BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Sentetik hayat

Sentetik hayat

Kitap yok... Kültür yok... Fikir yok... Anlayış yok... Hoşgörü yok... Tebessüm yok... Tahammül yok... Edebiyat yok... Sinema yok... Tiyatro yok... Estetik yok... Tarih yok... Alkış yok... Ödül yok... Samimiyet yok... Sevgi yok... Saygı yok... Huzur yok... Mutluluk yok... Bilgi yok... Dert yok... Mesele yok... Ölüm korkusu yok... Sanat yok... Mücadele yok... Dostluk yok...



Kitap yok... Kültür yok... Fikir yok... Anlayış yok... Hoşgörü yok... Tebessüm yok... Tahammül yok... Edebiyat yok... Sinema yok... Tiyatro yok... Estetik yok... Tarih yok... Alkış yok... Ödül yok... Samimiyet yok... Sevgi yok... Saygı yok... Huzur yok... Mutluluk yok... Bilgi yok... Dert yok... Mesele yok... Ölüm korkusu yok... Sanat yok... Mücadele yok... Dostluk yok... Peki ne var hayatımızda? İnsan olmaklığımızı gerektirecek bütün bunların dışındaki her şey... Günü kurtarmak, koltuğu korumak, para kazanmak, iyi yaşamak, zengin olmak, sağlıklı iken ‘kaliteli’ bir hayat sürmek, ekranlarda görünmek, mikrofonlara konuşmak, elindeki tırpanla altında bulunan zavallıların boynunu uçurmak, günlük süflî, bayağı ve adî magazin bilgileriyle ömrünü geçirmek, anlamadan-dinlemeden yargılamak, kalp kırmak, özür bile dileyememek... Eğer, ‘budur’ diyorsanız, size söyleyecek bir şeyim yok... ‘Duruş’ gösteren bir insan, bir zümre, bir topluluk olmaktan; dünyevî hırs, heva ve hevesi için kellesini altın kafeslerde taşıyan ademlere döndük, döndürüldük... Ne yana baksak vıcık vıcık adamsızlık... Ne yana baksak zarafetten, hoşgörüden, sevgiden uzak bir yığın... Ve bu yığınların arasında yol bulmaya çalışan, yön tayin etmek için didinen ‘bediî/ ebedî’ zihinler... Sentetik dostluklar, sentetik dil, sentetik ekmek, sentetik sanat, sentetik edebiyat... Nereye kadar!.. “Dünyada en az iki kişi sizi uğrunuzda ölecek kadar seviyordur; dünyada en az on beş kişi uğrunuzda ölmese de sizi seviyordur; biri sizin gibi olamadığı için size çok imreniyordur; sizin bir gülümsemeniz, size bakan birçok yüzü aydınlatıyordur; her gece birisi mutlaka uykuya dalmadan önce aklından sizi geçiriyordur; birisi için dünyalara bedelsinizdir; siz olmadan yaşayamayan en az bir kişi vardır; siz sahip olduğunuz bütün özelliklerinizle kendinize özel ve eşsizsinizdir; varlığından haberiniz bile olmayan biri, sizi seviyordur; dünyanın en büyük hatasını bile yapsanız, mutlaka bundan size yarayacak bir şey çıkacaktır; bütün dünyanın size sırtını döndüğünü düşündüğünüzde, belki de sırtını dönen sizsinizdir; insanların sadece iltifatlarını aklınızda tutup, kabalıklarını unuttuğunuzda kazanacaksınızdır; her zaman insanlara onlarla ilgili ne hissettiğinizi söylediğinizde belki kendinizi çok daha iyi hissedeceksinizdir; gerçekten eşsiz bir arkadaşa sahip olduğunuza inanıp bunu ona söylerken kendinizi de keşfedeceksinizdir...” Gerçekte, bütün bu söylenenler size neyi anlatıyor, sevgili dostlar... Bana önceleri coşkuyu, sevgiyi, sürekli ‘ona’ doğru koşmayı, heyecanı ve ideali anlatıyordu... Şimdi, kocaman bir hiçliği, pişmanlığı, yılgınlığı, yorgunluğu ve yokluğu... ‘Geçen günlere yazık!..’ Çok yazık...
 
 
 
 
 
 
 
Reklamı Geç
KAPAT