BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Haziran 2018 Cumhurbaşkanlığı ve Meclis

Seçim sonuçlarını görmek için tıklayın.
Anasayfa > Haber > Menderes’in idamı bir rezaletti

Menderes’in idamı bir rezaletti

“Çerçeve’den Yansımalar”a katılan Başyazarımız Yılmaz Öztuna, 1960 ihtilalinin ülkeye komünizm getirdiğini belirterek, “O günlerde millet sokağa çıkmadı, evinde ağladı. Adnan Menderes’in asılması rezaletti” dedi.



> Süleyman Demir ANKARA- Genel Yayın Müdürümüz Fuat Bol ve Yazarımız İsmail Kapan’ın birlikte hazırlayıp sundukları, TGRT HABER TV’de yayınlanan “Çerçeve’den Yansımalar”ın bu haftaki konuğu, Başyazarımız Yılmaz Öztuna idi. Programda,Türkiye ve dünya gündemindeki gelişmelerin yanısıra, siyasi tarihimizde yaşanan önemli olaylar tartışıldı. Türkiye’nin demokrasi tarihinin ağırlıkla ele alındığı programda, dünyadaki gelişmiş ülkelerden önce, bu topraklara Birinci Meşrutiyetle demokrasinin geldiğini hatırlatan Öztuna, “Bu ilk tecrübedir. 1876 yılında demokrasi, dünyada çok küçük bir alanda vardır. Sayılı bir kaç ülkede vardır. Almanya, Rusya gibi ülkelerde henüz baskılı rejimler vardı. 1876’daki İngiliz demokrasisinde seçmenin belli bir gelir seviyesine sahip insanlar olduğunu, kadınların seçmen olmadığını bilmek lazım” dedi. Bu ilk tecrübenin bir yıl gibi kısa bir süre sürdüğünü belirten Öztuna, “ikinci tecrübe olarak bilinen 1908 yılındaki 2. Meşrutiyetin ilanı daha erken gelseydi, yönetim tarzı daha normal geçiş yaşayabilirdi. Eğer 2. Abdülhamit Han, 1900’ün hemen başında virajı alabilseydi, daha normal bir yönetime geçiş yaşanacaktı. 1905’te Rusya’da Meşrutiyet ilan edilip Duma kuruldu. 1906’da İran’da ilan edildi. Bu dış atmosfer bizi de etkiledi” şeklinde konuştu. Demokrasiye geçiş Atatürk dönemindeki denemeler haricinde 1946 yılına kadar hiçbir demokrasi denemesinin olmadığını kaydeden Tarihçi Yazar Yılmaz Öztuna, bu döneme kadar Halk Partisi’nin bürokrasi ile birlikte teşkilatlandığını, valilerin parti il başkanlığı yaptığını hatırlattı. İkinci Dünya Savaşı’nın bitimiyle dünyanın da değiştiğini söyleyen Öztuna, “Demokrasiye geçiş, hiç şek ve şüphe yok ki, Roosevelt’in ve Truman’ın demokrasiye geçmeyen rejimleri tehdit etmesiyle Türkiye’ye geldi. Stalin’in, Boğazlardan geçiş istemesiyle İsmet İnönü, demokrasiye ‘Evet’ dedi. Otoriter rejime meyilli olan İnönü, demokrasiye geçmek zorunda kaldı” değerlendirmesinde bulundu. Buna rağmen bu geçişin sancılı olduğunu anlatan Öztuna, 1946 seçimlerinde oyların açık olarak verildiğini ve gizli sayıldığını, sandıkların başında hükümeti temsil eden ve Halk Partisi il başkanı olan valilerin bulunduğunu söyledi. İnönü’ye yardım teklifi Öztuna, “İstanbul Valisi hem Halk Partisi’nin il başkanı, hem belediye başkanı, hem de validir. Devlet korkusu ve örfi idarenin henüz kalkmadığı bir dönemde bir çok insan, Halk Partisi’ne oy vermek zorunda kalmıştır. İstanbul’u Demokrat Parti kazandı ama Halk Fırkası kazandı gibi gösterildi. Çünkü, oyların yüzde 51’ini alan tüm vekilleri alıyordu” şeklinde konuştu. 1950’ye kadar Demokrat Parti’nin iyi muhalefet yaptığını belirtin Öztuna, bu tarihten sonra itiraz edilemez bir şekilde, DP’nin 14 Mayıs 1950’de seçimleri aldığını hatırlatarak, bu seçimin Türk tarihi açısından büyük bir önem taşıdığını kaydetti. Öztuna, “Bir partinin seçim yoluyla değişmesi çok önemlidir. Bu görülmemiş bir olaydır. İkincisi askerin buna karışmamasıdır. Bir çok asker İsmet İnönü’ye yardım teklif etti ama İnönü, kabul etmedi. Kabul etseydi, ABD aforoz ederdi. 1950 seçimi, daha önceki tecrübelerden daha iyidir” dedi. Demokrasiyi, “Askerin ve yargının politikaya karışmadığı yönetim” olarak tarif eden Yılmaz Öztuna sözlerini şöyle sürdürdü, “Demokrasimizi en fazla geciktiren 1960 darbesidir. İhtilale karışan Üsteğmenler bile protokolde Orgenerallerin önüne geçmiştir. İstanbul’a gelen iki yüzbaşının 1. Ordu komutanının önünde yürüdüğünü ben kendim gördüm. Ordu bölünmesin diye, bütün ordu ihtilale karışmıştır. Bir yüzbaşı, tehdit ederek ve alnına silah dayayarak 1. Ordu Komutanını zorla ihtilale karıştırmıştır. Ordu disiplinini kaybetmiştir. Atatürk’ün askerin politikaya girmemesi ilkesi ihlal edilmiştir. TBMM feshedilmiştir, vekiller toptan tevkif edilmiştir. Yalnız DP milletvekilleri tevkif edilmiştir. Saçma sapan bir mahkeme, hakim ve savcı... Rezilane şeyler... Atatürk’ün arkadaşlarına hakaret edilmiştir. Tecrübeli isimler budanmıştır. Uzun süre politikaya girememişlerdir ve Nihayet 150 seneden beri olmayan bir hadise olmuştur ve Başbakan asılmıştır.” Millet evinde ağladı Menderes ve arkadaşlarının idam edildiği o günlerde yurt genelinde bütün milletin sokağa çıkmadığını ve evinde ağladığını belirten Öztuna, “Bizim parlamenter sisteme bakarsak, 1960 ihtilali Türkiye’ye komünizmi getirdi. 1950’de yoktur. 1960’ta şiddetle vardır. ABD ve Avrupa yıllıklarında da gösterir, 800-900 bin komünistten bahseder.” dedi. Demokrasi tam olarak olgunlaşmadığı için halkın seçilenlere tam olarak sahip çıkmadığını anlatan Öztuna, “O günlerde Ankara’da 5 bin kişi silahsız olarak sokağa çıkıp yere yatsaydı, bu idam olmazdı. Halk oyuna sahip çıkmamıştır. Bunu çok eski bir anane olan devlete bağlılığa bağlıyoruz. Demokrasiye sahip çıkılmaması, demokrasinin olgunlaşmadığını gösteriyor. Halk fiilen karşı çıkmıyor ama sessiz ve derin olarak tepki gösteriyor. Anayasaya yüzde 90’la kabul eden halk, partiye gelince farklı davranıyor. Demokrasinin fiilen savunulmaması, daha merhale almamız gerektiğini gösteriyor” şeklinde konuştu. Benzer durumların artık günümüzde asla yaşanmayacağını kaydeden Öztuna, “Dünya konjonktürü de artık böyle şeylere izin vermez. Hele Meclis’e karşı bir müdahale edilmesi imkansızdır” dedi. Barışı sağlamamıza izin vermezler Başbakan Erdoğan’ın İsrail gezisine değinen Yılmaz Öztuna, Türkiye’nin Ortadoğu’da barışı tesis edecek potansiyele sahip olduğunu ancak, buna izin verilmeyeceği değerlendirmesini yaptı. Öztuna, “Kimsenin niyeti halis değil, her devletin niyeti kendi yüksek menfaatine göredir. Türkiye’nin potansiyeli mevcuttur ve muazzamdır. Türklerin, tarihten gelen azametinden çekinen ve bir dönem dünya üzerinde müessir olduğunu bilen devletler, bizi bu tarz büyük olaylara sokmazlar. Hiçbir Arap devletinin de işine gelmez. Bu, bizden nefret ediyorlar anlamına gelmez. Clinton’un bile halledemediği bir meseleyi Türkiye’nin halletmesini istemezler.” dedi. Irak’taki savaşın bitiminden sonra Türkiye’ye yeni rollerin verilebileceğini kaydeden Öztuna, “Bu projedeki hedef, Türkiye’nin, askeri olarak Amerika’yı desteklemesidir. Türkiye’nin en güçlü olduğu yanı ordusudur, savaş gücüdür. Ordusundaki disiplini ve geleneğidir. ABD, bundan istifade etmek istiyor. Ne kadar istifade ederse o kadar kapıları açacak, yoksa izole edecek, Doğu sınırımızı kapatacaktır. Politik olarak sınır kapalı tutulacaktır” şeklinde açıklamalarda bulundu. AB bize ‘evet’ der Başta Fransa olmak üzere bazı AB üyesi ülkelerin Türkiye’nin üyeliğine karşı çıkacağı şeklindeki iddiaları da değerlendiren Yılmaz Öztuna, “Bugünkü niyetleriyle, ‘Hayır’ diyebilirler. O zaman seçim yenilenir. O zaman büyük bir kriz vardır ve krizi, o devlet halleder. Türkiye en az yüzde 50.5 ile kazanır. Kaybetme ihtimali düşüktür. Güvenlik, pazar ve başka bakımlardan Avrupa’yı derleyip topluyor ve çok büyük menfaatler sağlıyoruz. Bizi alacaklar” dedi. Aydınlattı Başyazarımız, ünlü Tarihçi Yılmaz Öztuna, Çerçeveden Yansımalar programında, Genel Yayın Müdürümüz Fuat Bol ve Yazarımız İsmail Kapan’ın sorularına verdiği ayrıntılı cevaplarla, siyasi tarihimizi masaya yatırarak, karanlık noktaları aydınlattı.
 
 
 
 
 
 
 
Reklamı Geç
KAPAT