarlara bağımlı bir görünüm arzeden Türkiye, bu şekilde katma değeri çok düşük olan bir üretimi döviz ödeyerek gerçekleştirmiş oluyor. Böylece yapılan icraatla sadece iş alanı açılmış oluyor” dedi. Nereden nereye... Türkiye’nin demir-çelik üretiminin sahipsiz bırakıldığını belirten sektörün uzmanları ise, “Ereğli Demir Çelik Fabrikaları, Divrik ve İskenderun Demir Çelik’i satın alarak çok büyük atılım yaptı. Bataktan çıkan ERDEMİR; yaptığı atılım neticesinde bugün, hammaddeden uç ürünlere kadar üretim yaparak 800 milyon YTL’nin üzerinde kâra geçti. Bu kadar gayret gösteren bir kurum heba edilmemeli ve arkasında durulmalı” noktasında birleşiyorlar. Dünyanın gözdesi haline gelen ERDEMİR, geçtiğimiz haftalarda yeni yatırımları için Japon kredi kuruluşu NEXI’nin garantisiyle 200 milyon dolarlık sendikasyon kredisini (3 yıl geri ödemesiz - 10 yıl vadeli) sağlayan sözleşmeyi de imzalayarak güç kazandı. Dünyanın gözdesi 2002 yılında Lüksemburg Arbed, İspanya Aceralia ve Fransız Usinor’un birleşmesiyle oluşan Arcelor; yıllık 45 milyon ton üretim kapasitesi dünyanın en büyük çelik üreticisi olarak ortaya çıktı. Ardından 2004 yılının son çeyreğinde LNM, Ispat ve ISG’nin “Mittal Steel” çatısı altında birleşmeleri ve yıllık 60 milyon ton üretim kapasitesine ulaşmaları dünya çelik sektöründe dengeleri önemli ölçüde etkileyecek gelişmeler arasında gösteriliyor. Türkiye’nin ihracatında demir-çelik sektörü; tekstil ve otomotivden sonra 3. sırada yer alırken, ülkemiz dünyanın en büyük “nervürlü” demir ihracatçısı konumunda bulunuyor. Bütün bu gelişmelerin ardından dünya devleri de özelleşme kıskacında bulunan ERDEMİR’le yakından ilgileniyor. Bazı uzmanlar, “ERDEMİR stratejik olduğu için çok önemli. Değeri 12 milyar dolar civarında. Birileri çıkıp 1.5-2 milyar dolara kapatmak istiyor. Bu kurum blok satışla tek bir firmaya giderse Türkiye kaybeder. Biz özelleştirmeye karşı değiliz. Ancak, hakimiyetin kötü niyetli birilerinin eline geçmesinden endişe ediyoruz” şeklinde uyarılarda bulunuyor. ‘Özelleştirme sağlıklı olmalı’ Çevre Bakanlığı’nın sanayi sektörüne ağır yükler getiren çalışmalar içine girdiğini kaydeden Demir Çelik Üreticileri Derneği Genel Sekreteri Veysel Yayan; bunun, sektörün gelişmesini olumsuz yönde etkileyeceğini söyledi. Yayan, ERDEMİR’deki kamu hisselerinin, önümüzdeki aylarda blok satış yöntemi ile özelleştirileceği yönündeki haberlerin, son 2 yıl içinde olağanüstü başarı sağlayan kurumun performansını da olumsuz yönde etkilediğini belirterek; “Verilecek son karar, sadece hisse satışından elde edilecek gelirlerin hesabı ile sınırlı ve günü kurtarmaya yönelik olmasın! Uzun vadeli ve çok yönlü sonuçları da dikkate alınarak verilecek bir karar olmalı. Buranın sağlıklı bir şekilde özelleştirilmesi yalnızca Türk demir-çelik sektörü açısından değil, Türk ekonomisi açısından da büyük önem taşımaktadır” dedi. ‘Rakip istemediler!’ 1978’de bulunan trona için 1998’e kadar tam 20 yıl Türkiye’de hiçbir şey yapılmadı. Dünyada kullanılan trona madeninin önemli bir bölümünün sentetik olduğunu ve Avrupa’nın özellikle sentetik soda kullandığını belirten Madencilik Sektörü Başkanlar Konseyi Yönetim Kurulu Başkanı İsmet Kasapoğlu, “Çünkü trona doğal soda, bir Kuzey Amerika’da var, bir de Türkiye’de. Bu sebeple gerek sentetik soda üreticileri, gerekse Kuzey Amerika’da tronadan soda üreten şirketler Türkiye’deki bu yatakların faaliyete geçmesini istemediler. Ben de olsam istemem, yeni bir rakip niye çıksın? Uzun yıllar Eti Holding’in işletmeye girememesinin nedeni de yabancılardır. ‘Bunu siz çıkaramazsınız, bu tronanın üzerinde çok büyük bir su tablası var, bu özel bir teknik gerektirir’ diyerek korkuttular. Ama bunu başardık” dedi. Geleceğin yıldızı TRONA Cam sanayiinde yaklaşık yüzde 50, inorganik kimyasallarda yüzde 20, sabun ve deterjanda da yüzde 10 olmak üzere birçok alanda kullanılan trona (soda külü), dünyada ABD’den sonra en çok Türkiye’de bulunuyor. Yüzde 87’si tenörlü olmak üzere tam 237 milyon tonluk bir rezerve sahip Türkiye’de; ilk üretim, Beypazarı Eti Soda (trona) Üretim Tesisleri’nde 2007 yılında yapılacak. Bin kişilik istihdam ve yıllık 100 milyon dolarlık ihracat hedeflediklerini söyleyen Üretim Müdürü Ali Uğurelli, “Trona’nın yıllık bir milyon ton kapasite ile 43 yıllık bir ömrü var” dedi. Bugün soda külü, Mersin Soda Sanayii tarafından kaya tuzundan sentetik olarak üretiliyor. Mersin yöresindeki kaya tuzu rezervleri de işletmenin yaklaşık 100 yıl ihtiyacını karşılayacak kapasitede ve dünyada 7. sırada. Mutlak girmeliyiz Avrupa ve Ortadoğu’da doğal soda rezervi olmadığı için; ihtiyacın bir bölümü ABD’den, bir kısmı da sentetik olarak karşılıyor. Bu da coğrafi konumu itibariyle Türkiye’nin tronadaki önemini artırıyor. Madencilik Sektörü Başkanlar Konseyi Başkanı İsmet Kasapoğlu; halen 36 ülkede soda külü üretildiğine dikkat çekerek, önemli bir potansiyele sahip olan Beypazarı trona madeninin faaliyete geçirilmesi gerektiğini vurguladı. Eti Soda Üretim Müdürü Ali Uğurelli de, 155 milyon dolarlık bir yatırım maliyetinin sözkonusu olduğunu belirterek, “Bizim yaptığımız çözelti madenciliğidir. Yani, yeraltına su enjekte ediyorsunuz, diğer borudan çözelti çıkıyor. Sonra bu çözeltiyi suyla eritiyoruz ve yüzde 15’lik trona çözeltisi elde ediyoruz. Üretime 2007’de geçeceğiz. Yüzde 70’ini ihracat, yüzde 30’unu da iç pazar olarak düşünüyoruz” dedi. Büyük fırsat! Projenin bir milyon ton kapasite ile 43 yıllık bir ömrü olduğunu; en büyük avantajın ise Avrupa’da, Ortadoğu’da ve Kuzey Afrika’da böyle doğal sodanın bulunmadığını hatırlatan Uğurelli, “Avrupa’da 10 milyon tonluk bir üretim var, hepsi de sentetik soda. Dolayısıyla yanıbaşımızdaki bu hazır pazardan istifade etmeliyiz” diye konuştu.
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT